Beyaz Yılan

Beyaz-Yılan
Beyaz-Yılan

Çok çok eskiden asil bir kral yaşarmış. Kalplere hükmeden, herkes tarafından çok sevilen biriymiş. Krallıkta meydana gelen her şeyi sihirli bir şekilde bilirmiş. Krala her gece akşam yemeğinden sonra güvenilir hizmetkârı tarafından bir yemek verilirmiş. Hizmetkâr bile bu yemeğin ne olduğunu bilmezmiş. Bir gün öğrenmeye karar vermiş. Kapağını kaldırmış ve beyaz bir yılanın öldürülerek yemek olarak pişirildiğini görmüş. Bir lokma almış ve yemiş. Daha sonra dışarıdan sesler duymuş. Serçeler kraliçenin kayıp yüzüğünü göletteki ördeğin yediğinden söz ediyorlarmış. Uşak ördeğin yanına gidip ördek ile konuşup ördekten rica ederek yüzüğü almış. Daha sonra onu kraliçeye vermiş. Kral onu ödüllendireceğini söylemiş.

-Majesteleri, ben sadece bir at ve birazda yol parası isterim. Uzaklara gitmek ve dünyayı görmek istiyorum.

Artık hayvanları anlama gücüne sahip olan uşak, mutluluk içinde ormana doğru at sürerken yosunlara dolanmış üç çaresiz balığa denk gelmiş:

-Ne kadar kötü bir şansımız varmış, böyle çaresizlik içinde öleceğiz.

İyi kalpli uşak balıkları kurtarmış ve suya bırakmış.

-Seni hatırlayacağız ve iyiliğinin karşılığını ödeyeceğiz.

Uşak patika boyunca yoluna devam etmiş. O esnada birinin bağırdığını duymuş. Patikada yürümekte olan karıncalar kralını görmüş.

-İnsanoğlu ve onun sakar atları niye yollarda bize dikkat etmezler ki? O şaşkın at ağır toynaklarıyla benim halkımın üstüne hiç acımadan basıyor. Seni  hatırlayacağız. Bir iyilik bir iyiliği doğurur.

Yolunu değiştiren uşak ormanın derinliklerine yönelmiş. Ormanda iki yaşlı kuzguna denk gelmiş. Kuzgunlar kendi başlarına yaşasınlar diye yavrularını yuvadan atıyorlarmış. Korku içindeki yavrular ağlamışlar:

-Ne kadar çaresiziz yavrularmışız biz. Karnımızı kendimiz doyurmalıyız ama henüz uçamıyoruz. Burada açlıktan ölmekten başka ne yapabiliriz?

Uşak atından inmiş ve çevreden buğday, arpa toplamış. Üç kuzgun yavrusu buğday ve arpaları yemişler. Sonra uşağa bakmışlar:

-Seni hatırlayacağız. Bir iyilik bir iyiliği doğurur.

Uşak büyük bir şehre varmış. Kralın çığırtkanı burada halka bir duyuru yapıyormuş.

-Kralın kızı evlenmek istiyor. Ama onunla evlenmek isteyen zor bir görev başarmalı. O görevi başaramazsa bedelini canıyla ödeyecek.

Uşak sarayın bahçesine gitmiş ve kralın kızını görüp ona aşık olmuş. Krala gitmiş ve onun kızıyla evlenmek istediğini bildirmiş. Uşağı bir kayığa bindirip denizin ortasına götürmüşler. Kral daha büyük bir tekneyle oradaymış. Ardından yüzüğünü suya atmış ve uşağa görevini söylemiş:

-Eğer sudan yüzüksüz çıkarsan dalgaların arasında boğulana kadar defalarca suya atılacaksın. Haberin olsun.

Çok şaşıran ve çaresiz kalan uşak hiçbir şey yapamadan suya bakakalmış. O sırada üç balık su üstüne gelerek uşağa bir deniz kabuğu vermişler. Balıklar gülümseyerek giderken uşak deniz kabuğunu açıp yüzüğü görmüş. Sevinç içinde krala gitmiş. Ancak prenses öfkeliymiş ve bir görev daha tamamlamasını istemiş. Ondan sonra evliliği kabul edecekmiş. Öfkeli prenses uşağı bahçeye çıkarmış. On çuval darı tohumunu hava kararırken bütün bahçeye serptirmiş.

-Yarın sabah güneş doğmadan önce bunların geri toplanması gerek. Bir tanesi bile eksik olmayacak.

Umudunu yitiren uşak pes etmiş ve tohumların arasında oturup gözlerini kapamış. Gece olmuş ve gün doğmuş. Gözlerini açtığında karşısında on çuval dolusu darı tohumunu görmüş. Başlarındaki gülümseyen krallarıyla birlikte binlerce karınca oradaymış. Mutlu olan uşak prensesin geldiğini görmüş. Prenses çok şaşırmış ama hala tatmin olmamış. Prenses her nasılsa hala kalbini yumuşatamıyormuş.

-Seninle evlenebilmem için bir görevi daha tamamlamak zorundasın.

-Tabi ki leydim. Sizin arzunuz benim için emirdir.

-Bana hayat ağacından altın bir elma getirmek zorundasın.

Çok şaşıran uşak altın elmayı bulmak için krallığı terk etmiş. Günler boyu amaçsızca dolaşmış çünkü hayat ağacının nerede olduğunu bilmiyormuş. Yorulmuş, ayakkabıları yıpranmış. Bir ağacın altında dinlenmeye karar vermiş ve gözlerini kapamış. Gözlerini açtığındaysa üç kuzgun yavrusunu dizlerinin üstünde bulmuş. Altın elmaysa kucağında duruyormuş.

-Biz senin açlıktan ölmekten kurtardığın o üç yavru kuzgunuz. Biz büyüyüp de senin altın elmayı aradığını duyduğumuzda denizin üstünden uçup hayat ağacının olduğu yere gittik ve sana altın elmayı getirdik.

Mutlu olan uşak elmayı prensese götürmüş ve elmayı gören prensesin kalbi yumuşamış. Prenses elmayı ikiye bölmüş ve birlikte yemişler. Sonrada evlenip sonsuza dek mutlu yaşamışlar.

Bencil DevMasal OkuAkılsız Berber

- Mustafa Yakut

Avatar
Türkiye'deki tüm öğrencilere ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına - Eğitime dair bilgiler ve çocuk masalları hakkında yararlı olacağımızı düşünerek kaliteli içerikler üretip, fark yaratmayı düşünerek https://masaloku.com.tr sitesini yayına aldık.

Ayrıca kontrol et

Tom-Thumb-un-Maceralari

Tom Thumb’un Maceraları

Tom-Thumb-un-Maceralari Bir zamanlar, çok açgözlü bir büyücüyle bir hazineyi paylaşma konusunda tartışan bir dev varmış. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir