Büyücünün Çocukları

Büyücünün Çocukları

İhtiyar büyücünün yanında üç çocuk varmış. En büyüğünün adı Sedat, ortancanın Vedat, en küçüğünün ise İmdat’mış.

Bir gün büyücü, çocukları kulübesinde toplamış. Bir, bir yüzlerine bakmış. Acı,  acı gülümsemiş:

– Yavrularım, demiş. Artık çok ihtiyarım. Yakında öleceğimi hissediyorum.

Derin bir nefes almış. Gözleri yaşlarla dolmuş:

– Çok iyi bir büyücü olmama rağmen ölüme çare bulamadım. Günahlarımın ağırlığı altında eziliyorum. Nice padişahları tahtından ettim. Nice sevenleri ayırdım. Nice insanın başına felaket açtım. Ama bunların arasında biri var ki beni çok üzüyor.

Vedat dayanamamış, sormuş:

– Seni bu kadar üzen şey nedir?

İhtiyar büyücü gözlerindeki yaşı silmiş:

– Şimdi anlatacaklarımı iyi dinleyin. Önce size bir şey açıklamak istiyorum. Aslında siz benim öz oğullarım değilsiniz.

Çocuklar bir ağızdan hayretle sormuşlar:

– Değil miyiz?
– Evet, değilsiniz. Üçünüz gerçekten kardeşsiniz. Ama bir başka ülkenin çocuklarınız.

Çocuklar çok şaşırmışlar. Ağızları açık kalmış:

-Yaaa, diye mırıldanmışlar.
Büyücü devam etmiş:

– Sözümü kesmeden dinleyin. Hikayemi belki de bitiremeyeceğim. Vücudumdan can çekiliyor.
Ve anlatmaya  başlamış:
– Vaktiyle Nadaska denen bir ülkeye yolum düşmüştü. İnsanları iyiydi, ülke son derece güzeldi. Üstelik çok iyi yürekli bir padişah vardı. Buraya yerleşmeye karar vermiştim. Aradan yıllar geçti. Bir gün padişahın kızını görüp aşık oldum. Benim gibi başıboş birine veremeyeceğine inandığımdan isteyemedim. Bir başka yol denedim. Çin’e gidip büyücülük öğrendim. İyi bir büyücü olana kadar yaşım oldukça ilerledi. Tekrar Nadaska’ya  döndüğümde padişahın kızını evli buldum. Zaten içimde sevgi diye bir şey kalmamıştı. Sadece kin duyuyordum. İntikam almak istiyordum.

Sedat sözün burasında birden bağırmış:

– Ama niçin?
Yaşlı büyücü başını ellerinin arasına almış.

– İntikam duygusu korkunçtur, diye devam etmiş. Niçin olduğunu şimdi  bile bilemiyorum.  Kendimi tutamamıştım. İçimde hep kötülük vardı çünkü… Şeytan ruhumu avuçlamıştı. Ne diyordum? Evet, padişahın kızından intikam almak istedim. Üç oğlu vardı. Sedat, Vedat ve İmdat. Sizler yani. Üçünüzü de birer yıl arayla kaçırdım. Annenize sihirli bir ilaç içirip delirmesine sebep oldum.

Vedat yumruklarını sıkmış.
– Bunu yapmamalıydın.
İhtiyar Büyücü başını ona çevirmiş.
– Yaptım işte yıllar önce, demiş. Ben yakında öleceğim.
– Ya annemiz ne olacak?
Büyücü koynundan bir şişe çıkarmış.
– Bunun içinde annenizi tekrar iyileştirecek ilaç var. Şu üstünde durduğum halıya binip ilacı annenize yetiştireceksiniz. Halıya binince uçması için şu cümleyi söyleyeceksiniz: “Horla hırla, uç halı fırla.”
Cümle biter bitmez halının havalandığını, kulübenin içinde dönmeye başladığını görmüşler. İlk defa böyle bir şeye şahit oluyorlarmış. Gözlerine inanamamışlar.

İhtiyar büyücü uçan halının üstünde bir yandan dönüyor, bir yandan da konuşuyormuş.

– İstediğiniz yere gidince halıyı indirmek kolaydır. Bunun içinde şu sihirli cümleyi söyleyeceksiniz:
“Tin tin tin, hadi halı yere in.”
Halı tekrar eski yerine inmiş. İhtiyar büyücü:
– Hepsi bu kadar, demiş. Yaptıklarıma pişmanım ama geç kaldım. İyi ki bu halıyı ve bu ilacı güçlü zamanımda hazırlamışım. Yoksa hatamı tamir edemeden ölüp gidecektim. Bunlar ihtiyar büyücünün son sözleri olmuş. Ağzından bir hırıltı çıkmış. Yere düşmüş. Vedat büyücünün avucundaki sihirli alacı almış.

– Öldü, demiş. Allah dilerse affeder. Şimdi yardım edin de halıyı çekelim.
Büyücünün cesedini kenara itmişler. Altından halıyı almışlar. Bahçeye götürüp üstüne binmişler.
Sedat:
– Uçmaya hazır mısınız, diye sormuş.
– Evet Hazırız.
Vedat Sihirli cümleyi fısıldamış:
– Horla hırla, uç halı fırla.
ve halı uçmuş. O kadar hızlı bir kalkış yapmış ki az daha yuvarlanacaklarmış. Bereket versin birbirlerine sıkı sıkıya tutunmuşlar.
 Bir hayli yol aldıktan sonra İmdat:
– Acıktım, demiş. Daha fazla dayanamayacağım.
Vedat:
– Biz de acıktık doğrusu. Bakın şurada bir köşk görüyorum. İnelim mi?
– İnelim tabii.
-Hadi, biriniz sihirli cümleyi söylesin.
Sedat:
– Ben çoktan unuttum, diye gülmüş. Bilirsin çok unutkanım. Vedat kardeşlerin en küçüğü olan İmdat’a dönmüş:
– Sen söyle öyleyse.
– Ben mi?
– Evet sihirli cümleyi söyle!
– Nereden bilebilirim?
– Büyücü öğretmişti ya…
– Dinlememiştim ki. Babam olmadığını öğrenince diğer söyledikleri de yalan diye dinlemedim.
Vedat bir çığlık koparmış:
– Eyvah!
Sedat:
– Ne var, ne oldu?
– iniş cümlesini bende hatırlamıyorum.
Kara, kara düşünmeye, sihirli cümleyi bulmaya çalışmışlar.
Sedat:
– Bom bom bim, halıcığım yere in.
Halı yoluna devam etmiş.
İmdat:
– Kim kim kim, halı yere in.
Halı yine yoluna devam etmiş.
Vedat:
– Tin ton tin, hadi halı yere in.
Halı bir parça alçalmış.
– Sihirli cümleye yaklaştık, ama henüz bulmadık, diye söylenmiş  Vedat.
İki saat kadar uğraşmışlar. Halı süratle yola devam etmiş. Sihirli cümleyi bulamıyorlarmış. Bu gidişle hayatları boyunca göklerde gezeceklermiş. Yakında açlıktan ölürlermiş herhalde. Şimdiden mideleri kazınıyormuş bile.
İmdat:
– Çok uykum var, demiş.
Uyumuş. Yarım saat kadar sonra ise gözlerini açmış. Avazı çıktığı kadar bağırmaya başlamış:
– Tin tin tin, hadi halı yere in…
Halı süratle alçalmaya başlamış. Az sonra da yere inmişler. Vedat, küçük kardeşini kucaklamış.
– Nasıl hatırladın, diye sormuş.
İmdat:
– Ak sakallı, nur yüzlü bir ihtiyar rüyama girdi.
“Tin tin tin, hadi halı yere in” dersen halı yere iner, dedi. Hemen uyandım. 
Nerede olduklarını bilmiyorlarmış. Biraz  yürüdükten sonra bir şehre girmişler. Lokantada güzelce karınlarını doyurmuşlar. Çıkarken de lokantacıya sormuşlar:
– Bu memlekete ne derler?
Lokanta sahibi cevap vermiş hemen:
– Nadaska derler.
Üç kardeş sevincinden neredeyse zıplayacaklarmış. Vakit geçirmeden saraya koşmuşlar. İmdat padişahı görür görmez:
– İşte, diye bağırmış. Rüyama giren adam bu.
Gerçekten padişah İmdat’ın daha önce tarif ettiği gibi ak sakallı, nur yüzlü bir ihtiyarmış.
– Ne istiyorsunuz yavrularım, diye sormuş.
– Efendimiz, biz bu ülkenin kraliçesinin çocuklarıyız. Bir büyücü annemi delirtmiş. Onu iyi etmeye geldik. Padişah gözlerine ve kulaklarına inanamamış. Yerinden fırlamış:
– Öyleyse ben sizin babanızım, diye bağırmış. Dedeniz ölünce yerine ben geçtim.
Birbirlerine sarılmışlar. Üç kardeşin gözlerinden sicim gibi yaşlar boşalmış. Sonra annelerinin bulunduğu odaya gitmişler. Zavallı kadın bir koyun postunun üstüne bağdaş kurmuş. Gelenlere boş gözlerle bakmış. Kahkahalarla gülmüş. Üç kardeşin içleri yanıyormuş. Sihirli ilacı hemen padişaha uzatmışlar.
– Şunu içirin.
Padişah ilacı sonuna kadar içirmiş. Kadının yüzündeki ifade yavaş, yavaş değişmiş. Gözlerindeki delici pırıltılar kaybolmuş. Az sonra da sormuş:
– Neredeyim, ne oldu bana?
Üç kardeş annelerinin boynuna atılmışlar.
– Anneciğim, anneciğim.
Kraliçe sevinç göz yaşları akıtarak oğullarına sarılmış.
– Canım yavrularım benim.
Kötüler üzülmüş, iyiler sevinmiş. Ve padişahın ailesi üzüntülü günleri geride bırakarak mesut olmuş.


BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Şaşkın Leylek

Şaşkın Leylek Şaşkın Leylek de diğer leylekler gibi kışa doğru sıcak ülkelere göç edermiş. Ama …

Hasta Olmamak

Hasta Olmamak Bir zamanlar mutlu mu mutlu bir aile yaşarmış. Bu aile ormanın derinliklerinde, kimsenin …

Tavşanlar Ülkesi

Tavşanlar Ülkesi Tavşanlar ülkesinde o gün okullar açılıyormuş. Tin Tin Tavşan da okula başlayacakmış. Bir …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir