Çıkrıkçı Kız

Çıkrıkçı Kız Hikayesi Oku

Çok uzun zaman önce, küçük bir köyde kızı ile yaşayan değirmencinin yalan söylemek gibi çok kötü bir alışkanlığı vardı. Sonuçlarını düşünmeden herkese yalan söyleyebiliyordu.

Bir gün kral, çarşıda gezerken önüne çıkıp önemli gözükmek için: – Efendim! Benim yün eğiren ve eğirdiği ipi altına çeviren bir kızım var, dedi.

Kral bir an afallayıp değirmenciye: – Bu beni çok memnun edecek bir maharet. Kızın eğer senin dediğin kadar becerikliyse yarın onu sarayıma getir, dedi.

Değirmenci evine gidip masum kızını yanına çağırdı: – Kızım bu bizim son şansımız, bu fakirlikten belki kurtulabiliriz.

Ben kralımıza senden bahsettim.

Ne yap ne et, kralın gözüne görünmeye çalış, diyerek ertesi gün kızını krala götürdü.

Kral genç kızı odaya alıp yünle dolu bir leğenle, çıkrık makara verdi.

Kral: – Hemen işe başla, iki güne kadar bu yünleri altından bir yumak ipe çevirmezsen ölüm cezasına çarptırılacaksın! Dedi.

Kral, genç kızdan yapamayacağı bir şey istemişti.

Bu onu çok korkuttu ve genç kız çaresizlik içinde ağlamaya başladı.

Kız ağlarken birden kapı açıldı ve küçük bir adam içeri girdi.

Cüce: – İyi günler güzel kız, neden bu kadar çok ağlıyorsun? Diye sordu.

Çıkrıkçı kız: – Ne yazık ki bu yünü altına çevirmek zorundayım ve bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum.

Cüce: – Eğer sana yardım edersem bana ne vereceksin, diye sordu.

Çıkrıkçı kız: – Kolyemi, dedi.

Küçük adam kolyeyi aldı ve yünlerin önüne oturdu.

Cüce: – Haydi bakalım iş zamanı, deyip yanında getirdiği altın sarısı boyayı bir anda yünlerin üstüne döküp, ayağıyla çiğnemeye başladı.

Boyanın içindeki yünler oldukça altın gibi parlıyordu.

Biraz sonra yünleri kurutup eğirmeye başladılar.

İki gün sonra, kral odaya geldi.

Bir yumak altın gibi ipi görünce sevindi.

Açgözlü olduğu için, çıkrıkçı kızı iki leğen yün olan bir odaya kapattı ve eğer hayatına değer veriyorsa iki günde yünü eğirmesini ve altın ipe çevirmesini emretti.

Zavallı kız ne yapacağını şaşırıp ağlamaya başladı. Kapı tekrar açıldı, yine o küçük adam göründü.

Cüce bir kez daha eğer yünü altın rengine çevirirse kendisine ne vereceğini sordu.

Çıkrıkçı kız: – Yüzüğümü… Diye cevapladı.

Cüce yardım etmeyi kabul etti.

Yüzüğü aldı, tekrar altın sarısı ile boyadı.

İki gün çalışıp altın renkli iki yumak ip yaptılar.

Bütün yünler sanki altına dönüşmüştü.

Kral, çıkrıkçı kızın yanına gelip, bütün yünlerin parlayan altın yumruklara dönüşmüş olduğunu zannederek çok sevindi.

O sırada cüce çıkrıkçı kızın yanına sokularak: – Sırrımızı açıklamam karşılığında bana ne vereceksin, diye sordu.

Çıkrıkçı kız: – Eğer büyük bir kraliçe olursan yardımımın karşılığı olarak bana ilk çocuğunu verir misin, diye sordu.

Zavallı kız, ’Bunun olup olmayacağını kim bilir?’ diye düşünüp söz verdi.

Kral, ’Değirmencinin kızı bile olsa bütün dünyada ondan daha zengin bir eş bulamam.’ Diye düşünerek evlenmek istediğini söyledi.

Çıkrıkçı kız, babasının yalanları yüzünden yaşadıklarına çok üzülüyordu.

Ama onun fakirlik yüzünden yalan söylediğini düşünerek kralın evlilik teklifini kabul etti.

Böylece değirmencinin güzel kızı kraliçeydi artık.

Kral da zamanla karısının güzel huylarından dolayı anlayışlı ve hoşgörülü biri olmuştu.

Her geçen gün mutlulukları artıyordu.

Aradan bir yıl geçti ve kraliçe güzel bir çocuk doğurdu.

Cüceyi tamamen unutmuştu.

Küçük adam kraliçenin karşısına çıkıp: – Şimdi bana söz verdiğin şeyi ver, dedi.

Güzel kraliçe cüceye çocuğu almaması karşılığında bütün lüksünü vermeyi teklif etti.

Ama cüce yine de ‘Hayır’ dedi.

Yaşayan bir şeyin dünyadaki bütün hazinelerden daha değerli olduğunu söyledi.

Kraliçe ağlamaya başlayınca cüce ona acıdı ve bir şartla verdiği sözü unutabileceğini söyledi.

Kraliçe: – Ne? Ne istersen yaparım dedi, kraliçe.

Cüce: – Sana üç gün mühlet veriyorum.

Bu süre içinde, yaşadıklarımızı krala anlatacaksın. Yoksa çocuğunu alacağım. Deyip saraydan ayrıldı.

Kraliçe bütün gece, bunu krala nasıl anlatacağını düşündü.

Kralın, babasına zarar vermesinden korkuyordu.

Ama bir yandan da yıllardır içini kemiren bir yalandan kurtulup çocuğunu da cüceden kurtaracaktı.

En sonunda çok sevdiği eşine her şeyi bir bir anlattı.

Özür dileyip babasını affetmesini rica etti.

Kral sevgi ve şefkatle güzel eşine bakarak: – Güzel kraliçem, sen beni affet, ben şimdiki gönül zenginliğimi sana ve o cücüye borçluyum, dedi.


BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Şaşkın Leylek

Şaşkın Leylek Şaşkın Leylek de diğer leylekler gibi kışa doğru sıcak ülkelere göç edermiş. Ama …

Hasta Olmamak

Hasta Olmamak Bir zamanlar mutlu mu mutlu bir aile yaşarmış. Bu aile ormanın derinliklerinde, kimsenin …

Tavşanlar Ülkesi

Tavşanlar Ülkesi Tavşanlar ülkesinde o gün okullar açılıyormuş. Tin Tin Tavşan da okula başlayacakmış. Bir …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir