En İnanılmaz Şey

En İnanılmaz Şey

Evvel zaman içinde büyü insanın en yakın arkadaşıyken, Çuro adında bir elf yaşarmış. Çuro’nun şöyle bir özelliği varmış, o hep sadece cesur olan insanlara yardım edermiş ve olağanüstü şeyler yapan bir ruhu varmış. Çuro, kasaba kasaba gezer, büyük insanlar ararmış ve büyük öyküler yazarmış. O kasabaların birinde, Antonyo adında genç ve yakışıklı bir adam yaşarmış. Antonyo saat imalatçısıymış ve Çuro’nun çok yakın arkadaşıymış. Cömert, zeki ve çalışkan bir adammış. Bir gün kralın ulağı mesajla gelmiş.

Ulak:

-Herkesin dikkatine! Prenses evlenmeye karar vermiştir. En inanılmaz yeteneklerini sergileyen kişi, kralın kızını ve krallığının yarısını alacaktır. Yeteneğini sergilemeye istekli herkes yarın saraya davet edilmiştir.

Halk:

-Herhangi bir şey olabilir değil mi? Ben inanılmaz şeyler gördüm ama bilemedim şimdi. Vaaay! 

Çuro:

-Harika bir şey! Prensesin kalbini kazanmak için sen ne yapacaksın peki? 

Antonyo:

-Ben mi? Ben ne yapabilirim? 

Çuro:

-Yani, en inanılmaz şeyi yapamayacağını mı düşünüyorsun?

Antonyo:

-Sen aklını mı oynattın? Benim yapabileceğim tek inanılmaz şey seni onlara götürmek. Şu anda benim hayatımdaki tek sıra dışı şey sensin. 

Çuro:

-Hm… Onu yapman için tabi ki ben seni teşvik etmem ama sen saat yapıyorsun öyle değil mi? Neden inanılmaz bir saat yapmıyorsun? 

Antonyo:

-Saat yapmak inanılmaz bir şey değildir.

Çuro:

-Ama en inanılmaz saati yapmak gerçekten inanılmaz olurdu. Ne dersin? 

Antonyo:

-Yapabileceğimi sanmıyorum Çuro.

Çuro:

-Hiçbir zaman bilemezsin. Tabi eğer denemezsen.

Bu fikir Antonyo’yu düşündürmüş. Kaybedecek hiçbir şeyi yokmuş. En azından deneyebilirmiş. Antonyo bütün işini bitirmiş ve yatağa yatmış. Hava karanlıkmış. Alet çantasına bakıp durmuş. İnanılmaz bir şey yapacak kadar yetenekli miymiş gerçekten? Ama bunu denemezse nerden bilebilecekmiş? Eline bir kağıt almış. Hayalindeki saatin kaba bir resmini çizmiş. Sonra her şey başlamış.

Antonyo:

-Belki… Belki de Çuro doğruyu söyledi. 

Zihni aniden saati yapabileceği hayret verici şeylerle doluvermiş. Saatler boyu çalışmış. O kadar çok heyecanlanmış ki bütün gece ne yemek yemiş ne de uyumuş. Ertesi gün, duyurulduğu üzere bütün kasaba yeteneklerini göstermek için saraya doluşmuş. Kılıçlarıyla dövüşenler varmış ama başkalarından ziyade kendileriyle dövüşmüşler. 

Kendisiyle Dövüşen Adam:

-Ah! İnanılmaz bir şey değil mi? Ben kendimi nasıl yaraladım?

Kral:

-Eh.. tabi ki… Sıradaki. 

Sıradaki Adam:

-Oh! Ben aylarca uyanmadan uyuyabilirim. Zzz..

Prenses:

-Ah! Şimdiden uyudu bile. Baba, onu uyandırmak için aylarca beklememiş şart mı? 

Kral:

-Eh… Götürün onu lütfen! Evet, tabi, yuvarlayın gitsin. Öylesi daha kolay.

Elma ve armutlarla numara yapmaktan sıkılan ve masa, sandalyelerle numara yapan jonklörler varmış. Bir ara, kendilerini kanıtlamak için o kadar zorlamışlar ki saraydakilerle numara yapmaya başlamışlar. 

Kral:

-Bu en inanılmaz şey mi bilemedim ama eğer buna bir son vermezseniz kusacağım şimdi!

Jonklör:

-Ama majesteleri, bundan sonra sizinle numara yapmak istiyordum. Hahaha.

Prenses:

-Korkunç! Sıradaki! 

Sonra içeri Antonyo girmiş. Prensese ve krala selam vermiş. 

Antonyo:

-Ben bir saatçiyim majesteleri ve size çalışmamı göstermek istiyorum. 

Sarayda bulunan yarışmacılar, Antonyo’nun kaybedeceğine kendilerini çoktan inandırmışlar. Ne de olsa Antonyo bir saatçiymiş alt tarafı. Antonyo, masanın üstündeki örtüyü kaldırmış ve tuhaf görünümlü saati göstermiş.

Kral:

-O, benim bugüne kadar gördüğüm en çirkin saat. 

Antonyo:

-Affedin majesteleri ama yetenek ve zeka, güzelliğin asla başaramayacağı şeyleri başarabilir. 

Kral:

-Yani bu saat akıllı mı demek istiyorsun? Hm… görelim bakalım ne yapabiliyormuş?

Antonyo’nun yaptığı tek şey saatin tam ortasına dokunmak olmuş ve saat dönmeye başlamış. Herkes hayretler içinde bakarken saat 01’e gelmiş. Ve içinden tahtadan yapılma bir adam çıkmış. 

Tahta Adam:

-Mutlu bir hayat sürmenin birinci kuralı inançlı olmaktır. Kim olduğunuza inanın ve hayatınız eksik kalmasın. Eğer bana sorarsanız tek kural bu olmalıdır. 

Seyredenler şoke olmuş. Tahta adam geri dönmüş. Saat 02’de durmuş ve içinden iki balerin çıkmış. O kadar güzel danslar ve hareketler yapmışlar ki gerçekten sihirli bir gösteriymiş. Saat 03’e gelmiş ve güneş ortaya çıkmış. Tabi ki gerçek ay ve güneş değillermiş. Üçüncü ise gecenin en parlak yıldızı olan Sirius’muş. Ama Sirius o kadar da ciddi değilmiş. 

Sirius:

-Ehehehehhe.

Kral:

-Hahahaha. Dört! Dört! Saati dörde getir hemen! 

Ve öyle de olmuş. Bu defaki, sarayın çözmesi için yapılmış gerçek bir bulmacaymış.  Saatten bir lale, bir çekirge, boş bir kuş yuvası ve bir sepet dolusu taze meyve çıkmış. 

Zayıf Adam:

-Bir dakika. O lale çekirgeyi yer. Çekirgenin ruhu boş kuş yuvasında oturur ve taze meyveleri yer. Bulmacayı çözdüm ben. 

Kilolu Adam:

-Bir çiçek masum bir çekirgeyi yer ve çekirgenin ruhu meyve mi yer? 

Zayıf Adam:

-Çok korkunç.

Prenses:

-Ben bunların ne olduğunu anladım. Bunlar dört mevsim. Lale baharda büyür, çekirgelerin yazın çıktığını hepimiz biliyoruz, boş yuva kuş demektir ve kuşlar çoktan uçup gitmiştir. Sepet dolusu taze meyve ise sonbahardır. Çünkü sonbahar bizim hasat bayramımızı simgeler. 

Kral:

-Hahahahay! Bravo!

Bulmaca çözüldükten sonra nesneler saatin içine geri dönmüş. Saat çalışmış ve 05’te durmuş. Ortaya başka bulmaca çıkmış. Bir gözlük, bir gonk, bir kase taze yeşillik, bir tabak haşlanmış yiyecek ve ufak bir yavru köpek. 

Kral:

-Hm… Bunlar beş duyu organı olmalı. Gözlük görmek için, gonk duymak için. Aaa taze yeşilliklerin kokusu, sıcak nefis yemekler tatmak için ve…

Prenses:

-Dokunmak! Oh! Ben o sevimli yavru köpeğe dokunabilir miyim?

Ama bulmaca çözülür çözülmez nesneler hemen geri çekilmiş. Çünkü saat bile hiçbir duyusunu kaybetmek istememiş. Şimdi sürenin yarısı dolmuş, saat 06’a gelmiş ve içinden tamir isteyen bir zar çıkmış. 

Kral:

-Oh! Bu zar bozuk, hiçbir zar her defasında altı gelemez. 

Kilolu Adam:

-Zar bozuk değil efendim. Bu saati gösterdiği an.

Kral:

-Ah! Ihıhım… Ben bunu biliyorum.

Sıra 7’e geldiğinde dışarı 7 küçük çocuk çıkmış. Bir daire halinde dönüp durmuşlar ve hiç bitmeyen bir döngüye kapılıp gitmiş bir halleri varmış. 

7 Küçük Çocuk:

-Oh! Ben çok hüzünlüyüm. 

-Ben de senden sonra gelirim.

-Bizim yapacak bir sürü işimiz var.

-Şu anda haftanın ortasına geldik. 

-13 rakamı yanımda kalsın benim. Size bir çığlık atayım. 

-Son gün! Son gün! Ah! Ben uyumak istiyorum. 

-Tamam altınıza birden teşekkür ederim. Bütün hafta yoruldum. 

-Ah! Ben çok hüzünlüyüm.

-İyi de… İyi de senden sonra ben değil miyim? 

Prenses:

-Ehehe. Bunların hepsi haftanın 7 günü. Hahaha. 

Günler sakince saatin içine geri dönmüş. Saat 8 olduğunda,  en şaşırtıcı şey meydana gelmiş. 8 gezegen ortaya çıkmış. Güneş sistemimizin ne kadar güzel olduğunu göstermek için dönüp durmuşlar. Saraydakiler büyülenmiş. Gezegenler saate geri döndükten sonra 9 perinin ortaya çıkma ve bir dans sunma vakti gelmiş. Saraydakiler neşe içinde perileri izlemiş. Saat bir daha çalışmış, 10 danışman dışarı çıkmış. O kadar zekiymişler ki kralın danışmanları işsiz kalmaktan çok korkmuş. Kral konuşmak için ağzını açmadan önce…

Kralın Danışmanları:

-Ah! Çok şükür!

-Ah! Çok şükür!

Bir anda iki çocuk dışarı çıkmış.

Erkek Çocuk:

-Bir oyun oynayalım! 

Kız Çocuk:

-Evet! İki, iki ve yedi!

Saray Halkı:

-Saat 11 oldu! Saat 11 oldu! Yaşasın! Saat 11 oldu! 

Herkes sabırla beklemiş. Çünkü şimdi saat 12 olacakmış. Saat titremiş, titremiş ve dışarı yaşlı bir kadın çıkmış. Herkesin kafası karışmış ama sonra kadın şarkı söylemeye başlamış. O güzel sesiyle 12 güzel şarkı söylemiş. Kadının güzel sesi, çiçeklerin açmasına neden olmuş ve sarayın dışındaki kuşlar dans etmeye başlamış. Bu ses, herkesin o güne kadar duyduğu en güzel sesmiş. 

Kral:

-Oh! Bu saat benim bugüne kadar gördüğüm en inanılmaz şey gerçekten. Kızımı, saatçi Antonyo gibi bu kadar yetenekli bir adamla evlendirmek benim için büyük bir zevk olacaktır.

Saraydaki herkes bu saatin en inanılmaz şey olduğu konusunda hemfikir olmuş. Prenses de bu saatçiye aşık olmuş. Kral tam düğün saatini herkese duyuracağı sırada…

Adam:

-Haaayııııırrr!!!

Oh! Saat parçalanmış haliyle bile o kadar güzel görünüyormuş ki onu izlemek hayret vericiymiş. Kalabalık, olduğu yerde kalmış. Gözlerini saatten ayıramamışlar. 

Adam:

-Hhahahaa! İşte! Ben o inanılmaz şeyi imha ettim. İnanılmaz değil mi? Hahahahah! 

Kral:

-Ah! Gerçekten de öyle. 

Adam:

-Öyleyse, sizin kuralınız gereği prensesle benim evlenmem ve krallığınızın yarını almam gerek. Doğru diyorum değil mi? 

Kral:

-Do..do..doğru diyorsun. Evet.

Prenses:

-Ah! Ama baba! 

Kral:

-Çok özür dilerim kızım. Verdiğin sözden dönemezsin. Bütün krallık kabul ediyor. Bir sanat eserini imha etmek en inanılmaz şeydi. Öyle değil mi?

Prenses:

-Eh… Evet… Ama bu şekilde değil. 

Adam:

-Aa..aaa sevgili prensesim. Verilen söz, en inanılmaz şey içindi. Belli bir inanılmaz şey için değildi. Hahahaha… 

Prenses:

-Seninle evlenmeye hazırım. 

Saraydakiler şoke olmuş ve üzülmüşler. Antonyo çok üzülmüş. Kırık saatini karanlık evine geri götürmüş. Yatağın üstünde oturmuş. Üzgünmüş. Hareket edemiyormuş. 

Çuro:

-Yo… Çok berbat bir şey. 

Antonyo:

-Ah! Bu, bu benim gerçeğim. Hahaha… Prensesle evlenmeyi düşündüğüm için ne kadar da aptalım. Önemli değil Çuro. Hiçbir şey değişmedi. Elimden geleni yaptım. Ah! Ben en iyisi uyuyayım. 

Ama Çuro, arkadaşından o kadar da kolay vazgeçemezmiş. Prenses ertesi gün, inanılmaz kırıcı lakabı edinen o adamla evlenmek üzereymiş. Hazırlıklar yapılmış ama hiç kimse mutlu değilmiş. Ne prenses, ne de kral. İnanılmaz kırıcı, gururla saraya girmiş ve prensesin yanında durmuş. Herkes orada kalakalmış ve üzüntü içinde seyrederken sarayın kapısı büyük bir gürültüyle açılmış. 

Nöbetçi:

-Majesteleri! Onlar, onlar geliyor! 

Kral:

-Kim geliyor?

Nöbetçi:

-Onlar, kırık saatin ruhları…

Nöbetçi haklıymış. Tahta adam, haftanın günleri, gezegenler uçarak içeri girmiş. 

Tahta Adam:

-Sen! Sen yeteneği öldürebileceğini mi sandın? Ya da sanatı… Hahahah. 

İnanılmaz Kırıcı:

-Ah! İndirin beni yere! İndirin beni yere! 

Haftanın Günleri:

-İndiremeyiz bayım. Cuma, bu adamı aynı bizim gibi hiç durmadan döndürmeye başla! 

İnanılmaz Kırıcı:

-Ah! Başım dönüyor! 

Prenses:

-Yaa.. Kimin suçu peki bu? Sanatın ruhsuz olduğunu nasıl düşünebildin? 

Erkek Çocuk:

-Onu dans ettirelim! 

İnanılmaz Kırıcı:

-Ah! Ah! Sırtım! Ah! Sırtım! Tamam! Durun! Durun! Sanatı öldürebileceğimi düşünerek aptallık ettim ben. Özür dilerim! Lütfen, affedin beni! Ah… Kabul ediyorum. Ben saatçiyi çok kıskanmıştım. Onun yeteneği ve yaptığı o akıllı saat gerçekten de en inanılmaz şeydir. Teslim oluyorum! 

Saray Halkı:

-Eveet! Antonyo’yu geri çağırın! Geri çağırın onu!

Prenses:

-Oh! Biri gitsin ve Antonyo’mu çağırsın benim.

Antonyo:

-Ahh! Hahaha…

Kral:

-Ahahaha. Gel buraya evlat! Sen krallığımın yarısını gerçekten de hak ediyorsun! 

Prenses:

-Ve benim kalbimi! 

Saray halkı, prenses ile Antonyo’nun yeniden kavuşması karşısında sevinç duymuş. Saatçi şunu kanıtlamış. Yıkıcılar ne kadar güçlü ve kötü olurlarsa olsunlar, gerçek yetenek asla yok edilemez. İnanılmaz kırıcıya gelince, evet, kırık şeyleri onararak inanılmaz bir iş yapıyor. Ne demişler, iyi olan her şey iyi biter.

Uyuyan Adam:

-Ah! Ne oldu? Krallığın yarısını ve prensesin kalbini kazandım mı? 

Ah! Hayır, kazanmadın! Masal sona erdi! 

Uyuyan Adam:

-Ah! Hayır! Bir dakika, bir dakika durun! Size, size inanılmaz bir şey gösterebilirim. Ben, ben… 

Uh…


BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Şaşkın Leylek

Şaşkın Leylek Şaşkın Leylek de diğer leylekler gibi kışa doğru sıcak ülkelere göç edermiş. Ama …

Hasta Olmamak

Hasta Olmamak Bir zamanlar mutlu mu mutlu bir aile yaşarmış. Bu aile ormanın derinliklerinde, kimsenin …

Tavşanlar Ülkesi

Tavşanlar Ülkesi Tavşanlar ülkesinde o gün okullar açılıyormuş. Tin Tin Tavşan da okula başlayacakmış. Bir …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir