Ev / Çocuk Masalları / Güzel Ve Çirkin Masalı

Güzel Ve Çirkin Masalı

Güzel Ve Çirkin Masalı

Evvel zaman içinde çok uzak diyarlarda varlıklı bir tüccar üç güzel kızıyla yaşarmış. Üçüncü kızı diğerlerinden daha güzel ve akıllı olduğu için ona herkes Güzel dermiş. İki kız kardeş ise kıskanç ve kötü niyetliymiş. Tek dertleri babalarının parasını harcamakmış. Güzel rüyalarında sürekli yakışıklı bir prensi görürmüş. Günün birinde prensle evleneceğini ve onunla güzel bir sarayda yaşayacağını düşünürmüş. Rüyalarda olduğu gibi Güzel’in hayatı mutluluk doluyken bir gün kaderi tamamen değişti. Korkunç bir fırtına yüzünden babası tüm gemilerini dolayısıyla da tüm parasını kaybetti.

-Her şey bitti kızım. Artık zengin bir aile değiliz.

Güzel:

-Merak etme baba, yakında her şey yoluna girecek. Bir kurtuluş yolu bulacağız. Sen benim tek servetimsin. Seninle mutluyum.

Tüccarın yoksulluğu yüzünden çok geçmeden tüm hizmetkârlar evden ayrıldı. Evi Güzel çekip çevirmeye başladı. Kardeşleriyse yoksulluk içinde yaşamaktan yakınıyordu. Güzel sürekli babasının yüzünün tekrar gülmesi için tanrıya dua ederdi. Bir gün tüccar gemilerinden birinin limana doğru geldiği haberini aldı ve kızlarına:

-Güzel bir haberim var. Gemilerimden biri limana gelmiş. Artık yoksul olmayacağız. Biran önce limana gitmek için yola çıkmalıyım. Söyleyin bakalım, her birinize ne hediye alayım?

-Yeni elbiseler istiyorum.

-Ben mücevher istiyorum.

-Söyle bakalım sana ne alayım benim güzeller güzeli kızım?

Güzel:

-Tek istediğim eve sağ salim dönmen baba.

-Gerçekten çok tatlısın kızım. Sağolasın. Ama her ne istiyorsan bana söylemelisin.

-Kırmızı bir gül. Sadece bir tane lütfen.

-Elbette güzel kızım, memnuniyetle.

Tüccar evden bu mutlu haberle limana gitmek üzere ayrıldı. Limana yaklaşırken geminin terk edildiğini fark etti ve mürettebatın gemide kalan tüm malları alıp kaçtığını gördü. Büyük üzüntü yaşayan tüccar evine doğru gitmeye başladı. Düşünce içindeki tüccar yoldan saptı ve ormanlık bir alanda kayboldu. Kar yağıyordu. Tüm okyanus bembeyaz olmuştu. Atı bu sık orman alanda yürüyemediği için onu bir ağacın altında dinlenmeye bıraktı. Uzakta parlayan ışıklar gördü ve o ışıklara yöneldi. Çok büyük ve güzel bir yerdi. Oraya yaklaşırken parıldayan bir altın kapı aralandı. Portakal ağaçlarının olduğu yere hiç kar yağmamış olması tuhaftı.

-Ah, ne kadar güzel bir yer burası böyle. Saraya girip mutlaka bu saraydaki kralla tanışmalıyım.

Tüccar büyük bir salondan geçti. Bekledi, biri gelir mi diye etrafına bakındı. Ama uzun bir bekleyişten sonra hala kimse gelmemişti.

-Kimse yok mu? Burada hiç kimse yok mu? Hey!

Nefis pastalar ve meyvelerle donatılmış bir yemek masası vardı.

-Yemek yemeye başlayabilirim galiba. Bu düşünceli ev sahibine sonra teşekkür etmem gerek. Artık her kimse.

Kısa bir sürede yemeğini bitirdi. Doyana kadar yedikten sonra yukarı çıktı. Karşısına çıkan ilk kapıyı açtı ve temiz güzel bir yatağın olduğu bir odayla karşılaştı.

-Yüce tanrım, şansımın açılmasının zamanı gelmişti.

Tüccar ertesi gün güzel bir güne uyandı. Kendisi için konmuş temiz kıyafetleri fark etti. Hazırlandı ve aşağı, salona indi. Kahvaltı masası hazırdı. Süt, taze sıkılmış meyve suları, ekmekler.. Karnını doyurdu ve ayağa kalktı.

-Merhaba, kimse var mı acaba? Misafirperverliğiniz için çok teşekkür ederim. Çok cömertsiniz gerçekten. Artık gidiyorum. Hoşçakalın.

Dışarı çıkar çıkmaz göz alabildiğince büyük bir gül bahçesi gördü.

-Kırmızı gül. Evet, bunu Güzel’ime götürebilirim herhalde.

Hemen bahçeye yaklaştı ve bir gül aldı. Gülü koparır koparmaz arkasından şiddetli bir hırlama sesi geldi. Arkasına baktığında kıpkırmızı gözleri, bıçak kadar keskin dişleriyle büyük bir canavarı karşısında buldu.

Çirkin:

-Güllerimi koparabileceğini kim söyledi? Seni sarayımda ağırlamam yetmedi mi? Minnettarlığını böyle mi gösteriyorsun? Bu küstahlığın cezasız kalmayacak.

-Hayır, bana acı. Merhamet efendim. İhtiyaç duyduğum anda bana yemek veren, bana evini açan bu bonkör kişi kızım için güllerinden bir tanecik alırsam sorun etmez diye düşünmüştüm. Beni affedin ne olur affedin.

-Kızın mı? Pekala.. O halde sana bir teklifim var. Hayatını kurtaracak bir teklif.

-Nedir o teklif efendim? İzin için her şeyi yapmaya hazırım. Üç kızım şu anda yolumu gözlüyorlardır.

-Üç kız demek. Pekâlâ. Kızlarından birini bu saraya getir. Benimle kalacak. Ve karşılığında sana özgürlüğünü vereceğim.

-Söz veriyorum. Söz. Birinin size geleceğinden hiç kuşkum yok.

-Pekâlâ. Sana en hızlı atlarımdan birini vereceğim. Buraya kızınla dönmen içinde sana bir ay veriyorum. Eğer gelecekse kendi isteğiyle gelmeli. Aksi takdirde onu buraya kabul etmem. Bir ay içinde buraya gelmezsen gelip seni bulacağım. Şimdi git, güllerden birini de kızına götür.

Canını kurtarmak için teklifini başta kabul etmiş olsa da kızlarından birinin gelmeyi kabul edeceğini düşünmüyordu. Ölmekten beter haldeki zavallı tüccar geri döndü. Atı çok hızlı yol aldı ve kısa sürede evine ulaştı. Kızları onu karşılamak için koşturdu.

-Babacığım, bana hediyemi ver.

-Benim hediyem nerede babacığım?

Güzel:

-Nasılsın baba? Yorulmuş olmalısın.

-İşte benden getirmemi istediğin gül kızım. Neye mal olduğunu asla bilemezsin.

Kızlarına gemisini ve karşılaştığı canavarı anlattı. Kızlar:

-Hepsi senin hatan. Neden ondan çiçek getirmesini istedin ki?

-Evet, mantıklı bir şey istemiş olsan başına bu gelmeyecekti, dediler.

Güzel:

-Bu talihsizliğin nedeni gerçekten de benim. Babamın sözünü tutabilmesi içinde ben oraya gideceğim.

-Ah, benim güzel kızım. Çok üzgünüm inan bana çok üzgünüm. Sana bu talihsizliği ben getirdim kızım.

-Sorumlusu ben olduğuma göre acısını da benim çekmem gerekir.

Güzel kararında ısrarcıydı. Babasını yüreklendirdi ve neşelendirdi.

-Evimize dön Güzel. Lütfen hayatını mahvetme dedi babası.

Güzel:

-Bunun üstesinden gelecek cesarete sahibim.

Onlar konuşurken gece karanlığı çöktü. Şaşırtıcı bir şekilde orman aydınlandı. Sanki tüm evren ona hoş geldin diyordu.

-Vay canına, bu müthiş dedi Güzel.

Kısa sürede portakal ağaçlarının olduğu patikaya geldiler. Kalenin aydınlık olduğunu gördüler. Büyük salona ulaştıklarında güzel bir ateş yakıldığını ve masanın leziz yemeklerle donatıldığını gördüler. Uzun yolculukları sonrasında acıkmışlardı. İkisi de yemeğe koyuldu ancak yemeklerini bitirmelerine daha fırsat olmadan onlara yaklaşan Çirkin’in ayak sesleri duyuldu.

-İyi akşamlar Güzel dedi Çirkin.

-İyi akşamlar majesteleri.

-Peki, kendi rızanla mı geldin buraya?

-Evet.

-Baban gittikten sonrada burada mı kalacaksın?

-Evet.

-Şimdi atına dön. Altınla dolu sandıkların yüklendiği bir at daha bulacaksın. Altınlar senin ve diğer kızların için dedi Çirkin tüccara. Babası:

-Hoşçakal benim güzel kızım. Seni her gün özleyeceğim inan bana.

-Bende seni özleyeceğim baba.

Atlar yola koyuldu ve kısa sürede babası gözden kayboldu.

-Yukarı çık. Dinlen biraz. İyi geceler dedi Çirkin.

Güzel:

-İyi geceler.

Güzel ilk kapıyı açtı ve çok güzel döşenmiş bir odayla karşılaştı. Yatağına uzandı ve hemen uykuya daldı. Sabah uyandığında isteyebileceği her şeyin olduğu bir tuvalet masası gördü. Büyük salonda öğle yemeği hazır bekliyordu. Yemekten sonra bir koltuğun köşesine sokuldu.

-Bu çirkin canavar beni sonsuza dek mahkum mu edecek? Nasıl kendimi kurtarabilirim?

Bunu düşünürken tekrar uykuya daldı. Akşam olmuştu. Çirkin’in geldiğini duydu.

-İyi akşamlar Güzel.

-İyi akşamlar.

-Beni seviyor musun Güzel? Benimle evlenir misin?

-Ne?

-Korkmadan evet ya da hayır de.

-Hayır.

-Evlenmeyeceğine göre iyi geceler Güzel.

-İyi geceler.

Onu reddettiği halde öfkelenmemesine sevinmişti. Her akşam yemekten sonra Çirkin onu görmeye geliyor ve iyi geceler dilemeden hep aynı soruyu soruyordu.

-Güzel, benimle evlenir misin?

Güzel ne zaman “Hayır” dese üzgün bir halde gidiyordu. Gel zaman git zaman Güzel Çirkin’den korkmamaya başladı. Çünkü ona karşı hep nazikti. Sarayda yaşamak Güzel için eğlenceliydi. Bahçede oyalanıyordu. Çeşmeler, portakal ağaçları, mersin ağaçları ve kuşlar vardı. Çirkin’de bazen Güzel için piyano çalıyor ve onunla uzun sohbetler yapıyordu. Uzun bir süre bu şekilde yaşadılar. Sonra Güzel babasını ve kız kardeşlerini görmek için özlem duymaya başladı. Çok üzgün olduğunu gören Çirkin ona sordu:

-Sorun ne hayatım? Şu ara üzgün görünüyorsun.

-Babamı yeniden görmek istiyorum. Lütfen bir haftalığına ona gitmeme izin ver. Sonra döneceğime söz veriyorum.

-Ah Güzel. Benden nefret ettiğin için mi kaçmak istiyorsun?

-Hayır, hayır ondan değil. senden nefret etmiyorum. Ve seni bir süre yalnız bırakacağım içinde üzülüyorum.

-İstediğin hiçbir şeyi geri çeviremem. Hayatımı mal olacak bile olsa. Eğer zamanında geri gelmezsen burada cesedimi bulacaksın.

-Ah, tanrım. Buna asla izin vermem. Bana her zaman iyi davrandın.

-Seyahat için at arabasına ihtiyacın yok. Bu yüzüğü tak ve uyu. Hiçbir şeyden korkma. Huzur içinde uyu. Uyandığında babanı göreceksin.

-Gerçekten mi? Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim.

-Geri gelmek istediğinde de bu yüzüğü parmağından çıkar. Kendini yeniden bu sarayda bulacaksın. İyi geceler Güzel. Seni çok özleyeceğim.

-Sana da iyi geceler. Nezaketin içinde teşekkür ederim.

-Verdiğin sözü hatırla yeter.

-Evet..Evet..Evet..

Çirkin gider gitmez Güzel uykuya dalmak istedi. Ertesi sabah kendini evindeki yatakta buldu. Kız kardeşleri sihirli bir şekilde ortaya çıkmasına şaşırmıştı. Babası ona sıkı sıkı sarıldı ve mutluluktan ağlamaya başladı.

-Ah, Güzel. Senin için çok endişelendim kızım, seni çok özledim.

-Bende seni çok özledim babacığım.

Güzel babasına Çirkin’in nezaketinden söz etti. Uzun uzun düşündükten sonra babası:

-Çirkin’in seni çok sevdiğini, nezaketi ve iyiliği içinde sevgini ve minnetini hak ettiğini kendin söylüyorsun Güzel. Bence çirkinliğine rağmen ona istediğini vererek onu ödüllendirmelisin, değil mi kızım?

Aradan bir hafta geçti. Güzel kaleye geri dönmeyi tamamen unutmuştu. Bir gece rüyasında Çirkin’i yere yatmış ölmekte olduğunu gördü.

-Aman tanrım.

Bu rüya Güzel’i o kadar korkutmuştu ki hemen o gece babası ve kız kardeşleriyle vedalaştı. Yatağa girer girmez yüzüğü parmağından çıkardı ve hemen uykuya daldı. Sabah uyandığında Çirkin’in sarayındaydı. Hemen Çirkin’i ölürken gördüğü yere gitti. Çirkin hala oradaydı ve pek hareket etmiyordu.

-Ah tanrım. Gerçekten öldü mü? Seni yalnız bıraktığım için bu benim hatam.

Ancak ona bir kez daha baktığında hala nefes aldığını fark etti. Aceleyle su getirip yüzüne serpti. Çirkin’in canlanmaya başlaması onu çok sevindirdi.

-Hayatım, beni ne kadarda korkuttun. Seni ne kadar sevdiğimi şu ana kadar bilmiyordum. Hayatını kurtarmaya geç kaldığımdan korkunca anladım.

-Gerçekten benim kadar çirkin bir yaratığı sevebilir misin?

-Evet. Güzel bir kalbin olduğunu görebiliyorum. Bu benim hayatta isteyebileceğimden bile fazlası.

-Güzel, benimle evlenir misin?

-Evet, evlenirim.

Güzel evet der demez, Çirkin’i kör edici bir ışık kapladı. Havaya doğru süzüldü ve aşağı yakışıklı bir prens olarak indi. Güzel:

-Ah tanrım, sen o rüyalarımdaki prenssin. Rüyalarımda hep seni görüyordum.

-Güzel, benim tatlı Güzel’im. Beni bu korkunç büyüden kurtardığın için teşekkür ederim. Savaşta öldürdüğüm bir büyücü son nefesini vermeden bana bir büyü yaptı. Büyü hiç kimsenin beni sevmemesi içindi. Beni korkunç bir canavara dönüştürdü. Sen gerçek sevginle o büyüyü bozmayı başardın.

-Bunun gerçek olduğuna inanamıyorum. Rüyamı görüyorum?

Çirkin onu yavaşla çimdikledi.

-Rüya değilmiş. Sen gerçek bir prenssin. Gerçek aşkım.

-Daha fazla beklemeyelim. Evine gidelim ve aileni düğün dansımız için hazırlayalım.

Öyle de yaptılar. Hemen ertesi gün dillere destan bir düğünle evlendiler. Sonunda güzellik karşısında kazanan iyilik oldu. Güzellik güzel bir yüze sahip olmak değildir. Güzel bir akla, güzel bir kalbe ve de en önemlisi güzel bir ruha sahip olmaktır. Güzel ve prens sonsuza dek mutlu yaşadılar.

Sitemizin daha gelişmesi ve faydalı olması için "YORUMLAR" kısmına düşüncelerinizi bizimle paylaşabilir misiniz? Hemen alt köşedeki "SOSYAL İCON" seçenekleri ile bizi paylaşarak bizlere ödül vermeye ne dersiniz?

- Mustafa Yakut

Avatar
Türkiye'deki tüm öğrencilere ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına - Eğitime dair bilgiler ve çocuk masalları hakkında yararlı olacağımızı düşünerek kaliteli içerikler üretip, fark yaratmayı düşünerek https://masaloku.com.tr sitesini yayına aldık. İletişim: hikayeokumak@yandex.com

Ayrıca kontrol et

Pinokyo

Pinokyo

Pinokyo Uzun zaman önce küçük bir kasabada Gepetto adında bir oyuncakçı yaşarmış. Ahşap oyuncaklar yapıp …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir