Ida’nın çiçekleri Masalı

Sihir’e inanır mısınız? Masallara, uçan balıklara ve dans eden çiçeklere. Ya ama inanmalısınız çünkü sadece inanırsanız büyüyü görebilirsiniz. Hazır mısınız bakalım? Ida ve dans eden çiçeklerin masallarıyla başlayalım. Her şey Quicksville kasabasında başlamış. Orası sihrin canlı olduğu bir yermiş. Oyuncaklar, ağaçlar, evler hatta mobilyalar bile canlıymış. Burada her şey canlanırmış ama burada önemli bir şey varmış. Sihri görebilenler sadece ona inananlarmış. Ida tamda Quicksville’nin merkezinde ki bir evde yaşarmış. Ida çiçeklerini çok seven tatlı bir küçük kızmış. Güller, karanfiller, nergisler, laleler! Onlar Ida’nın gerçek arkadaşlarıymış ama Ida hiç gülümsemezmiş. Çiçeklerden gelen o taze koku, gün ışığı, sabah çiği, hep çok uğraşmışlar ama hep başarısız olmuşlar. Ida çiçekleriyle konuşurmuş onlara özenle bakarmış. Onları hep sularmış… Ama da yine de hiç gülümsemezmiş. Ida resim yapmaya bayılırmış, babası Ida’yı çok severmiş. Güzel kızının gülümsemesini istermiş. Kendi evlerinde resim dersi verdirirmiş. Quicksville’in bütün genç zeki çocukları resim öğrenmek için oraya giderlermiş. Aralarında Henry’de varmış. Henry sihre inanan küçük bir çocukmuş. Ağaçlarla ve çalılarla konuşurmuş. Bulutlar sadece onu yağmurla ıslatmak için dünyaya inermiş. Hiç kimse onun öykülerine inanmazmış. Ama bu Herny’i hiç durdurmazmış.

Güzel bir günde… Öğretmen:- Ne yapıyorsun sen orda Henry? Henry:- Aaa! İyi ki sordunuz! Şuna baksanıza! Öğretmen:- Henry senin derdin ne? Bu korkunç bir şey! Ne çizdiğinin farkında mısın sen? Henry:- İşte bu darağacında sallanan bir adam! İnsanların kalbini çaldığı için elinde bir kalp tutuyor hem de! Ida’nın Annesi:- Bence ilginç bir resim. Hoca:- İlginç mi? Bu çocuk gerçekten de deli. Başka bir günde de gökte kayan yıldızın sevgi aramaya giden bir yıldızın olduğunu söylüyor söyledi bana! Cherry:- Acaba yıldızlar öyle bir şey yapar mı? Öğretmen:- Tabi ki yapmazlar! Yeter artık bu kadar saçmalık! Sana kaç defa etrafa yalan saçmamanı söyledim, Henry? Ida’nın Annesi:- Kusuruma bakmayın öğretmen bey ama bir çocuğun öğrenme biçimi, hayal gücü değil midir? Çocukların hayallerini besleyerek önemli dersler verilebilir! Öğretmen:- Sen öğretmenliği bana mı öğretiyorsun hanımefendi? Ida’nın Annesi:- Aaa…Hayır…Ben sadece… Öğretmen:- Bu kadar yeter artık! Henry Cherry Şöyle Der:- Ben yalan söylemiyorum biliyor musun? Güzel bir yıldız bana kendisi söyledi bunu. Henry’nin elindeki kalem heyecanla başını sallamış. Ama maalesef Cherry sihre inanmazmış ve onu bunu yüzden görmemiş… Öğretmen:- Resim dersimize başlamak için geç kalıyoruz… Peki şu hiç gülümsemeyen kız nerede, Ida? Ida:- olamaz, çiçeklerim. Onlara ne olduğunu bilmiyorum. Bakın! Öğretmen:- Niye her zaman endişe ediyorsun? Gülümsemeyi öğrenemedin mi? Ida:- Ama gülümsemek için hiçbir neden yok ki, çeklerime bakın… Öğretmen:-Ahh! Çok saçma! Çiçekler soluyor tabi ki. Ida:- Ne yapıyorlar? Öğretmen:- Soluyorlar! Bunun anlamı o çiçekler ölüyor! Aaa! Yetti artık piyanistlik mesleği daha iyiydi! Dinleyin! Bu doğa kanunudur. Her şey ölmek zorundadır! Kaldır şimdi onları! Bugün ki dersimize başlayalım artık. Ama Ida’nın resim yapacak hali yokmuş. Üzüntü içinde çiçeklerine bakmış. Ida:- Ben ne yaptım da ölüyorsunuz? Mutlu olmak için niye tek bir sebep bile yok! Sizi kurtarmak için ne yapmalıydım? Henry:- Sen öğretmeni dinleme, Ida. O çiçekler ölmedi!

Sadece dans etmekten yoruldular o kadar. Ida:- Dans mı? Henry:- Evet dans, şehir kapılarının dışında ki kaleyi bilmiyor musun? Kralımızın yazlık evini? Bütün çiçekler dans etmek için gece oraya gider! Ida:- Ben dün o kaledeydim, ağacın dalında ne tek bir çiçek nede bir yaprak vardı! Henry:- Gündüz orada kalmıyorlar çünkü kalenin bekçisi onlara iyi davranmıyor. Onlarla ne konuşuyor ne de özenle ilgileniyor! Çiçekler oraya dans etmeye gidiyorlar çünkü dans etmek için büyük bir yer var orada ama geceleri sarayı dolaşan kale bekçisine dikkat etmeleri gerekiyor. Bir çiçek kapıda her zaman nöbet tutuyor, bekçinin ayak seslerini duyduğu anda arkadaşlarına söylüyor, hepsi birden buldukları yere saklanıyorlar. Gece kale bekçisi içeri girince sadece şişe kokusu alıyor ve hiçbir şey görmüyor. Ida:- Gerçekten mi? Henry:-Evet! Evet! Sonra balonun ardından hepsi geldikleri yere geri dönüyorlar. Sonra da… Yine gece olmasını bekliyorlar. Ida:- Bir dakika! Doğru mu söylüyorsun sen? Görmek istiyorum! Ama ben geceye kaleye gidemem. Ne yapacağım? Henry:- Hmm bir düşüneyim. Bir planım var. Bana inanmaya söz verir misin, Ida? Çünkü planım sadece inanmaya söz verirsen görmeye izin verir dans eden çiçekleri! Ida:- Hmm… Peki! Henry:- Harika! Bu gece yattığın zaman oyuncak odasının kapısını kapat. Böylece dışarı çıkamazlar. O zamanda oyuncak odasında dans ederler. Ama onlara çok yer açmayı unutma sakın! Mobilyalarına çarpmadan dans etmeleri gerekiyor çünkü. Bir baloda nasıl dans edildiğini biliyorsun değil mi? Öğretmen:- Henry! Ne yapıyorsun sen orada? Ida:- Bana çiçeklerin nasıl dans ettiğini gösteriyor. Öğretmen:- Dans eden çiçekler mi? Bu kadarı da fazla! Kim bir çocuğun kafasını böyle saçma ve aptal bir hayalle doldurabilir? Dans eden çiçek masalını artık duymak istemiyorum! Ida dersten sonra çabucak odasına geri dönmüş. Ida:- Merhaba Sophie. İyi uydun umarım? Kusura bakma Sophie ama bu gece başka yerde uyuman gerekiyor. Bu çiçeklere daha özen lazım, yoruldular. Ida Sophie’nin yüzünün buruştuğuna yemin edebilirmiş ama bir oyuncağın duygularının olduğuna kim inanırmış ki. Nede olsa herkesin inandığı şeyin doğru olması gerekmez miymiş? Ida çiçekleri Sophie’nın yatağına katarak Ida:- Şimdi güzelce uyuyun. Ayrıca derse giderseniz kendinizi çok yormayın. Çiçekler Ida’ ya cevap vermemişler ama Ida çiçeklerin kendisini dinlediğini çok iyi biliyormuş. O gece, Ida uzun bir süre uyuyamamış. Henry’nin ona anlattığı her şeyi hatırlamış. Oyuncak odasının kapısını kilitlemiş. Çiçeklerinin kaçmasını istemiyormuş! Başlarının derde girmesini istemiyormuş. Ama daha da önemlisi onların dans ettiğini görmek istiyormuş ve göreceğine inanıyormuş. Ida:- Lütfen çiçeklerimin dans ettiğini göreyim, lütfen. Sonunda uykusu gelmiş ve uyumuş. Ida bir ses duymuş. Ida:- Bu seste ne? Aaa! Çiçekler olmalı! Dans ediyorlar, gidip seyretmeliyim. Ida kapının deliğinden içeriye bakmış ve gözlerine inanamamış. Bütün çiçekler oradaymış. Güller, nergisler, karanfiller, herkes! Şahane bir manzaraymış. Odasında ki bütün saksılardan gelen çiçekler yerde salınarak dans ediyormuş. Piyanoyu zambak çalışıyormuş. Ida’nın oyuncakları çiçekleri seyrettikten sonra yerlerinde duramamışlar. Uzun süpürge sapı aniden çığlık atana kadar her şey çok iyiymiş. Süpürge sapı:- Kim bir çocuğun kafasını böyle saçma ve aptal bir hayalle doldurabilir. Palyaço:- Benim hareketlerimi gördün mü? Böyle hareket ettiğimi bilmiyordum bile. Woho…. Ida yerinden kıpırdayamamış. İnanılmaz derecede şaşırmış. Hasta çiçeklerine bakmış. Onlarında dans etmesini istiyormuş ama bunu isteyen bir tek kendisi değilmiş.

Kukla:- Heyy,  siz! Hadi dans edin? Hasta çiçek öksürmüş ve şöyle demiş: Kendimi iyi hissetmiyorum. Kukla:- Hadi ama göreceksiniz dans sizi iyileştirecek! Hasta çiçek:- Aaa! Evet! Dans etmeye gidelim Brenda! Brenda:- Evet! İmkânımız varken keyif alalım. Ida:- Aaa! Renkleri nerdeyse solmuştu! Ama yine de ne kadar mutlu oldular. Bu çiçeklerden öğrenecek çok şeyimiz var. Tam o sırada Ida’nın dolabından bir ses gelmiş. Kukla, dolabın açınca içinde Sophie’yi bulmuş. Sophie:- Off! Dışarı hiç çıkamayacağımı sandım. İçerisi çok karanlık! Ne oluyor burada. Kukla:- Biz bir balo yapıyoruz! Bu bir parti! Sophie:- Parti mi? Niye kimse beni davet etmedi? Kukla:- Şey.. Ben seni şimdi davet ediyorum! Benimle dans eder misin? Sophie kuklanın teklifini reddetmiş. Sophie kendisini yakışıklı bir çiçeğin kaldırmasını bekliyormuş ama bütün çiçekler dans edip şarkı söylüyormuş. Kimsenin Sophie’ ya bakacak vakti yokmuş. Sophie bunun üstüne, açık dolap kapağının oturmuş. Üzerinden biraz geçmiş.. Sonunda dayanamayıp tek başına dansa katılmış. Sophie dans ederken ayağı kaymış ve yere düşmüş. Brenda:- İyi misin? Yaralandın mı? Sophie:-Off! Siz misiniz. Bana yardım edecek yakışıklı birisi yok mu? Gidin buradan! Ben iyiyim! Brenda:- Ama lütfen bana izin ver. Brenda:- Neden bana bu kadar naziksiniz? Hasta çiçek:- Naziğiz tabi ki! Sen bize yatağını verdin. Brenda:- Çok büyük iyilik ettin bize! Sophie:- Yaa.. Evet! Hepiniz çok iyisiniz. Yatağımız sizde kalabilir. Hiç şikayet etmem. Brenda:- Gerçekten çok iyisin! Ama yatağını kullanamayız, yarın gitmiş olacağız. Sophie:- Hayır! Lütfen gitmeyin! Brenda:- Kalamayız tatlım. Bir iyilik yap bize Ida’ya söyle bizi bahçeye gömsün, bu sayede her yıl geri gelebiliriz. Sophie:- Mutlaka söyleyeceğim! Ida olanları izlerken uykuya dalmış, kalktığı gibi çiçeklerinin yanına koşmuş sabahleyin. Ida:- Aaa! Çiçeklerime ne olmuş olabilir acaba? Ahh… Sakın korkmayın, her zaman ki kadar güzel görünüyorsunuz hala! İlk işi çiçeklerini bahçeye gömmek olmuş. Günler geçmiş ve Ida bahçeye bakmış,  şaşkınlıktan küçük dilini yutmuş. En güzel gülücükle gülmüş.  Artık sihre inanan Ida ne yapması gerektiğini biliyormuş… Ida artık güneşle ve ayla konuşabiliyormuş. Kaşıklarla şarkı söyleyebiliyor ve çiçeklerle dans edebiliyormuş. Artık sihire inandığı için baktığı her yerde onu görüyormuş. Çiçeklerde sözlerini tutmuş her yıl Ida’ya gelmişler. Söylenenlere göre… Quicksville kasabasında hala her gece dans eden çiçekler varmış. Ida’ nın çiçekleri hem Quicksville sihri hem de küçük Ida’nın yüzüne gülümsemeyi getirmiş.


BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Tembel Kız Masalı

Tembel Kız

Tembel Kız Uzak bir köyde bir ev varmış. Bu evde bir kadın ve bir adam …

Prenses ve Ejderha Masalı

Prenses ve Ejderha Masalı

Prenses ve Ejderha Masalı Bu bir prensesin masalıdır, ama yanlış anlamayın bu prenses beyaz atlı …

Arı Maya Masalı

Arı Maya Masalı

Arı Maya Masalı Bir zamanlar ormanın derinliklerinde bir ağaçta, bir arı kovanı varmış. O gün …

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

leo. dictum ipsum massa quis diam lectus vulputate, adipiscing elit.