Kaplan Geliyor Kaplan

Kaplan Geliyor Kaplan

Bu, Krishna adında küçük bir çocuğun masalıdır. Krishna, babası ile birlikte küçük bir köyde yaşarmış. İkisi birlikte çobanlık yaparlarmış. Geçimlerini inek otlatarak sağlarlarmış. Ama Krishna, çok yaramaz bir çocukmuş. Her yeni gün onun için yeni bir yaramazlık yapmak demekmiş. Krishna – Acaba bugün ne yapsam. Neden burada kimseyi göremiyorum? Acaba kime şaka yapsam. Bu gün boş geçmez. Boş durunca canım sıkılır benim. Hadi düşün birşeyler. Hadi aklına gelsin artık bir şeyler. Tam o sırada, Krishna’nın babası onu görmeye gelmiş. Oğlunu görünce şaşırmış. Baba – Ne oldu? Söylesene, ne var? Krishna -Yok bir şey baba. Acaba ne iş yapsam diye düşünüyordum. Baba -O zaman şöyle bir şey yap. Ben bu gün kendimi iyi hissetmiyorum. İstersen ormanın yakınındaki otlağa sen götür bu gün inekleri. Ne dersin? Krishna -Tabi ki. Hemen götürürüm tamam. Baba -Ama onlara çok dikkat etmek zorundasın. Gözünü dört aç. Yoksa kaplan saldırır ve hepsini birden yer. Krishna -Çok dikkatli davranırım baba. Hiç merak etme sen. O zaman ben hemen yola çıkayım. Çünkü ineklerin otlama vakti geldi bile. Krishna çok yaramaz olsa da babasına hiçbir konuda hayır demezmiş. Babasının tembih ettiği şekilde, inekleri bir araya toplamış ve ormanın yakınındaki otlağa otlatmaya götürmüş. Bir elinde tahta bir sapan; bir elinde ise uzun bir sopa varmış. Kısa süre sonra inekleri ile birlikte ormanın yakınındaki otlağa varmış. Otlağın tam ortasında büyük bir ağaç görmüş. Dikkatle ağaca tırmanmış ve bir dalın üstüne oturmuş. Sapanı ile sağa sola taşlar atmaya başlamış. Ama kısa süre sonra canı sıkılmış. Bir anda aklına bir yaramazlık gelmiş. Biraz eğlenmeye karar vermiş ve bağırmaya başlamış. Krishna -Kaplaaan! Kaplaaa! İmdaaat! Lütfen yardım edin bana lütfen kaplaaan! Lütfen! İneklerimi yiyecek Lütfen yardım edin bana. Kaplan ineklere saldırdııı! Köylüler onun çığlıklarını duydukları anda şoke olmuşlar ve çok korkmuşlar.

Köylüler

-Siz de duydunuz mu? Krishna’nın başı dertte. Kaplan onu öldürecek. Hemen oraya gitmeliyiz. Çabuk!

-Evet

-Acele edelim.

Her kes, evlerinden fırladığı gibi ormana doğru koşmaya başlamış. Kaplana saldırmak için silah olabilecek ne buldularsa almışlar ve yardıma koşmuşlar. Bütün köylüler işlerini güçlerini bırakmışlar ve Krishna’yı kurtarmaya koşmuşlar.

Köylüler

-Hadi hadi çabuk olun!

-Evet yetişelim!

-Evlat! Kaplan nerde? Yaralı mısın? Bir şeyin var mı?

-Merak etme evlat. Seni kurtarmaya geldik. Sakın o ağaçtan ineyim demeyesin tamam mı? Söyle kaplan nerde?

-Evet kaplan nerde? Nerde? Nerde?

Krishna

-hahaha! Ben sizi kandırdım. Kaplan falan yok burada.

Köylüler

-öyle ise niye bağırıp duruyorsun ha?

-Neden bize böyle bir şaka yapıyorsun bakayım?

-Krishna, çok yaramaz bir çocuksun.

-Sakın bunu bir daha yapma. Bu işin şakası olmaz. Yoksa başına gelir.

-Seni kurtarmak için bütün işimizi bıraktık. Duydun mu?

-Yeter artık Krishna. Şakaların bize sorun oluyor. Bırak artık bu işleri. Yoksa bir daha çağırsan da yardımına gelmeyeceğiz.

Krishna

-Hahaha! Yapmayın o kadar da sinir olmayın ama. Güle güle. Bir daha yapmayacağım.

Krishna bir türlü susmak bilmemiş. Bütün köylüler öfke içinde işlerinin başına dönmüş. Ama Krishna, yaptığı bu şakadan çok büyük bir keyif almış.

Krishna

-Hahaha! Günüme biraz neşe geldi. Zavallı köylüler nasıl da korktular öyle.

Akşam olmuş ve Krishna bütün inekleri toplayıp, onlarla beraber eve geri dönmüş. Ertesi gün yine inekleri toplayıp otlatmaya götürmüş ve o gün de yine aynı şakayı yapmaya karar vermiş.

Krishna

-İmdaaat! İmdaaat! Yardım edin bana. Kaplan geliyor. Bütün ineklerimi yiyecek imdaaat! Yardım ediiin!

Köylüler, bir kez daha Krishna’nın çığlıklarını duymuşlar. Şakadan haberi olmayanlar, Krishna için çok korkmuşlar. Hep beraber ona yardım etmek için ormana doğru koşmuşlar.

Köylüler

-hadi!

-Hadi gidelim!

-Krishna’nın başı dertte. Ona yardım etmeye gidelim.

-Ooo! Biçare çocuk. Tek başına kaplanla nasıl dövüşebilir? Çabuk olun hemen yardımına koşalım.

-Evet çabuk olun. Başına bir şey gelmeden gidelim.

-Evet çabuk olun.

Köylüler bir kez daha Krishna’nın sözüne aldanıp ona yardım etmeye koşmuşlar. Ormana vardıklarında ise, Krishna’nın yine ağaç dalında oturup kendilerine güldüğünü görmüşler.

Krishna

-Hahahaha! Suratlarınıza bakın. Neyiniz var sizin ha ne oldu?

Köylüler

-Burada kaplan falan yok. Neden bağırdın?

-Evet, burada kaplan falan yok.

-Senin ne derdin var bizimle? Yapma şunu artık.

-Ne zaman büyüyeceksin? Bu yaptığın çok yanlış.

-Senin işin olmayabilir ama bizim işimiz var.

-Neden her kesle uğraşıyorsun Krishna? Bizi perişan ediyorsun çok ayıp.

-Bir gün bunun cezasını çekeceksin. Biz senin yardımına koşalım; sen bize böyle bir şey yap. Bir daha asla yardım etmeiz sana. Geri dönelim.

-Evet evet haklısın. Bir daha asla etmeyiz.

Krishna

-Niye gidiyorsunuz ha? E kaplana ne diyeceğim ben? Hahahaha!

Köylüler Krishna’nın güldüğünü görmüşler. Ona çok kızmışlar. Krishna’ya bağırıp azarlamışlar. Öfke içinde söylenmişler. Sonra da köye geri dönmüşler. Krishna, bu hareketi artık alışkanlık haline getirmiş. Ağaçtan inip yardım istemeye başlamış. Köylüler artık bu numarayı çok iyi biliyorlarmış. Ama yine e, her gün onun yardımına koşmuşlar. Ama bir gün, Krishna’nın şansı ters dönmüş. İnekleri otlatmaya çıkardığı sırada, kaplan gerçekten gelmiş. Hem de bir tane değil. Koca bir sürü gelmiş. Krishna yardım istemiş.

Krishna

-İmdaaat! İmdaaat! Kaplaaan! Kaplaaan! Yardım edin! Lütfeeen!

Ama bu defa, kimse yardımına gelmemiş. Hiç kimse onu duymamış. Krishna, oturduğu dalın üstünden yardım istemeye devam etmiş.

Krishna

-Lütfen inanın bana. Burada çok kaplan var. Amcaaa! Amca yardım et bana. Teyzee! Teyze kurtar beni. Kaplanlar ineklere saldırıyor. Lütfen yardım edin. Lütfeeen! Amcaaa! Amcaaa!

Köylüler

-Bunu alışkanlık edindi. İmdat imdat. Her defasında yalan söyledi. Artık vaktimizi harcamayalım.

-Çok haklısın.

-Evet

-Ben yardım etmiyorum.

-Yine yalan söylüyor bu.

-Evet bizi kandırıyor.

-Evet.

-Ben kesinlikle gitmiyorum.

-Ben de gitmem hayır.

-İşim var benim. Geri dönüyorum. Hiç uğraşamam bu çocukla.

Krishna yardım istemeye devam etmiş ama kimse onu duymamış. Kaplanlar teker teker ineklere saldırmış ve hepsini yemiş. Krishna, o ağacın dalında çaresizce oturup yardım istemiş. Gözyaşları içinde köylülere seslenmiş. O gün bütün ineklerini kaybetmiş. Haber kısa süre içerisinde Krishna’nın babasına kadar ulaşmış.  Endişelenen babası, hemen ormana doğru koşmuş.

Baba

-Sen ne yaptın oğlum? Bu inekler bizim tek geçim kaynağımızdı sen de biliyorsun. Ama şimdi öldüler. Biz nasıl para kazanacağız? Akşam ne yiyeceğiz? Ben senin yaramazlıklarına hep müsamaha gösterdim. Ama bu yaptığın bardağı taşıran son damla oldu. Artık daha fazla dayanamam. Şimdi söyle oğlum ne yapayım ben sana?

Krishna

-Lütfen beni affet baba. Çok büyük bir hata ettim ben. Ben çok özür dilerim senden. Bir daha asla yalan söylemeyeceğim. Çok özür dilerim baba. Ühühühüh!

Krishna yalancılığının bedelini işte bu şekilde ödemiş. Bu yüzden bütün ineklerini kaybetmiş.

Çocuklar

-Evet doğru.

Söyleyin bana bu günkü masalımızdan ne öğrendiniz bakalım?

Çocuk

-Söyleyeyim, hiçbir zaman yalan söylememeliyiz. Her yalan söylediğimizden kaybeden biz oluruz.

Doğru. Her yalan söylediğimizde birinin güvenini kaybederiz. İnsanlar yalanlarımıza bir kez inanır her zaman inanmazlar ve gerçekten birine ihtiyacımız olduğunda ise tek başına kalırız. O yüzden her zaman için doğru söylemeliyiz.


BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Altın Kuş

Altın Kuş

Altın Kuş Bir zamanlar dünyanın en özel elma ağacına sahip bir kral varmış. Bu ağaç …

kurbaga-ile-okuz

Kurbağa ile Öküz

kurbaga-ile-okuz Bir zamanlar güzel bir gölette bir grup kurbağa yaşarmış. Birlikte yaşamaktan çok mutluymuşlar. Oyunlar …

Sadık Teneke Asker

Sadık Teneke Asker

Sadık Teneke Asker Bu öykü, o kadar da eski bir öykü değildir. Büyük bir evde, …

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Bir Yorum

  1. Avatar

    Yalancı çoban masalının laciverti ayıp size be…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ut venenatis, neque. tempus ut pulvinar Nullam at fringilla adipiscing vel,