Kusursuz Prens Masalı

Kusursuz Prens Masalı

Bir zamanlar uzak bir diyarda, güzel bir prenses yaşarmış. Bu prenses büyük bir kalede otururmuş ve kendisine hizmet eden bir sürü hizmetçisi varmış. Ama prenses mutlu değilmiş. Çünkü bir büyücü ona âşıkmış. Bu kötü büyücü prensese sahip olmak istiyormuş. Kendisini dev bir kedi şekline sokmuş ve prensesi her yerde takip etmiş. Bu laneti sadece bir prens bozabilirmiş. Bozmak için de bu dev kedinin kuyruğuna basması gerekliymiş. Bu sayede prenses serbest kalacakmış. Fazla uzak olmayan bir yerde bir prens yaşıyormuş. Bu prensin güzel prensesten haberi yokmuş. Prens:- Bu korkunç bir şey, prensin serbest kalması gerek! Vezirler! Yola çıktığımı hiç kimseye haber vermeyin! Yoksa kedinin haberi olur! O büyücü derin uykudayken onun kuyruğuna basacağım. Öylede olmuş. Gece çöktüğünde kedi derin bir uykuya dalmış. Prens onun kuyruğuna basmış ve kedi büyücü dönüşmüş. Büyücü:- Bu ne cüret! Prens:- Prensesi derhal rahat bırakacaksın! Sana emrediyorum! Büyücü:- Ha ha ha… Onu serbest bırakacağım ama seni kim serbest bırakacak? Doğacak ilk oğlunu lanetliyorum! Oğulun dev gibi bir burunla doğacak ve bu kusurunu gerçekten kabul edene kadar da kral olamayacak! Çünkü senin krallığın sadece kusursuz bir krala sahip olmaktadır.

Ha ha haha… Prens bu lanet çok mantıksız diye düşünmüş. Prens:- Oğlum dev gibi bir burunun olduğunu hemen fark edecektir. Büyük bir burun kusur değildir! Bu yüzden korkmam gerekmiyor. Prenses o sabah dünyanın en mutlu insanı olmuş. Bütün krallık buna çok sevinmiş. Çünkü kötü büyücü yok olmuş. Prenses hemen prensle evlenmiş. Prens prensesle evlendiği için o kadar mutluymuş ki o lanet tamamen unutmuş. Ondan hiç kimseye bahsetmemiş. Seneler geçmiş ve artık kraliçe olan prenses ilk çocuğunu dünyaya getirmiş. Prens Sümbül kralın bir iş gezisinde olduğu bir zamanda doğmuş. Ama bu mutluluk uzun sürmemiş. Çünkü kraliçe hayatını kaybetmiş. Krallık bu kaybın daha acısını daha atlamamışken kötü bir haber daha gelmiş. Kralın gemisi denizde batmış ve kral da ölmüş. Prens Sümbül artık tahtın tek valisiymiş. Ne var ki prensle ilgili bir terslik varmış. Vezir:- Olamaz! Bu normal bir burun mu? Burunu yüzünün yarısını kaplıyor. Bakıcı:- Hayır öyle söyleme! O bizim müstakbel kralımız! Büyük burnundan asla bahsedilmemesinden mutlaka sağlamak zorundayız. Prensimizin utanmaması için herhangi bir sebep yaratılmamalıdır! Bizim görevimiz bu burunu yok saymak ve onunda fark etmemesinde izin vermemektir. Böylece vezirler ve saray erkânı prensin yüzündeki o büyük burunu saklamaya karar vermişler. Normal burunları olan bütün kralların resmi fotoğraf karesinden çıkarılmış. Her uşak, kâhya ve bakıcı uyarılmış. Hiç kimsenin o burundan bahsetmemesi şartmış. Herkes prensin o dev gibi burnuna iltifat etmeliymiş. Okuldaki öğretmenler tarihi değiştirecek kadar ileri gitmişler. Sadece büyük burunlu savaşçıları anlatmışlar. Herkes normal burunlu insanlara gülüyormuş. Vezirler ellerinden geleni yapmışlar! Karlılıkta bazı yakışıklı erkeklerden saraya her girişlerinde sahte burunlar takmasını bile istemişler!

Prens büyük burnuna hayran olarak ve onunla gurur duyarak büyümüş. Bu kusur gizlenmiş. Vezir:- Yüce prensim!  Taç giymenizin vakti geldi! Ama kanunları çok iyi biliyorsunuz Tahtı gerçek tende devralmak için evlenmeniz gerekiyor! Prens:- Anlıyorum vezirim! Bende Bezfort kralından kızını istemeyi düşünüyordum zaten. Kendisi prenseslerin en güzelidir! Gerçi küçük bir burunu var ama benimde büyük bir kalbim var! Onun bu kusurunu kabul ediyorum! Vezir:- Evet! Evet! Çok iyi yakışıklı prensim! Ben hemen gerekli işleri halledeyim! Saray erkânı ve vezirleri prensin burnu hakkında o kadar yalan söylemeye o kadar alışmışlar ki Bezfort Kralına bu kusur haber vermeyi unutmuşlar! Kral bu evliliği onaylamış ama sonra… Vezir:- Sevgili prensim! Yüce prensim!  Bezfort prensesini kaçırmışlar kedisine bir lanetin musallat olduğuna dair haberler var! Onu kristal bir sarayda esir tutuyorlarmış. Bezfort şu anda onu kurtarmaya çalışıyor! Prens:- Ne! Kim bunu yapmaya cüret etmiş! Orduyu hazırlayın! Prensesimi bulmak için bizzat kendim yola çıkacağım! Böylece Prens adamları ile yola çıkmış. Bir çölün ortasına vardıklarında bir kum fırtınası prensi adamlarından ayırmış. Prens uyandığında kendini yabancı bir diyarda bulmuş. Hiç durmadan yürümüş ama hiç kimseyi bulamamış. Prens:- Ahh! Karnım aç ve çok da susadım! Ne yapacağım şimdi? Bir dakika bu bir ev mi? Hanım efendi, ben yolumu kayıp ettim içecek biraz su ve biraz yiyecek alabilir miyim? Kadın:- Evet tabi ki! Yorgun görünüyorsunuz! İçeri girin! Bir dakika! Şu sizin burnunuz mu? Ne kadar da büyükmüş! Haberiniz olsun, ben ne yaşayan nede ölmüş birisinde bu kadar büyük bir burun hiç görmedim! Prens:- Ne! Kadın aniden çok konuşmaya başladı. Ayrıca benim burnum büyük değil, onun burnu çok küçük! Ama karnım aç, onunla tartışmamalıyım! Hanım efendi ben gerçekten açım, yiyecek bir şeyler alabilir miyim? Kadın:- Evet tabi ki çok susamış olmalısınız! Susadığınızı söylememiş miydiniz? Hemen size su vermelerini isteyeceğim yardımcılarımdan! Su vücudumuz için çok önemlidir. Ama özür dilerim burnunuz dikkatimi dağıtıyor. Neden hala dışarıda bekliyorsunuz buyurun içeri gelmeyi istemez misiniz? Prens:- Tabi ki de isterim ama susamış ve acıkmış bir tanrı misafirini evinize davet etmekten ziyade onun burnu hakkında konuşmayı tercih ediyorsunuz sanki. Kadın:- Ohoo! Çok konuşuyorsunuz! İçeri gelin! Prens:- Ben mi çok konuşuyorum? Ben mi? Olamaz! Karnım aç olduğu içindir. Prens kulübeye girince şaşırmış! İçerisi en iyi antikalar ile süslüymüş.

Çok zengin görünüyormuş! Prensin kafası karışmış! Prens:- Burası sizin eviniz mi? Bir saraydan hiçbir farkı yok! Kimsiniz siz acaba? Kadın:- Evimi çok özlediğim için onun gibi bir yer yaptım. Çünkü ben uzak bir ülkenin kraliçesiydim. Birkaç yıl önce ava çıktığımız bir gün yolumu kaybettim. Neyse ki mücevherlerim ve bir avuç yardımcılarım yanımdaydı. Aslında komik bir hikaye. Nasıl yanlış yöne sapıp ormanın derinliklerine gittim hiç fark edemedim. Ormandan çıktığımda bu evi gördüm. O sırada yardımcılarıma bir öykü anlatıyordum. Bir kralın ve dev bir kedinin öyküsü! Ama inanın bana o kedi sizin burnunuza kıyasen minik kalırdı. Prens:- Off! Burnumdan bahsetmeyi kesmeyecek bu kadın. Uşaklarıyla laklak ederken yolunu kayıp etmiş zaten. Kendi düşük çenesi yüzünden buraya geldiğinin farkında değil mi? Kadın:- Prensesle dev kedini öyküsünü dinlemek ister misiniz? Prens:- Yaa… Ben aslında… Kadın:- Yaa! Tamam! Madem ısrar ettiniz! Neyse, bu kedi aslında büyücüymüş, prens kuyruğuna basınca lanetlemiş. Prens:- Hizmetçilere kraliçenin kusurunun görmemeleri söylenmiş. Kraliçe çok konuşuyor! Ama hizmetçilere bundan bahsetmemeleri söylenmiş. Bu çok saçma! İnsan nasıl olurda kendi kusurlarını görmez. Kadın:- Siz beni dinliyor musunuz? Burnunuz nasıl olurda burnunuz sizi hiç rahatsız etmez. Prens artık aç olmadığı için buna artık dayanamamış. Prens:-  Hanımefendi! Burnumdan bahsetmeyi kesmeyi rica ederim! Sizin papağan gibi konuştuğunuzu ve minicik burnunuzun olduğunu söyledim mi hiç? Benim burnum beni yakışıklı yapıyor! Onunla gurur duyuyorum! Yemek için teşekkür ederim! Ben prensesimi bulmaya gidiyorum! Kadın:- O büyük sarayınızda aynı olmadığını var sayıyorum! Ayrıca prensesi kristal sarayda bulsanız bile onun elini öpüp laneti nasıl bozacaksınız ki? O yakışıklı burnunuz engel olmayacak mı? Bahse girerim ki o kocaman burnunuz yüzünden ayaklarınızı bile göremezsiniz! Prens:- Ben saygı değer bir prensim! Sizinle gereksiz tartışmalar girmeyeceğim! Buradan hemen gidiyorum! Çok tuhaf, kraliçe haklı, ayaklarımı göremiyorum. Bu durum birçok kral ve kraliçe için normal olmalı! Bu kadın ne anlar zaten. Bana laneti nasıl bozacağını tarif ettiğini fark etmeden anlattı bile. Prens yolda bir pazara rastlamış. Yanından geçtiği insanlar prensin burnunu işaret edip gülmüşler. Prens:- Çok tuhaf! Burada ki insanların burunları çok küçük! Benimki onlara çok tuhaf geliyor! Bu krallık tümden bir acayip. Ama şüphe, prensin zihnini kemirmeye başlamış. Herkesin minik bir burunu varmış. Ama hiç kimse o burunla çirkin görünmüyormuş. Saraya geldiğinde prensese seslenmiş. Prens:- Prenses ben geldim! Prens Sümbül!  Sizi kurtarmaya geldim! Prenses:- Ahh! Demek geldiniz!

İyide suratınızda ki o şeyde ne? Yoksa burnunuz mu o? Prens:-  Sizin o minik burnunuzdan daha sonra bahsedebiliriz. Ben şu laneti bozayım! Prens kaleye tırmanmış, prensesin elini tutmuş ve onu tam öpeceği sırada dudaklarının prensesin eline değmediğini fark etmiş. Prens:- Off! Özür dilerim prenses, laneti bozamıyorum! Bunu daha önce fark etmemiştim. Burnum gerçekten de çok büyükmüş. Oysaki krallığım bana gayet normal hissettirdi.  Ama bu bir kusurmuş ve ben onunla yaşamak zorundayım. Aniden prensin karşısına o hanımefendi çıkmış. Prens:- Bir dakika, siz o hep burnumdan bahseden o yaşlı kadınsınız. Buraya nasıl çıktınız? Uşaklarınız nerede? Kadın:- Ben bir kraliçe değilim prensim, kendinizdeki kusuru görmek için kılık değiştirmek zorunda kaldım. Krallığınız bir büyücü tarafından lanetlenmişti. Kral olmak için kusurunuzu samimiyetle kabul etmek zorundaydınız. Artık o laneti bozdunuz! Burnunuzu görmüyor musunuz? Prens:- Burum! Burnum! Artık normal ebatta, yani artık hiçbir kusurum kalmadı! Kadın:- Hayır çocuğum! Hepimizin kusurları vardır. Sen burnunu küçülterek bozmadın o laneti. İnsanın kendisini sevmesi çok önemidir. Ama kendimizi aşırı sevmek kusurlarımız fark etmemize engel olur. Bizler kusurlarımızı far ettiğimiz zaman istediğimiz şeyleri başarabiliriz. Tıpkı prensesini bulman ve kendi kusurunu fark edip laneti bozman gibi! Sadece kendi kusurlarımızı gördüğümüzde gerçekten kusursuz insanlar oluruz. Prens ve prenses kendi krallığına dönüp evlenmişler. Krallığın gerçekten de artık kusursuz bir kralı varmış.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir