Ev / Çocuk Masalları / On İki Kardeş Masalı

On İki Kardeş Masalı

On İki Kardeş Masalı

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, şirin bir ülkeyi yöneten bir kral varmış. Yetenekli kral, güzel kraliçe ile mutlu bir hayat sürüyormuş. Kral ve kraliçenin on iki çocuğu varmış. Bunların hepsi de erkekmiş. Kral, çocuklarını çok seviyormuş. Ancak bir kız çocuğunun olmasını da çok istiyormuş. Kraliçenin yeniden bebek beklemesi kralı ümitlendirmiş. “Umarım bu kez bir kızım olur!” diye düşünmüş. Kralın bütün çocukları birbirinden akıllı, çalışkan ve cesurmuş. Kral ve kraliçe onlarla gurur duyuyormuş. Son zamanlarda kral nedense biraz daha öfkeliymiş. Aklında hep doğacak çocuğu varmış. Bir gün kral, kraliçenin yanına gelerek: -Çocuklarım olduğu için mutluyum. Ama hepsi de erkek. Eğer on üçüncü çocuğumuz kız olursa çok mutlu olacağım, demiş. Annesi,  en küçük oğlunun yanına gelerek saçlarını okşamış. – Yavrucuğum, acım çok büyük. Ama bunun sebebini sana söyleyemem, demiş. Bunun üzerine çocuk daha da endişelenmiş. O kadar ısrar etmiş ki kraliçe sonunda oğluna anlatmış. Hüngür hüngür ağlayarak, – Eğer bir kızımız olursa babanız hepinizi zindana atacak, demiş. Çocuk annesinin haline, kendisininkinden daha çok üzülmüş. – Güzel anneciğim! Ne olur daha fazla üzme kendini.

Biz başımızın çaresine bakarız. Biliyorsun ki birbirinden güçlü on iki genciz. Buradan ayrılır, başka diyarlara gideriz, demiş. Kadın, çocuğun sevgi dolu sesiyle yumuşamış. Gözyaşlarını silmiş. Sonra da aklına iyi bir fikir gelmiş gibi sevinçle gülümsemiş. – Oğlum! Ağabeylerinle birlikte hemen buradan ayrılın. Yakındaki ormanda eski bir kulübe var, ormandaki en uzun ağaca çıkın. Gözlerinizi şatonun kulesinden hiç ayırmayın. Eğer kardeşiniz oğlan olursa kuleye beyaz bir bayrak çektireceğim. O zaman siz de saraya tekrar dönebilirsiniz. Kardeşiniz kız olursa kuleye kırmızı bir bayrak çektireceğim. O zaman da canınızı kurtarmak için buralardan uzaklaşırsınız, demiş. Çocuk annesine son bir kez daha sarılmış. Kraliçe onu sevgiyle öptükten sonra, – Yavrum, Allah’a emanet olun. Her zaman sizin için dua edeceğim. Size istediği güzelliği vermesi için Allah’a yalvarıp yakaracağım, demiş. Küçük kardeş, annesiyle konuştuklarını ağabeylerine anlatmış. Onlar da gidip anneleriyle vedalaşmışlar. Onun duasını alarak saraydan ayrılmışlar. Bir süre sonra, annelerinin anlattığı kulübeye varmışlar. Çok uzun zaman önce terk edilmiş olan kulübeyi temizlemişler. Etrafı toparlamışlar. Kısa zamanda orada yaşamaya alışmışlar. Kardeşler, sırayla nöbet tutmaya başlamışlar. Her gün ormandaki yüksek bir meşe ağacından sarayın kulesini gözlüyorlarmış.

Çok uzun zaman geçmemiş ki kuleye kırmızı bir bayrağın çekildiğini görmüşler. Bu bayrak, bir kız bebeğin dünyaya geldiğini müjdeliyormuş. Ama aynı zamanda on iki kardeşin tehlikede olduğu anlamınıda taşıyormuş. En büyük kardeş: – Buradan hemen uzaklaşmalıyız. Yoksa canımızdan olacağız. Ama gitmeden önce yemin etmeliyiz. Bundan sonra hiçbir kızla konuşmayacağız. Onlardan hep uzak duracağız. Kardeşlerin her biri tek tek yemin etmiş. Sonra da eşyalarını toparlayıp kulübeden ayrılmışlar. Daha uzak bir yer ulmaları gerekiyormuş. Günlerce ormanın derinliklerine doğru yürümüşler. Güvenli olduğundan emin oldukları bir yerde konaklamışlar. Oraya küçük bir kulübe yapmışlar. Onlar için hayat yeniden başlıyormuş. Şimdi, yaşayabilmek için çalışmaları gerekiyormuş. Kardeşlerin en büyüğü bir iş bölümü yapmış. En küçük kardeş evde oturacak, evi bekleyecekmiş. Diğerleri ise ormanda çalışacakmış. Bazıları odun kesecek, bazıları da yiyecek toplayacakmış. Zaman çok çabuk geçmiş. Çocuklar kendi başlarına yaşamaya alışmışlar. Ne evi temizleyip yemek yapmak ne de ormanda çalışmak onlara zor geliyormuş artık. Bu arada, küçük, prenses de günden güne büyümüş. Çok güzel bir genç kız olmuş. Pırlanta kalpli prenses, annesine benziyormuş. Onun kadar asil ve iyi kalpliymiş. Günlerden bir gün prenses, annesine, – Sevgili anneciğim, neden benim bir kardeşim yok, diye sormuş. Şu koskoca sarayda kendimi çok yalnız hissediyorum. Kraliçe, bir dakika bile aklından çıkaramadığı on iki kardeşini düşünmüş. – Kim bilir, şimdi nerededirler, demiş içini çekerek. Kraliçe yıllardır göremediği çocuklarını gözünün önüne getirmiş. Gözyaşlarını tutamayarak ağlamaya başlamış. Prenses, şaşkın şaşkın annesine bakıyormuş. – Anneciğim, ne oldu? Bana anlatınız lütfen, diyerek ısrar etmiş. kraliçe yıllardır yüreğinde sakladığı sırrı prensesten gizleyememiş. En sonunda ona her şeyi anlatmış.

Prenses bir anda on iki tane ağabeyi olduğunu öğrenmiş. Çok mutlu olmuş. Ancak onların saraydan ayrılmasına neden olduğu için çok üzülmüş. Kraliçe, prensesi üzmek istememiş. Ama prenses, artık gerçekleri anlayabilecek yaştaymış. – Yavrucuğum üzülme! Sen o zamanlar daha minicik bir bebektin. Hiçbir şeyden haberin yoktu. Kendini suçlama, diyerek onu avutmaya çalışmış kraliçe. – Anneciğim, gidip ağabeylerimi  bulacağım. Bu hasret bitecek. Onları hiç görmememe rağmen çok seviyorum, demiş. Prenses, beyaz yeleli bir ata binmiş. Ormanın derinliklerine doğru sürmüş atını. At kah koşmuş, kah yürümüş. Sonunda ağabeylerinin kaldığı kulübeye varmış.  Prenses kulübeyi görünce çok sevinmiş. “Bu akşam burada dinleneyim. Prenses olduğumu söyleyince, kulübenin sahipleri beni evlerine alırlar. Yarın güneşin doğuşuyla beraber yola koyulurum. Ağabeylerimi ararım.” diye düşünmüş. Prenses atından inmiş. Kulübenin kapısını çalmış. Kapıyı açan en küçük ağabeyi merak içinde sormuş: – Buyurun, bir isteğiniz mi var?  Prenses gülümseyerek, – Tanrı misafiri olabilir miyim? Ben yıllar önce saraydan ayrılmış olan on iki ağabeyimi arıyorum, diye cevap vermiş. Bunu duyan delikanlı karşısında duran güzel kızın, kız kardeşi olduğunu anlamış.

Bir sevinçle çığlığı atmış. – Aman Allahım! O sensin, demiş. Prenses neye uğradığını şaşırmış. Ürkek adımlarla içeri girmiş. Ağabeyi ona bütün olup bitenleri anlatmış. Prenses, ağabeylerini bulduğu için çok sevinmiş. Doğrusu onları bu kadar kolay bulabileceğini hiç ümit etmiyormuş. “Annemin duaları kabul olmuş olmalı.” diye geçirmiş içinden. İki kardeş, yıllar süren bir hasretin ardından kavuşunca, ağlayarak birbirlerine sarılmışlar. Sonunda ağabeyi: – Sevgili kardeşim, senin burada durman tehlikeli olabilir, demiş. Prenses şaşkınlıkla sebebini sormuş. – Biz yıllar önce bir yemin etmiştik. Hiçbir kızla konuşmamaya karar vermiştik. Şimdi seni saklamalıyım. Sana bir zarar gelmesin. Tam sana kavuşmuşken senden ayrılmak istemiyorum, diye karşılık vermiş ağabeyi. -Peki şimdi ne yapacağız? Ağabeyi: Şu fincanın içine saklan, diyerek ona fıçıyı göstermiş. akşamın ilerleyen saatlerinde, diğer kardeşler ormandan dönmüşler. Yemeklerini yemişler. Sofradan tam kalkacakları sırada en küçük kardeş atılmış: – Size bir şey söyleyeceğim. Daha doğrusu bir haber vereceğim. Bunun üzerine hepsi dikkatle dinlemeye başlamış. En küçük kardeş: -Ama bundan önce, bana bir söz vermelisiniz, demiş. – Ne sözü, diye sormuş kardeşlerden biri. – Hani yıllar önce yemin etmiştik. O yemini bozmamız gerekiyor, demiş. Ağabeylerinin merakı bir kat daha artmış. – Bizi çok meraklandırdın. Hadi söyle! Nedir haberin, demişler hep bir ağızdan. Bunun üzerine en küçük kardeş, prensese saklandığı yerden çıkmasını söylemiş. -İşte bu güzel prenses bizim kardeşimiz, demiş.

Hepsi de o kadar şaşırmış ki! Ama bir o kadar da sevinmişler. Hemen kardeşlerinin boynuna sarılmışlar. Prenses hepsini tek tek öpmüş. Saatlerce hasret gidermişler. Sabah olunca on iki kardeş de ormana gitmiş. Bundan böyle prenses ev işlerinde ağabeylerine yardım etmeye başlamış. Artık her şey çok daha güzelmiş. On iki ağabeyi akşamları eve döndüğünde, yemek hep hazır oluyormuş. Ayrıca prenses, ormandan topladığı güzel kokulu çiçeklerle evi süslüyormuş. Günlerden bir gün prenses, yine ağabeylerini memnun etmek için çiçek toplamaya gitmiş. Tam ormanın içlerine doğru yürüyecekmiş ki kulübenin bahçesinde on iki tane zambak görmüş. “Ah ne güzel, tam on iki tane zambak! Bunları, her bir ağabeyimin tabağının yanına koymalıyım.” diye düşünmüş. Zambakların hepsini birden koparmış. İşte o anda kulübe birden yok olmuş. Gökyüzünde on iki tane kargo belirmiş. Garip sesler çıkararak havada uçuşmuşlar. Aynı anda prensesin yanında yaşlı bir kadın belirmiş. Prensese, – Ah evladım, sen ne yaptın böyle, demiş. Bu zambakları kopararak, kardeşlerini kargaya çevirdin. Kız, kulaklarına inanamamış. Ağlamaya başlamış. – Ah, ne yaptım ben? Onları nasıl kurtaracağım? Yaşlı kadın, prensesin durumuna çok acımış. – Evladım, onları kurtarabilirsin, demiş. Yalnız bunun için yedi yıl susup hiç konuşmayacaksın. Gülmeyeceksin. Ağzından tek bir kelime bile çıkmayacak. Yedi yılın dolmasına bir dakika kala bile konuşursan kardeşlerini kurtaramazsın. Kız kendinden emin bir şekilde, – Söz veriyorum, yedi yıl susacağım! Ağabeylerimi kurtalacağım, diye yemin etmiş. Hemen o gün düşmüş yollara. Gece gitmiş, gündüz gitmiş.

Ulu bir ağaçla karşılaşmış. Çıkıp onun üzerine oturmuş. Yalnız başına yaşamaya başlamış. Yedi yıl boyunca hiç konuşmamak için güzel bir yermiş bu ağacın tepesi. Aradan tam üç yıl geçmiş. Prensesin ağzından bir kelime bile çıkmamış. Her geçen gün, bu işi başaracağına daha çok inanmış. Ama aynı zamanda canı çok sıkılıyormuş. Bir tek insan yüzüne hasret kalmış. Bir gün yakışıklı bir prens, adamlarıyla beraber ava çıkmış. Ormanda avlanıyormuş. Atıyla ormanda gezinirken uzun bir ağacın üzerinde, dünyalar güzeli prensesi görmüş. Ona hemen aşık olmuş. Prensesle konuşmaya çalışmış. Ama gel gör ki kızın ağzından bir kelime bile çıkmıyormuş. Prens, güzel prensese kendisinden bahsetmiş. Bu arada prensesin her şeyi duyduğunu ve anladığını fark etmiş. Ona evlenme teklifi etmiş. Prenses, başıyla evet anlamına gelen bir işaret yapmış. Bunun üzerine prens, prensesi de yanına alarak sarayına dönmüş. Sarayda hemen düğün hazırlıklarına başlanmış. Kırk gün kırık gece süren dillere…

. Ulu bir ağaçla karşılaşmış. Çıkıp onun üzerine oturmuş. Yalnız başına yaşamaya başlamış. Yedi yıl boyunca hiç konuşmamak için güzel bir yermiş bu ağacın tepesi. Aradan tam üç yıl geçmiş. Prensesin ağzından bir kelime bile çıkmamış. Her geçen gün, bu işi başaracağına daha çok inanmış. Ama aynı zamanda canı çok sıkılıyormuş. Bir tek insan yüzüne hasret kalmış. Bir gün yakışıklı bir prens, adamlarıyla beraber ava çıkmış. Ormanda avlanıyormuş. Atıyla ormanda gezinirken uzun bir ağacın üzerinde, dünyalar güzeli prensesi görmüş. Ona hemen aşık olmuş. Prensesle konuşmaya çalışmış. Ama gel gör ki kızın ağzından bir kelime bile çıkmıyormuş. Prens, güzel prensese kendisinden bahsetmiş. Bu arada prensesin her şeyi duyduğunu ve anladığını fark etmiş. Ona evlenme teklifi etmiş. Prenses, başıyla evet anlamına gelen bir işaret yapmış. Bunun üzerine prens, prensesi de yanına alarak sarayına dönmüş. Sarayda hemen düğün hazırlıklarına başlanmış. Kırk gün kırık gece süren dillere…

Devamı Yakında 

Teşekkürlerinizi, yazımızı sosyal mecralarda paylaşarak gösterebilirsiniz. Bu bizim için fazlasıyla yeterli olacaktır.

- Mustafa Yakut

Avatar
Türkiye'deki tüm öğrencilere ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına - Eğitime dair bilgiler ve çocuk masalları hakkında yararlı olacağımızı düşünerek kaliteli içerikler üretip, fark yaratmayı düşünerek https://masaloku.com.tr sitesini yayına aldık.

Ayrıca kontrol et

elfler-ve-ayakkabici

Elfler ve Ayakkabıcı

elfler-ve-ayakkabici Bir zamanlar bir ayakkabıcıyla karısı varmış. Ayakkabıcı geçimini yeni ayakkabılar yapıp pazarda satarak sağlıyormuş. …

2 Yorumlar

  1. Avatar

    Devamı gelirse çok güzel olacak.

  2. Avatar

    Devamını bekliyoruz lütfen en kısa zamanda yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir