Padişah Ve Üç Oğlu

Padisah-ve-uc-Ogulları
Padisah-ve-uc-Ogulları

Bir varmış bir yokmuş , evvel zaman içinde kalbur zaman içinde cinler top oynarken eski hamam içinde. Ülkenin birinde çok yaşlı bir Padişah yaşarmış, bu Padişah’ın delikanlılık çağında üç oğlu varmış…  Büyük oğlunun adı Bulut ortancısının adı Gök ve küçük oğlunun adı da Deniz’miş. Yaşlı Padişah bir gün hastalanmış, oğullarını yanına çağırmış. – Çocuklarım bildiğiniz  gibi yaşlı ve hasta bir adamım, ölüm bu ne zaman geleceği hiç belli olmaz. Ben öldükten sonra yerime Bulut  geçsin, hazinem deki altınların  yarısını Deniz alsın. Bu altınlarla kendisine uygun bir iş bulsun. Beş yüz dönümlük tarlam,  kılıcımı ve değerli atımı da Gök’e bırakıyorum.  En büyük dileğim birbirinizle iyi geçinmeniz, vatandaşlarımızın mutluluğu için çalışmanızdır  demiş. Yaşlı Padişah bir kaç gün sonra ölmüş. Gök babasının vasiyeti üzerine abisi Bulutun Kral olduğunu duyurmak üzere, başka ülkelere gitmiş. Bu arada babalarına hep saygı gösteren baş vezir Padişah olmak istermiş. Önce Bulutu sonra Denizi derin bir koyunun içine atıp hapis etmiş, ülkenin her tarafında tellallar göndererek Padişah olduğunu ilan etmiş. Abilerinin başlarına gelini öğrenen Gök, babasının kılıcını alarak babasının bıraktığı değerli atına atladığı gibi ülkesine geri dönmek istemiş. Atını dört nala sürmüş.  Günlerce yol aldıktan sonra bir ovaya varmış. Ovanın ortasında bir saray varmış ancak sarayın kapısını bulamamış, öfkesinden duvarlara varmak için kılıcını çekmiş derken çok tuhaf bir şey olmuş. Daha kılıcını kınından çıkmasıyla birlikte karşısına on tane dev dikilerek şöyle söylemişler; bize emrini söyle yakalım mı? Yıkalı mı? Demişler. Gök kılıcını sihirli olduğunu anlamış ve çok sevinmiş, devlere bir kapı açında saraya girim demiş. Devler ileri doğru atılınca sarayda koca bir kapı açılmış, Gökte kılıcını kınına koymuş, devler ortadan kaybolmuş. Gök saraya girmiş ortalıkta kimsecikler görünmüyormuş, saray muhteşem bir güzellikteymiş. Gök buna dolaşırken odalardan birinin kapısı  açılmış, içerden çıkan adam Gök’e  doğru ilerlemiş. – Hoş geldiniz demiş, adamla  Gök dostça söyleşmeye başlamışlar, adam sormuş.  – Söylesene arkadaş nerden gelip nereye gidiyorsun. Gök anlatmaya başlamış.- Ben kısmetimi arıyorum, ben bir şehzadeyim Padişah olan babam öldükten sonra, abim onun yerine geçecekti. Ancak baş vezir iki abimi de derin koyuya atıp hapis etti, kendisine padişah ilan etti. Bende ülkemden ayrılarak kısmetimi arama koyuldum, adım Gök peki ya sen kimsin? Demiş. Saray sahibi – Benim adım Ateş bu sarayda otururum, yer yüzünün bütün hayvanları buyuruma altındadır. İstediğim zaman nerede nasıl bir olay olduğunu öğrene bilirim, bunun için bir ıslık çalmam yeter. Kurtlar, kuşlar hemen etrafıma toplanır istediğim her şeyi yapabilirler, ya senin ne gibi hünerlerin var  demiş. – Gök Benim hünerim kılıcımdadır istersen gösterim demiş,  Ateş daha karşılık vermeden  Gök kılıcını çekmiş, on dev odanın ortasında belirmiş. – Dile bizden ne dilersen yakalı mı? Yıkalı mı? Demişler. Gök şu an hiç bir şey istemem demiş, kılıcını kınına sokmuş devlerde ortadan kaybolmuş. Konuğunun çok hünerli olduğunu bunun çok işine yarayacağını anlayan  Ateş. – Anladım ki sende benim gibi yapa yalnızsın seninle arkadaş olmak isterim, sende ister misin diye sormuş. Bu öneri Gök’ün çok hoşuna gitmiş, Ateş ve Gök el sıkışıp arkadaş olmuş. O halde yola çıkarız ölünceye kadar dost kalırız, her zaman bir birimizin yardımına koşarız, birlikte güler birlikte ağlarız demiş. Ertesi gün atlarına atlayıp yola koyulmuşlar, uzun zaman yol almışlar sonunda bir şehre varmışlar. Şehrin valisine çıkarak kendilerini tanıtmışlar, kalacak bir yer istemişler vali konuklarına küçük bir köşkte konuk olarak kalabileceklerini söylemiş. Adamlarını görevlendirerek Gök ve Ateşi köşke göndermiş, gece olunca Gök kılıcını çekmiş oracıkta belirleyen devler dile bizden ne dilersen demişler. –  Gök valinin sarayının karşısına şimdiye değin görülmemiş güzellikte bir saray yapın, sabahleyin saray eksiksiz kusursuz  bir halde orda olmalı demiş. Devler bir saniye içinde valinin sarayının karşısına  muhteşem bir saray dikmişler. – Vali sormuş bu sarayı bir  gecede kim yaptırdı. – Gök atılmış ben demiş, istersiniz

Padisah-ve-uc-Oglu
Padisah-ve-uc-Oglu

hünerlerimi size de gösterim kılıcını çekmiş devler ortaya çıkmış. Vali bu adamların ikisinin de çok hünerli olduğunu anlamış. –  Gök’e mert bir delikanlısın demiş, damadım olmayı kabul eder misin? Gök bu öneriden çok hoşlanmış ancak çok teşekküre derim ama arkadaşım Ateş benden büyük , evlenme sırası onun, onu damatlığa kabul edersiniz ikimizde seviniriz. – Diyince  Vali Ateşe dönerek damadım olmak ister misin? Demiş. – Ateş buna çok sevinirim demiş, sonrada Gök’e dönüp ama biz ayrılmamaya karar vermemiş miydik? Diye de sormuş. – Gök vermiştik ama bu hayırlı bir iş, evlenip yuva sahibi olacağız hep tamamen ayrılmış  sayılmayız, bir gün yine buluşuruz demiş. O gün Valinin kızıyla ateş nişanlanmış, kısa bir süre sonrada görkemli bir düğünle de evlenmişler. Yeni evliler birbirlerini çok sevmiş, Gökte onlara baktıkça seviniyormuş. Sonunda Gök’ün yola çıkacağı gün gelip çatmış, Gök vedalaşırken Ateşe şöyle demiş. – Ben kısmetimi aramaya gidiyorum, şu beyaz kâğıdı yastığın altında gizle. Her sabah ilk iş olarak bu kâğıda bak, eğer kâğıdı sarılmış görülsen tehlikede olduğumu anlar yardımıma koşarsın. Bir gün gök bir evin önüne gelmiş, burası daha çok mağaraya benziyormuş. Ön tarafında kapı ve pencereleri varmış ama arka tarafı bir dağın içindeymiş ve kapıyı çalmış kapı gürültüyle açılmış, Gök atını bir ağaca bağlayıp içeri girmiş. Kendisini karşılayan adam hoş geldiniz demiş. Gök adamın ardından yürümüş,  koridorlardan geçerek bir odaya girmişler. Adamla tatlı bir söyleyişe dağılmış, Gök kendini tanıtmış başından geçenleri anlatmış.  Adamda -benim adım Alev yapa yanız yaşarım, iyi ki geldin bana arkadaş oldun demiş. Gök iyi arkadaş olacağımızı umuyorum demiş, böylece el sıkışıp dost olmuşlar. İki arkadaş atlarına binip yola düşmüşler, sonunda büyük bir ülkeye varmışlar. Ülkenin padişahına çıkıp kendilerine yatacak bir yer istemeye karar vermişler, saraya doğru giderlerken halkın büyük bir üzüntü içinde olduğunu anlamışlar birkaç kişiye ne olduğunu sormuşlar. – Düşman bir ülkenin Kralının bu ülkeye savaş açtığını öğrenmişler, Padişahın askerleri yenilgiye uğramak üzereymiş. Bu kötü durum karşısında yalnızca yatacak bir yer istemek için, Padişahı rahatsız etmemeye karar vermişler. Vezire gidip kalacak bir yer istediklerini söylemişler , Vezirde Padişahtan izin alıp onları saraydaki odalarından birine yerleştirmiş. Gökle  Alev sarayda bekleyip oturmaktaysa gidip savaşa izlemeye karar vermişler, meydan düşman askerleriyle doluymuş. Padişahın askerleri yok denecek kadar azmış, Gök dayanamamış atını savaş meydanına sürmüş. İki tarafın komutanları uzaklardan yabancı bir atlının hızla geldiğinde görünce, askerlerine dur demişler. Düşman askerleri komutanı bu geleni Padişahın teslim oldukları haberi getiren biri sanıyormuş ,Gök  önce Padişahın komutanına selam vermiş, komutan selam alınca askerler sağ ol diye bağırmış. Sonra düşman komutanına selam vermiş ancak ne komutan ne askerler bu selamı almamış, düşman komutanı derdini söyle diye bağırmış teslim mi? Oluyor musunuz? Gök selamı almayan bu düşman komutanına çok kızmış, yoksa ne yaparsın diye sormuş. Gök’ün sözlerine öfkelenen düşman komutanı bir vuruşta kelleni uçururum demiş. – Gök o halde çık er meydanına diye haykırarak kılıcını çekmiş, düşman komutanı kılıcını çekip Gök’ün üzerine doğru yürürken, ortaya çıkan devlere komutan bana kalsın siz düşman askerleri yok edin diye de haykırmış. Düşman komutanı sonunda yenileceğini anlayarak kaçmaya başlamış, Gök atına atlayıp düşman komutanın yolunu kesmiş komutanı esir alıp Padişaha teslim etmiş. Padişah bu yiğit delikanlıyı saraya getirmelerini emretmiş. – Düşmana alt eden yiğit hanginiz diye de sormuş, Gök hiç ses çıkarmamış. – Onun övülmekten hoşlanmadığını bilen Ali, o yiğit kişi arkadaşım Gök’tür demiş. Padişah böbürlenmeyi ayıp sayan bu yiğit delikanlının alnından öpmüş, yaptığı iş çok büyük demiş. Seni nasıl ödüllendireceğimi bilemiyorum, ben yaşlıyım oğlumda yok benden sonra bu ülkeyi yönetirsin seni kızımla evlendirmek isterim ne dersin demiş. Gök – Size damat olmak büyük şeref ama arkadaşım Ali benden büyük, evlenme sırası onda demiş.

savas-masalı
savas-masalı

– O halde Ali damadım olur, sende bir oğlum sayılırsın demiş Padişah. Ali Padişahın damadı olacağını seviniyor ancak arkadaşından ayrılacağı içinde üzülüyormuş. – Gök sen kısmetini buldun dürüst ol çok çalış, birbirimizden ayrılmış sayılmayız bir gün yine buluşuruz, belki bir gün senin yardımına gereksinirim. Cebinden bir kâğıt parçası çıkarıp Alliye uzatmış, bu beyaz kâğıdı yastığın altına gizle her sabah ilk iş olarak bu kâğıda bak, eğer kâğıdı sarılmış görülsen tehlikede olduğumu anlar yardımıma koşarsın. Kâğıda bir şey olmazsa mutlu olduğumu anlarsın, hadi kal sağlıcakla düğününde bulunmaya çalışırım demiş. İki arkadaş kucaklaşmışlar. Gök atına atlayıp yine den yola koyulmuş. Bir gün güzel şehre varmış karşısına çıkan birkaç evin kapısını çalmış ancak açan olmamış. Kapıları açık olan evlere girmiş, içinde kimsecikler yokmuş, derken köşkün önündeki çeşme gözüne erişmiş biraz su içmiş Burada. Bu sırada kulağına ses gelmiş, dikkatçe dinleyince bir kadının ağladığını işitmiş hemen sesin geldiği yere doğru gitmiş. Bir odada ağlayan güzel bir kız görmüş ona niye ağladığını sormuş. –  Kızda bu koca şehirde benden başka kimse kalmadı, bir canavar hepsini götürüp parçaladı. Babam bu şehrin valisiydi, canavar az öncede onu götürdü. Az sonrada gelip beni götürecek ne olur kurtarın bizi demiş. Bu sırada gök gürültüsünü işiten bir ses işitmiş, canavar Gök’ü görünce daha hızlı gelmiş öfkeyle haykırmış Gök aceleyle kılıcını çekmiş on dev. – Dile bizden ne dilersen diye sorunca Gök, şu canavarı parçalayın demiş korkunç bir boğuşma başlamış. Devler kısa sürede canavarı cansız yere sermişler, Güzel kız -hayatımı sen kurtardın keşke önce gelseydin babamı, annemi, kardeşlerimi kurtarsaydın demiş. Az sonra tüm şehir halkı büyük şenliklerle sokaklara dolmuş, kızın anne, baba ve kardeşleri de eve dönmüş. Kız sevinçle ailesine sarılmış,  Gök -Talih kızınızı benim karşıma çıkardı beni de kızınızın karşısına çıkardı. İzin verirseniz kızınızda isterse onunla evlenmek istiyorum demiş. Böylece Gök ve kız güzel bir düğünle evlenmişler, kızın babası ailesiyle birlikte başka bir kentte taşınmış. Günlerden bir gün Gök’ün dışarda olduğu bir sırada köşkün kapısı vurulmuş, gelen kara buru sihirli burun cadıymış. Gök’ün sihirli kılıcını almak istermiş, ne güzel şeymiş diyerek gidip kılıcı almış, genç kadında onunla kapı önüne çıkınca cadının kötü biri olduğunu hemen anlamış, sihirli kılıcı cadının elinden almak isterken kılıç suya düşmüş. Kadıncağız kılıcın suya gömüldüğünü görünce canını kurtarmak için cadının sözlerini dinlemekten çare olmadığını düşünüp susmuş,  cadı bir kapı açmış genç kadını boş bir odaya götürmüş. – Burada sesiz ‘ce otur demiş. Kadın caz hüngür, hüngür ağlarken cadı odasını kapısını kilitleyip gitmiş. Her şeyden habersiz Gök dönünce eşini, kılıcını, davarda göremeyince onun kaçtığını zannedip üzülmüş. Çok geçmeden üzüntüsünden yatağa düşmüş, Gök’ün hastalandığı gün Ateşte, Alevde yastığın altındaki kâğıdın sarıldığını görmüşler. Gök’ün bir felaketle karşı karşıya olduğunu anlamışlar. Ateşle, Alev atlarına atlayıp Gök’ün yanıma gelmişler, ilk önce suya düşen sihirli kılıcı bulmuşlar sonra Gök kılıcına kavuşunca kılıcı kınından çekmiş on deve eşimi bulun diye emir vermiş. Devler cadıyı yakalayıp etkisiz hale getirmiş odada tek başına oturan, eşini de alıp yanına getirmişler. Gök ve üç arkadaşı mutluluk yaşarken, abilerini esir alırken Padişahlığını kendi kendine ilan eden veziri bulup uzak bir ülkenin zindanına kapatmış. Kardeşlerini de kurtarmışlar, kardeşleri cesur ve akılı olan Gök’ün Padişah olmasını istemiş. Gök ülkesini çok iyi yönetmiş eşiyle birlikte çok mutlu yaşamış. Bir sonraki masalımızda buluşmak üzere.

RapunzelÇocuk HikayeleriNoel Baba’nın Hikayesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir