Tilki ile Tavşan

Tilki ile Tavşan

Tilkinin kurnazlığını herkes bilir. Kafasının içinde türlü planlar döner. Kendisinden küçük orman sakinlerini nasıl avlayabileceğini hesaplayarak hileler düşünür durur hep.

Hele karnı aç olursa, bütün tilkiliği üstünde demektir. Kimsenin aklına gelmeyen şeytanca fikirler kafasında gezinip durur.

İşte bizim kurnaz tilki Kanto’nun da açlıktan yana derdi varmış. Ne zamandır şansı yaver gitmemiş. Eline ağız tadıyla yiyebileceği bir av geçirememiş.

– Rızık gökten yağmaz ya, arayıp bulmak gerek, diye mırıldanmış.

Elini çenesine dayamış. Püsküllü kuyruğunu arka ayakları arasına kıstırmış. Saatlerce nasıl av yapabileceğini düşünmüş durmuş.

Bir yandan da dalgın gözlerle etrafını süzüyormuş. Bir ara pek yakındaki çalılar hışırdamış.

Bütün düşüncelerini bir yana atarak kulak kabartmış.  Evet evet, yanılmıyormuş. Her kokuyu kolayca alan sivri burnu bir tavşanın nefis kokusu ile dolmuş.

– Dikkatli olmalıyım, demiş kendi kendine. Yakında bir tavşan var.

Gürültü çıkarmadan doğrulmuş. Kuyruğunu arka ayakları arasına iyice kıstırmış. Ön bacaklarını bir yay gibi germiş. Atlamaya hazır durumda beklemiş. Az sonra da tavşanın sevimli burnunu çalılıklar arasında fark etmiş. Artık kabına sığamaz olmuş.

– Demek Allah isterse rızkı kapıya da gönderirmiş, diye söylenmiş.

Öyle sevinmiş öyle sevinmiş ki… İçi içine sığmaz olmuş artık. Daha da hazır duruma geçmiş.

Ne var ki tavşanın da burnu, tilkinin kokusunu almış. Biraz dikkatlice etrafına bakınca fark etmiş Kantoyu. Tavşan o kadar yaramazmış ki alay etmek gelmiş içinden… Nasılsa tilki kendine yetişemezmiş.

 – Tilki amca keyfin nasıl bakalım, diye sormuş. Tilki Kanto’nun fark edildiğini anlayınca canı çok sıkılmış. Fakat kafasında tilkice bir plan kurmakta da gecikmemiş.

“Belki tavşanı tatlı dillimle kandırabilir, yakınıma çekebilirim” diye geçirmiş içinden.
karnı tokmuş gibi geğirmeye başlamış.

– Keyfim iyi ama, diye cevap vermiş. Az önce yediğim yemek mideme oturdu. O kadar doydum ki rahatsız oluyorum. Gürültülü bir şekilde yine geğirmiş. Küçük tavşan da kurnaz mı kurnazmış. Bu hileye kanar mı hiç? Tilkinin bir boş karnına bakmış, bir zayıf çelimsiz vücuduna bakmış:

– Hakikaten çok mu toksun, diye sormuş.
Tilki Kanto yalancıktan bir daha geğirmiş:

– Tok da ne demek tavşancığım? Geğirmemi duymuyor musun? Çok fazla kaçırdım yemeği. Rahatsız oluyorum şimdi. Şuradan şuraya kımıldayacak halim yok inan ki…

Tavşan inanmamış yine. Tilki milletini iyi tanırmış. Karınları doymuş olsa bile aç gözlü oldukları için yine avlanırlar, yemeseler bile can yakarlarmış.

– Vah vah, diyerek Kanto’nun haline acır gibi yapmış. Demek sindirim bozukluğu çekiyorsun. Bir yardımım dokunabilir mi acaba?
Tilki bir sevinmiş bir sevinmiş. Kabına sığmaz olmuş o anda. Tavşanı kandırdığını sanarak

– Biraz yanıma gelsen de karnımı ovuştursan ne iyi olur. Belki bir parça rahatlarım, öyle sancı yapıyor ki!
– Ama benim karnım daha aç.
– Öyle mi? Ah açlık çok kötü, tokluk da öyle. Biliyor musun benim yanımda çok güzel yiyecek otlar var? Tam senin ağzına layık…

Tavşan için için gülüyor, tilki ile alay etmekten hoşlanıyormuş

– Sahi var mı?

Kanto’nun ağzı iyice sulanmaya başlamış. Tavşanın nefis lezzetini düşünüyor, onu bir an evvel mideye indirmenin yollarını arıyormuş.

– Bak bak, diye etrafındaki otları göstermiş, O kadar güzel otlar ki bunlar, ne kadar yersen ye doymuyorsun. Burada yemek istediğin kadar da var. Tavşan fıkırdamış

– İyi ama sen bana dokunmaz mısın? Tilki bir geğirmiş ki sesi ta uzaklardan duyulmuş

– Aman düşündüğün şeye bak, demiş. Karnım neredeyse patlayacak halde.

– Seni avlayıp da nereye sığdırayım. Hem seninle dost olmak istiyorum ben.

– Ama annem “Tilkiden dost olmaz” derdi hep. Nasıl güveneyim sana?

Tilki bir parça bozulmuş:

– Anneni boş ver, demiş. Seninle el ele onu ziyarete gider, tilkiden dost olacağını ispat ederiz. Nasıl güzel düşünmüşüm değil mi?

– Güzel güzel olmasına da… Ne yazık ki annem hayatta değil.

Tilki Kanto üzülmüş gibi yüzünü buruşturmuş:
– Annen öldü mü?

– Öldü ya! Bir tilkiye av oldu.

Kanto bu sefer kötü bozulmuş. Ancak o zaman tavşanın kendisi ile alay ettiğini anlamış. Alev saçan gözlerle bakmış:
– Sen benimle alay mı ediyorsun, demiş. Tavşan boynunu bükmüş:

– Ne haddime canım, demiş. Alay etmiyorum ki! Sadece dalga geçiyorum.

Tilki Kanto bir kızmış bir kızmış, arka ayakları üstünde bir yaylanmış:

– Seni küçük maskara. Şimdi görürsün, diye bağırmasıyla tavşanın üzerine atılması bir olmuş

Fakat tavşan tilkiden daha hızlıymış. Bir sıçrayışta hemen yer değiştirivermiş. Biraz uzaklaşıp durmuş, dilini çıkarmış:
– Yalancı sen de! Açlıktan derin kemiğine yapışmış. Bir de kalkmış bana tok numarası yapıyorsun. Hani dost olacaktık? Annem çok haklıymış meğer. “Tilkiden dost olmaz” der dururdu.

Tilki iyice köpürmüş:
– Annenin canına okuduğum gibi senin de canına okuyacağım şimdi, dur hele…

Fakat küçük tavşan durur mu? Hemen fırlamış, var kuvveti ile yokuşa tırmanıp uzaklaşmış.

Kanto hayatında ilk defa tilkilikte kendisini geçen bir tavşana rastlıyormuş. Bütün kuvveti ile sesini yükselterek bağırmış:

– Seni mutlaka yakalayacağım şımarık tavşan. Mutlaka ele geçireceğim seni yaramaz.

O günden sonra bir kenara gizlenip tavşanı beklemeye başlamış. Kurnazlığını bildiği için sokulmuyor, sadece uzaktan gözetliyormuş.

Bir müddet böyle gözetlemiş. Sonra anlamış ki, tavşan her akşamüstü yakındaki bir göle gelip su içiyor ve yuvasına dönüyormuş.

Dikkat edince tavşanın hep aynı yoldan geri döndüğünü fark etmiş. Onu avlamak için bütün kurnazlığını kullanmaya karar vermiş.

Düşünmüş, taşınmış. Tavşanın dönüş yolu üstünde bir çukur açmaya karar vermiş. Bu kararını da hemen ertesi günü hayata geçirmiş.

Yorucu bir çalışmadan sonra nihayet istediği gibi bir çukur açabilmiş:

– Tamam, diye sevinmiş. Şimdi bir de üstünü çalı çırpı ile örtersem tavşan avucuma düştü demektir.

Az sonra üstünü çalı çırpı ile örtmüş. Yoldan fark edilemeyecek bir duruma getirmiş. Tuzağını bir süre kontrol etikten sonra

– Oh ne iyi oldu tuzağım, diye söylenmiş. Şimdi tavşancık kurtulsun bakalım elimden. Bir tilki ile alay etmenin ne demek olduğunu göstereceğim ona. Göze gelmeyecek bir yere gizlenmiş. Tavşanın dönüşünü beklemeye  başlamış. Çok geçmeden tavşan görünmüş.

Tilki Kanto’nun sevincine diyecek yokmuş. Az sonra onu midesine indireceği dakikayı düşünüyormuş. Ağını şapırdatıyormuş.

Tavşan yaklaşmış, yaklaşmış, yaklaşmış. Fakat o da ne? Birden bir hırlama duyulmuş.

Bu hırlama ile tavşan bir sıçrayışta tuzağın öbür tarafına atlamış. Var kuvveti ile ardına bakmadan koşup oradan uzaklaşmış.

Tilki tavşanı çoktan unutmuş… Canının derdine düşmüş. Duyduğu kurt sesini çok iyi tanıyormuş.

Bir telaşlanmış, bir telaşlanmış. Ne yapacağını şaşırmış. Etrafa ürkek ürkek bakmış.

Yolun sonundan bir kurt kendisine doğru geliyormuş. Aklı başından gitmiş.

Kurdun eline geçerse başına gelecekleri bildiği için var kuvvetiyle oradan uzaklaşmayı düşünmüş.

Telaşından tuzağı falan unutmuş. Gözlerini önündeki kurdun üstünden ayırmadan biraz gerilemiş.

Birden bacaklarının bir yumuşaklığa değdiğini hissetmiş. Daha ne olduğunu anlayamadan kendini kuyunun içinde buluvermiş.

Şaşırmış, üzülmüş tilki Kanto… Etrafına bir bakmış ki bir de ne görsün? Biraz evvel kendi kazdığı kuyu değil mi bu? Acı bir sesle

– Eyvah, diye bağırmış. Kazdığım kuyuya düştüm. Az sonra kurt başına dikilmiş. Tilki Kanto’yu kuyunun içinde görünce kahkahalarla gülmüş:
– Vay vay vay, diye alay etmiş. Neler görüyorum? Tilki hiç tuzağa düşer mi?

Kanto belki yalvarmakla yakayı kurtulabileceğini umarak dil dökmeye başlamışı

– Kurt ağabey, sen kuvvetli ve kudretlisin… Benim gibi zayıfa merhamet et ne olur?

Kurt bir kahkaha daha atmış:

– Yok, demiş. Sen hiç küçüklerine merhamet ettin mi? Zayıfları korudun mu? Acizlere yardım ettin mi? Bu kuyuyu senin kazdığını bilmiyor muyum sanıyorsun? Tilki adamakıllı şaşırmış:

– Nereden biliyorsun, diye sormuş. Kurt bir kahkaha daha atmış:

– Biliyorum işte. Ne zamandır buralardayım. Açlık gözünü bürüdüğü için farkına varamadın. Tavşana söylediklerini duydum ve onu avlamak için kazdığın kuyuyu gördüm. Bak şimdi kazdığın kuyuya nasıl düştün? Hilekârlar senin haline düşer işte.

Tilki Kanto ne kadar yalvarmış, yakarmışsa da fayda etmemiş.
Başkasına kuyu kazmanın cezasını işte böyle bulmuş.


BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Şaşkın Leylek

Şaşkın Leylek Şaşkın Leylek de diğer leylekler gibi kışa doğru sıcak ülkelere göç edermiş. Ama …

Hasta Olmamak

Hasta Olmamak Bir zamanlar mutlu mu mutlu bir aile yaşarmış. Bu aile ormanın derinliklerinde, kimsenin …

Tavşanlar Ülkesi

Tavşanlar Ülkesi Tavşanlar ülkesinde o gün okullar açılıyormuş. Tin Tin Tavşan da okula başlayacakmış. Bir …

2 Yorumlar

  1. Yazım imla yanlışı vardir

    • Ben çok beğendim. Herhangi bir imla hatasına denk gelmedim. Bu arada vardir değil, vardır olması lazım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir