Yaga İle Helga Masalı

Yaga İle Helga Masali
Yaga İle Helga Masali


Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, yıkık dökük bir evde yaşlı bir karı koca yaşarmış. Adamın adı Yoga’ymış. Karısının ise Helga. Helga son zamanlarda biraz öfkeliymiş. Neden mi? Çünkü günlerdir evlerinde ki eşyalar bir bir kayboluyormuş. Bunu ilk fark eden Helga olmuş. İlk gün her zaman üzerinde yemek yedikleri masanın örtüsü kaybolmuş. Ertesi gün evdeki tabaklar yok olmuş. Helga bu duruma çok üzülüyormuş. Zaten evlerinde o kadar az eşya varmış ki “Bunlar da kaybolursa biz ne yaparız?” diyerek ağlayıp duruyormuş. Kocası Yaga bu işe çok şaşırıyormuş. “Ne yapsam da buna engel olsam?” diye kara kara düşünüyormuş. Yaga, karısı Helga’nın yanına gitmiş. – Ağlama artık, bu işin arkasında ne olduğunu mutlaka bulacağım. Kaybettiğimiz eşyalarımızı da en kısa zamanda geri alacağım, demiş. Yaga karısına böyle söylemiş söylemesine ama kendisi de ne yapacağını bilemiyormuş. “Bu eşyalar durup dururken nereye gider ki?” diye düşünüyormuş. Bir başkasının onların eşyalarını izinsiz bir şekilde alması mümkün değilmiş. Çünkü Yaga bu köyde doğmuş. Hayatı boyunca da burada yaşamış.

Şimdiye kadar da böyle bir olay olmamış. Yaga bu düşünceler içinde ahıra gitmiş. Eşeğini bağladığı yerden çözmüş. Tembel eşeğini de yanına alarak ormana odun kesmeye gitmiş. Yaga’nın eşeği o kadar çok yavaş yürüyormuş ki Yaga kızmadan edememiş. – Seni gibi tembel hayvan! Bütün gün miskin miskin uyuyorsun. Seni daha fazla çalıştırmalıyım. Bundan sonra her gün ormana gideceğiz. Yüklerin hepsini sen taşıyacaksın. Hatta zavallı Yorgi’nin yüklerini bile sen taşıyacaksın, diyerek tembel eşeğini azarlamış. Çok geçmemiş ki Yaga, genç Boris ile karşılaşmış. Elini kaldırarak Boris’i selamlamış. – Ooo… Boris, bütün ormanı taşımışsın, diyerek onunla eğlenmiş. Sırtındaki ağır yükle son derece yavaş yürüyebilen Boris gülümsemiş.  – Napalım, evimizi korumak için çok odun lazım, diyerek oradan uzaklaşmış. Yoğa, Boris’in verdiği bu cevaba biraz şaşırmış.

Tembel eşeği ile yavaş yavaş yoluna devam etmiş. Tam ormana vardığında başka adam görmüş. O da odunları sırtına yüklemiş, köye doğru gidiyormuş. Yaga: – Bu yıl kış çok mu şiddetli olacak? Neden bu insanlar bu kadar çok odun kesmişler, diye kendi kendisine sormuş. Yaga da o gün çok odun kesmiş. Tembel eşeğine inat, onları bir araya toplayıp eşeğinin sırtına yüklemiş. Anırmaya bile üşenen eşek, birkaç kez inlemiş. Yaşlı Yaga aslında eşeğini çok seviyormuş. Yıllardır birlikte nice işler yapmışlar. Ama eşek bugünlerde tembellik yapıyormuş. Yaga ve eşeği hava kararmadan evin yolunu tutmuşlar. Eve vardıklarında karısını evin kapısında beklerken bulmuş. Yaga karısını selamlamış. – Bu gün herkes çok odun kesmiş.

Helga. Biz de öyle yaptık baksana, diyerek odun yüklü eşeği göstermiş. Sonra da, kurt gibi acıktım Helga. Bugün ne pişirdin bakalım, diye sormuş. – Hiçbir şey, diye cevap vermiş Helga. Yoga: – Peki ama neden, diye sormuş. Helga gözleri yaşlı anlatmaya başlamış: – Ahırda sakladığımız bütün yiyecekler yok olmuş. Zavallı yoga ne diyeceğini bilememiş. O gece hiçbir şey yiyemeden uyuyakalmış. Rüyasında neler görmüş neler? Zavallı Yaga aç karnını rüyasında bir güzel doyurmuş. Sabah kalktığında karnı çok acıkmış. Karısı Helga’nın da karnı çok acıkmış. Ama yiyecek hiçbir şey yokmuş. İkisi dene yapacaklarını bilememişler. Helga “Ne yesek?” diye düşünüyormuş. Yaga ise son günlerde başlarına gelenleri düşünüyormuş.


– Bize ait olan şeyleri izinsiz alan biri var, demiş Yaga. Karısı Helga: – Ama nasıl olur? Biz yıllardır burada yaşıyoruz. Şimdiye kadar başımıza hiç böyle bir şey gelmemişti, diye karşılık vermiş. Bu arada Helga, masasının altında birkaç patates bulmuş. Kahvaltı için onları kaynatmış. İki ihtiyar hiçbir şey konuşmadan patatesleri yemişler.  O gün için karınları doymuş. Fakat daha sonra ne yiyeceklerini düşünmeye başlamışlar. Helga çok üzüntülüymüş. İyi kalpli Yaga, karısını rahatlatmak istemiş. – Üzülme, demiş. İhtiyar Yaga ahırdan eşeğini almış. Tekrar ormanın yolunu tutmuş. Tembel eşek aç olunca ne olur? Kaplumbağa gibi yavaş yürür. Yoğa da biraz yorgunmuş. Bu nedenle yavaş yavaş yol almışlar. Orman yolunda birçok kişiyle karşılaşmışlar. Her biri yüklerini sırtlamışlar. Odun taşıyorlarmış.

Yoga şaşkın şaşkın onlara bakmış. Genç Boris yine pek çok odun kesmiş. Yaga dalgın dalgın yürürken onu selamlamış. – Selam ihtiyar! Ormana mı? Aman geç kalma! Toplayabildiğin kadar topla! Yaga sormuş: – Önceden bu kadar odun toplamazdın. Şimdi ne oldu da bu kadar odun taşıyorsun? – Haberin yok mu yoga? Köyümüze biri dadandı. Evlerimizde ne bulursa alıp götürüyor. Onun için evlerimizin kapılarını, pencerelerini sağlamlaştırıyoruz. Yaga bunu duyar duymaz haykırmış. – Demek eşyalarımızı alıp götüren biri varmış ha! – Benden söylemesi Yaga. Tedbirini al, demiş Boris. Sonra da ormandan uzaklaşmış. Yaga, ormanda yiyecek olarak mantar ve kestane toplamış. – Ben de bu gece evimizin kapısını, pencerelerini sağlamlaştırayım, demiş. Yaga, kestiği odunları eşeğin sırtına yüklemiş. Mantar ve kestaneleri de kendisi taşımış. Tembel eşek o kadar yavaş yürüyormuş ki eve varana kadar akşam olmuş. Yaga eşeği ahıra koymuş. Sonra da sessizce eve girmiş. “Acaba Helga nerede?” diye düşünürken bir de ne görsün! Helga elinde bir sopa ile üstüne doğru gelmiyor mu? Yaga: – Dur Helda! Dur! Ben Yaga, diye bağırmış. Yaşlı Yaga bunca saat ormanda çalıştıktan sonra böyle karşılanmayı pek ummuyormuş doğrusu. Helga kocasını görünce çok sevinmiş. – Kusura bakma Yaga. Az önce bir tıkırtı duydum. Biri içeri girmek istedi. Benim ayak sesimi duyunca kaçtı. Ben de elime bir sopa aldım. Öylece bekliyordum, demiş. – Helga köye biri dadanmış. Birçok kişinin evine girmiş. Herkes ormandan odun topluyor. Evlerinin kapılarını, pencerelerini sağlamlaştıracaklarmış. Ben de odun topladım.

Sağlam bir kapı yapacağım. Bundan sonra evimize kimse izinsiz giremeyecek, demiş. Yaşlı karı koca, akşam yemeklerini yedikten sonra işe koyulmuşlar. Odunları biraz inceltip birkaç tanesini birbirine çivilemişler. Böylece odunlar daha uzun hale gelmiş. İhtiyar karı koca öyle çok yorulmuşlar ki bir an önce uyuyup dinlenmek istiyorlarmış. Ancak Yaga, yaptıkları uzun odunları kapının arkasına çakmadan yatmayacakmış. Helga: – Nasıl olur da burada böyle bir olay yaşanır? Kim kimin malını alır ki? Herkes birbirini tanıyor, diye söylenmiş. Yaga da: -Bunu yapanlar belli ki bu köyden değil. Başka bir yerden geliyor olmalılar, demiş. Helga: – Ama neden böyle bir şey yapıyorlar. Bu çok kötü bir davranış. Bak bizim de bu sabah yiyecek hiçbir şeyimiz yoktu. Ama sen ormana gittin. Ellerin dolu geldin, demiş. Yaga karısına hak verircesine kafasını sallamış. – Başkasına ait olan birşeyi almak ne büyük bir kötülük, demiş. Yaga kapıyı iyice sağlamlaştırmış. – Pencereyi de yarın yaparım. Şimdi o kadar yorgunum ki, diyerek yatmış. Helga da çok yorgunmuş. Bir an önce uyumak ve dinlenmek istemiş. Yaşlı karı koca yorgunluktan mışıl mışıl uyuyadursun, Onların uyumasını fırsat bilen bir kişi, önce kapıyı açmak istemiş. Ama açamamış. Sonra da pencereyi yoklamış. Pencere bir çırpıda açılıvermiş. Bu kişi Yaga’nın büyük bir çabayla topladığı mantarları, cevizleri, masa saatini, küçük kilimi alıp gitmiş. Yaşlı Helga’nın bağırmasıyla uyanmış. Yaga. Helga: – Evimize yine girmişler, demiş. Yaga hiçbir şey söylemeden hızla evden çıkmış. Doğruca köydeki askerlerin yanına gitmiş. Onlara olan biteni anlatmış. Meğer köyden daha önce de gelenler olmuş. Bu yüzden, olanlar hakkında askerlerin bilgisi varmış. Her gün evdeki eşyalarından biri yok olan Yaga’ya bakıp şöyle demişler : – Sadece sizin değil, herkesin evine girmişler. Hatta aynı gece içinde birden fazla eve girmişler. İşte bu nedenle bu işi yapanın yalnız olmadığını anlıyoruz. Ona yardım eden biri daha olmalı. Endişeli gözlerle bakan Yaga: – Bunu yapanlar kim olabilir, diye sormuş. – Bir ana ile kızı gelmiş uzaklardan. Biz de onlardan şüphelendik. Gidip onları gördük. Ama onların bu işi yapabileceklerini hiç sanmıyoruz, demiş askerler. – Peki ama öyleyse kim, diye haykırmış. Yaga. Biz zaten fakir insanlarız. Eşyalarımız bir bir yok olup gidiyor. Evde kala kala birkaç mum, bir de yataklarımız kaldı. Eğer bir çaresini bulamazsak sonumuz kötü olacak, Askerler Yaga’ya hak vermişler. – Siz hiç üzülmeyin. Er geç bunu yapanları yakalayacağız. Kaybolan bütün eşyalarınızı geri vereceğiz, demiş askerlerden biri. Yaga çaresizce başını sallamış. – Peki ama nasıl, diye sormuş. Askerlerden birinin aklına bir fikir gelmiş. – Bu akşam Yaga’nın evinde saklanalım. Bu kişiler geldiğinde onları suçüstü yakalayalım, demiş. Yaga güşmeye başlamış. – Evimde hiçbir eşya kalmadı ki! Nereye saklanacaksınız? – O zaman içimizden biri delikli bir çuvalın içine girsin, demiş diğer bir asker. Yaga ellerini birbirine vurarak, – Yaşasın! Bu iyi bir fikir! Onlar da çuval da bir eşya var sanır. Onu alıp götürmeye çalışırlar. İşte o zaman çuvalın içindeki asker de onları yakalar, diye sevinçle haykırmış. Yaga evine dönmüş. Akşam olunca bir asker, elinde bir çuvalla Yaga’nın evine gelmiş. Asker, Helga’nın şaşkın bakışları arasında çuvalın içine girmiş. Yaga çuvalın ağzını hafifçe bağlamış. Sonunda gece olmuş. Beklenen an gelmiş. Yaga yatağına yatmış, bekliyormuş. Çok geçmeden kapı yavaşca açılmış. Uzaklardan gelen ana ve kız parmaklarının üstünde yürüyerek eve girmişler. Etraflarına bakınmışlar. Kadın kızına, – Bu evde hiç işe yarar bir şey kalmamış, yarın gece buraya gelmeyelim, diye fısıldamış. Yaga ve çuvalın içindeki asker, kadın ile kızının konuştuklarını duyabiliyormuş. Kız annesine çuvalı göstermiş. – İçinde ne var acaba? Alıp götürsek mi? Kadın: – Tabii ki alalım. Kim bilir, belki de içinden yiyecek bir şeyler çıkar, diyerek çuvalı almışlar. Kadın kızına, – Çuval biraz ağırmış. Şunun ucundan tut da birlikte götürelim, demiş. Ana kız, çuvalı birlikte taşıyarak dışarı çıkmışlar. Kapıyı da açık bırakarak evden uzaklaşmışlar. Çuvalı evlerine kadar zorlukla taşımışlar. Sonra da onu diğer eşyaların arasına koymuşlar. Kız annesine – Hadi gidip birkaç eve daha girelim, demiş. – Bu çuval beni çok yordu. Bu gecelik bu kadar yeter.  Yarın gece gideriz, diye karşılık vermiş annesi de. Ana kız merakla çuvalın yanına yaklaşmış. Kız çuvalın ağzındaki ipi çözmüş. İşte tam bu sırada çuvalın içindeki asker, birden ayağa kalkmış. Her ikisi de şaşkınlıktan ne yapacaklarını bilememişler. Asker kadının ve kızın ellerini bağlamış. Bir yandan da: – Demek köyü soyup soğana çeviren sizdiniz, demiş. Kadın kendi kendini acındırarak, – Ne olur bizi bırak asker oğlum! Bir daha kimsenin bir şeyini izinsiz almayacağız. Biz çok fakiriz. Evimizde hiçbir şey yoktu. O yüzden de bu yola başvurduk, demiş. Asker kızgın bir şekilde, – Bu köyde birçok kişi fakirdir. Fakir olmak bir suç değildir. Ama sizin yaptığınız büyük bir suçtur, diye bağırmış. Sonunda bu işi yaparak büyük bir suç işleyen ana ve kız yakalanmış. Köye tekrar huzur gelmiş. Köylüler fakirmiş fakir olmasına ama çok mutlularmış. Zengin olmak için çok çalışmışlar. Ancak asla başkalarının eşyalarını izinsiz almamışlar.

Kısa Hikayeler |Çocuk Masalları Kısa Çocuk Masalları Çocuk Hikayeleri Kısa|Çocuk HikayeleriKısa Çocuk Hikayeleri
Masal| Masal Oku | Hikayeler | Hikaye Oku

Sihirli Yüzük MasalıÇocuk HikayeleriKral Avcı Ve Çaylak Masalı

Ayrıca kontrol et

yedi-karga

Yedi Karga

yedi-karga Bir zamanlar çok uzaklardaki yüksek dağlarda yeşil bir vadi varmış. Vadinin ortasında temiz bir …

Jorinda-ve-Jorindel

Jorinda ve Jorindel

Jorinda-ve-Jorindel Bir zamanlar çok karanlık ve çok kasvetli bir ormanın derinliklerinde eski bir kale varmış. …

Tom-Thumb-un-Maceralari

Tom Thumb’un Maceraları

Tom-Thumb-un-Maceralari Bir zamanlar, çok açgözlü bir büyücüyle bir hazineyi paylaşma konusunda tartışan bir dev varmış. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir