Yakut Prens

Yakut Prens

Bir zamanlar uzak Acamistan’da bir dilenci, nehir kıyısında yürüyormuş. Nehir bir anda geri çekilerek ardında bir sürü çamur bırakmış. Dilenci, çekilen nehirden arda kalabilecek olan balıkları aramış. 

Dilenci:

-Yeteri kadar şanslıysam belki bugün en azından iki balık bulurum ya da… ya da belki üç tane.

Ama dilenci balıktan daha değerli bir şey bulacakmış. 

Dilenci:

-Vay canına! Bu taş çok büyük ve çok parlak! Bu taşla kaç tane yemek satın alabilirim merak ettim. 

Dilenci, Şahın mutfağında çalışan arkadaşının yanına koşmuş. 

Dilenci

-Şhht!

Arkadaşı:

-Ah! Nereden buldun bunu? 

Dilenci:

-Nehir kıyısında. Dinle beni, sen bana çok yardım ettin. Bana daha fazla bedava yemek veremeyeceğini anlıyorum. Sence bu taş bana kaç tane yemek aldırabilir. 

Arkadaşı:

-Taş mı? O bir yakut şaşkın şey! O senin hayatını değiştirebilir! Onu derhal Şaha götür ve beni dinle. Bu yakutun karşılığında, Şah’tan tam iki büyük küp dolusu altın iste.

Dilenci:

-İki büyük küp dolusu mu? 

Arkadaşı:

-Evet! Daha azını kabul etme. Beni anlıyor musun? 

Dilenci, arkadaşının tavsiyesine uymuş ve Şah’la görüşmeye gitmiş. Şah şoke olmuş. Hayatında hiç bu kadar büyük bir yakut görmemiş. 

Şah:

-Sana bu yakutun karşılığında üç küp altın vereceğim. O kadar yeter mi? 

Dilenci:

-Ohh! Üç küp dolusu altın mı? Efendim hayatımın en güzel günü bugün.

Dilenci üç küp altınını almış ve gitmiş. 

Şah:

-Ehehe! Buna paha biçilemez. Bunu 18’inci yaş gününde, kızıma vereceğim. Eminim kızıma büyük bir servet getirecektir. 

Şah, taşı büyük bir sandığın içine koymuş ve büyük bir kilitle kapağını kapatmış. Şah, kızının 18’inci yaş gününde yakutu almak için geri dönmüş. Sandığın kilidini açar açmaz…

Şah:

-Sen de kimsin?

Yakut Prens:

-Efendim, ben…

Şah:

-Gardiyanlar! Hırsız var! Sen benim kıymetli yakutumu çaldın. Onu hemen şimdi bana geri ver. 

Yakut Prens: 

-Efendim, hangi hırsız bir yakut çalar ve ondan sonrada kendini sandığın içine kilitler. Ama yakutunuz gitti. Doğrusu bu. Ben yakutunuzu geri getiremem. Ben buraya onun yerine geldim. Benim adım Yakut Prens ve sizden bunun bana nasıl olduğunu sormamanızı talep ediyorum. 

Şah:

-Yakut Prens mi? Sen bir hırsızsın! Bu işler o kadar kolay mı sandın? Ben kıymetli yakutumu kaybediyorum ve sandığımın içinde bir adam buluyorum. Ama sebebini sormama izin vermiyor. 

Yakut Prens:

-Çok doğru. Sıkıntınızı anlıyorum efendim. Ama ne olursa olsun nereden geldiğimi size söyleyemem. 

Şah:

-Ah! Madem öyle diyorsun, o zaman bana başka bir seçenek bırakmıyorsun. Seni kendi sarayımda bir sandığın içinde bulduğum için ben ne dersem onu yapacaksın. Sen artık benim uşağımsın. 

Yakut Prens:

-Emredersiniz.

Şah, Yakut Prensi idam ettirmek istemiş ama bunu yapamamış. Prensin dingiz gözleri ve sakin sesi Şahın böyle bir emir vermesini zorlaştırmış. Ama Şah, değerli yakutunu kaybettiği için yine de öfkeliymiş. Prense tuhaf işler yaptırmış. Mesela bahçıvanlık ve saray temizliği… Ama Prens hiç şikayet etmemiş. Hatta her görevi Prensesin yanına yaklaşmak için bir bahane olarak kullanmış. Prensese umutsuz bir şekilde aşık oluyormuş. 

Şah:

-O! O hırsız, hangi cüretle benden çalıyor? Ah! Ben ne yapacağım bu hırsıza? Bir dakika! Aklıma bir fikir geldi. 

Şah, ertesi gün Prensi çağırtmış. 

Şah:

-Dinle! Acamistan denizlerinde bir ejderha yaşar, aylardır bütün gemilerimizi batırıyor. Ticaretimiz çok kötü etkileniyor. Kılıcımı al ve o ejderhayı yen! Bu bir emirdir! 

Halk:

-Olamaz! Bu delilik! Ah! 

Yakut Prens:

-Baş üstüne majesteleri. Ama bana bir flüt lazım. Ejderhayı denizden çıkarıp, ormana çekmek için flüt çalmam gerek.

Şah:

-Tamam ama sana bir faydası olmaz. O karada da denizde olduğu kadar tehlikelidir çünkü. 

Yakut Prens:

-Ama emrinizi ancak bu şekilde yerine getirebilirim efendim. Ben suya ayak değdiremem. 

Şah kabul etmiş. 

Şah:

-Suya ayak değdiremez misin? Hahahaha! Bu ne biçim bir Prensmiş! Bu ejderha ile savaşmaları için bir sürü savaşçı yolladım ben. Hiç kimse geri dönmedi. O da onlarla aynı kaderi paylaşacak. Hahahaha! 

Prens kayığını almış ve ormana varmış. Ormanın ortasında büyük ve boş bir yere gitmiş. Ve ejderhayı sudan çağırmak için hazırlanmış. Ejderha yaklaştıkça yer titremiş. Hava ısındıkça Prens, ejderhanın yaklaştığını anlamış. Ejderha bütün gücüyle saldırmış. Ama Prens hareket etmemiş ve elinin hızlı bir hareketi ile…

Yakut Prens:

-Senin canını bağışlayacağım ama bana söz ver. Bir daha gemileri batırmayacaksın ve bir daha hiç kimseye sorun çıkarmayacaksın. 

Yakut Prens saraya geri dönmüş. Herkes onu görünce çok şaşırmış. 

Yakut Prens:

-Majesteleri, benden istediğiniz şeyi yaptım. Ejderha bir daha geri dönmeyecek. 

Şah:

-Sen gerçekten cesur bir Prenssin. Senden çok etkilendim delikanlı. Ah! Şimdi sana inanıyorum. Senin kim olduğunu ve nereden geldiğini bilmiyorum ama isteğine saygı duyacağım ve bunu sana bir daha sormayacağım. Söyle bana, ne istersin? Benden ne istersen gerçekleşecektir.

Yakut Prens:

-Efendim, ben kızınıza aşık oldum. İzniniz olursa kızınıza evlenme teklifi etmek istiyorum. 

Şah:

-Hahahah! Cesaretin ile beni çoktan kazandın sen. Eğer kızım seninle evlenmeyi isterse, ben kim oluyorum da hayır diyorum? 

Şahın kızı da Prensten aynı derecede etkilenmiş. Onunla evlenmeyi hemen kabul etmiş. Prenses kibar bir kadınmış. Kocasını çok seviyormuş. İkisi birden krallıklarını iyi yöneterek günlerini geçirmişler. Ama bir soru, sürekli Prensesin kafasını meşgul etmiş. 

Prenses:

-Sevgilim, ben senin hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Sen gerçekte kimsin? Lütfen, nereden geldiğini söyle bana. 

Yakut Prens:

-Lütfen bana onu sorma. Onu sana asla söyleyemem. Söylediğim gün beni sonsuza dek kaybedersin. 

Bu sözler Prensesi çok üzmüş. Prenses, Prensi çok seviyormuş ve onun hakkında her şeyi bilmek istiyormuş. Bir defasında, okyanusun kıyısında otururlarken ona bir daha sormaya çalışmış. Prens, bir kez daha üzülmüş ve Prensesten kendisini zorlamamasını rica etmiş. 

Prenses:

-Ama neden? Neden öğrenemiyorum? Lütfen, lütfen anlat bana. 

Yakut Prens:

-Ah! Seni çok sevdiğimi biliyorsun. Senin böyle acı çekmeni seyredemem. İlle de öğreneceksen, o zaman kim olduğumu söyleyeyim. Ben…

Prenses:

-Ah! İmdat! Gardiyanlar! Prensi geri verin bana! 

Gardiyanlar bütün okyanusu aramışlar ama Prensi asla bulamamışlar. Prenses kendini suçlamış. Herkes ona bunun onun hatası olmadığını anlatmaya çalışmış. Ama Prenses dinlememiş. 

Prenses:

-Hayır! Benim aptalca sorularım yüzünden Prens kayboldu. 

Prenses bu acıya dayanamamış ve çok hasta olmuş. Bir sürü doktor onu iyileştirmeye gelmiş ama hiçbir faydası olmamış. Şah, kızı için korkuyormuş. Sonra bir hizmetçi, Prensesin odasına garip bir haberle gelmiş. 

Hizmetçi:

-Majesteleri! Majesteleri! Olamaz! Dün gece okyanusta bir sürü ışık vardı! Ah! Cinler dans etti! Çok güzeldi! 

Prenses:

-Çok saçma. Cin diye bir şey yoktur. Git buradan! 

Hizmetçi:

-Ama ben onu gördüm! Başına en parlak yakut taşını takmıştı ve…

Prenses:

-Yakut mu dedin sen?

Hizmetçi:

-Cinlere inanmadığınızı biliyorum tabi ama…

Prenses:

-Ben cinlerle ilgilenmiyorum! Sen beni oraya götür! 

Prenses ve hizmetçisi o gece, okyanus yakınındaki ormanda çalıların arasına saklanmışlar. Hava kararana kadar orada beklemişler. Sonra bir anda, okyanustan yükselen bazı ışıklar görmüşler. Işıklar aniden güzel cinlere ve minik genç delikanlılara dönüşmüş. Bir süre sonra okyanusun kralı, adamlarıyla birlikte yüzeye çıkmış. Kral, altın bir giysi giyiyormuş ve elinde bir asa varmış. Kısa süre sonra gösteri başlamış. Cinler dans etmişler ve delikanlılar yeteneklerini krala göstermişler. Ama Prenses bunların hiçbiriyle ilgilenmemiş. Onun bakışları, kralın yanında duran adamın üstünde kilitlenmiş. Prenses, okyanus mavisi o gözleri asla unutamıyormuş. Hayatının aşkı, orada bir heykel gibi duruyormuş. 

Prenses:

-Ah! Prensim! 

Sonra Prenses, çok cesurca bir hareket yapmış. Yüzünü bir peçeyle örtmüş ve saklandığı yerden çıkmış. Cinlerin arasında dans etmiş. O kadar güzel hareket etmiş ki oradaki herkesin dili tutulmuş. 

Kral:

-Harika! Bu kadar harika bir dans karşılığında, dile bizden ne dilersen. Dileğin kabul olacak. 

Prenses:

-Majesteleri, şey…Ben Şahın kızıyım. Yakut Prensimin karısıyım. Kendisi tahtınızın yanında duruyor. Lütfen, lütfen kocamı bana geri verin! Sizden başka hiçbir şey istemiyorum. 

Kral, bu isteğe kızmış ve denize geri dönmüş. Ve Prensi de yanında götürmüş. 

Prenses:

-Hayır! Durun! 

Hizmetçi:

-Ah! Prenses! Şu tarafa bakın! 

Prenses sahile koşmuş. Gelen onun Prensiymiş. Prenses daha ne olduğunu anlayamadan okyanus konuşmaya başlamış. 

Okyanus:

-Onu geri alabilirsin ama onu nasıl kaybettiğini unutma sakın! Daha düşünceli ol. 

Yakut Prens:

-Ah! Sevgilim! 

Bütün saray halkı, Yakut Prens’in dönüşüne çok sevinmiş. Prenses o günden sonra daha düşünceli olmuş. Kocasına okyanusun altındaki dünyası hakkında hiç soru sormamış. Onun geri dönmesine seviniyormuş. Prenses, Yakut Prensi çok sevmiş. Birlikte ilelebet mutlu yaşamışlar. 


BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Sultanla Vezir

Sultanla Vezir Bir ülkede sultan ile onun iyi kalpli veziri yaşarmış. Birlikte halkın sıkıntılarına çare …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir