Yedi Karga

yedi-karga
yedi-karga

Bir zamanlar çok uzaklardaki yüksek dağlarda yeşil bir vadi varmış. Vadinin ortasında temiz bir dere akıyormuş. Ormancı taştan evini bu derenin kenarına inşa etmiş. Evliymiş, yedi oğlu bir kızı varmış. Ormancı:

-Hoşçakal karıcım hoşçakalın çocuklar.

Ormancı işi gereği sık sık evden çıkmak zorunda kalırmış ve karısı çocukları yalnız büyütürken zorlanırmış. Anne:

-Olamaz, ne kadarda şımarıklar.

Aslında kızı annesini hiç üzmüyormuş. Çünkü iyi kalpli, güzel ve yardımsevermiş.  Ama oğlanlar sorun çıkarıyorlarmış. Çünkü kaba, itaatsiz ve kavgacıymışlar. Annelerine hiç saygı duymazlarmış. Anneleri onlar için çok üzülürmüş:

-Çocuklar yatma vakti.

-İhtiyarlar bu saatte yatar anne.

Kocası bir hafta sonra işten eve yorgun argın döndüğünde zavallı kadın oğullarının şımarıklığını bir türlü ona anlatamazmış çünkü onu daha fazla üzmek istemezmiş:

-Zavallıcık o kadar yorgun ki, onu böyle saçmalıklarla rahatsız etmemeliyim.

Kadın bütün üzüntüsünü içine atıyormuş. Böyle yaptığı içinde oğullarının giderek daha kötüleştiğinin farkında değilmiş. Oğlanlarda babaları evde olmadığından ve ceza alma kaygısı duymadıklarından bu durumdan faydalanıyor ve giderek daha yaramaz oluyorlarmış. Anne:

-Çocuklar yeter ama artık.

Kız:

-Ağabeylerim lütfen anneme saygı gösterin.

Oğlan:

-Çok konuşma şapşal şey.

Küçük kız çok acı çekiyormuş. Çünkü şımarık olmalarına rağmen ağabeylerini çok seviyormuş ama annesini özellikle seviyormuş. En küçük kardeş olduğundan ağabeyleri onun sözünü hiç dinlemezlermiş. Bir gün yedi kardeş büyük bir belaya bulaşmışlar. Ormanda hayvanların midesinin şişmesine neden olan tehlikeli bir ot yetişirmiş. Babaları onlara her zaman dikkat etmelerini ve keçilerin bu otu yememesini tembih edermiş. Şımarık oğlanlar bu otu bir çuval doldurmuşlar ve hayvan yemiyle karıştırmışlar. Oğlanlar:

-Keçilerin karnı nasıl şişecek diye çok merak ediyorum.

-Otu yedikten sonra karınları davul gibi şişecek.

Daha sonra keçiler ve inekler hasta olmuş, karınları ağrımış, şişmiş, ayağa kalkamamışlar. Kız:

-Anne bakar mısın, hayvanlarımız hasta olmuş.

Anne:

-Olamaz. Ne oldu zavallı hayvanlara? Artık hiç sütümüz olmayacak. Artık hiç peynir yapamayacağız.

Kız:

-Öyleyse karnımızı nasıl doyuracağız?

Oğlanlar:

-Şu aptal hayvanların haline bakar mısınız?

Oğlanlar dalga geçerek gülmüşler. Yaptıkları kötülüğün farkında değillermiş. Umutsuzluk içindeki anneleri sonunda dayanamamış ve ağlamaya başlamış:

-Keşke oğlum olmasaydınız da birer karga olsaydınız.

Anneleri bu sözleri söyler söylemez gizemli bir bulut güneşin önünü kapatıvermiş. Hava aniden soğumuş. Oğlanlarsa yedi kargaya dönüşmüşler ve uçarak uzaklaşmışlar. Kız:

-Ağabeylerim… hayır…

Anne:

-Olamaz. Ben ne yaptım?

Kadıncağız çok korkmuş ve o kadar pişman olmuş ki kendinden geçmiş. Kız:

-Anne, ben şimdi ne yapacağım?

Babaları ertesi gün işten döndüğünde olanları öğrenmiş ve çok üzülmüş. Buna rağmen karısını rahatlatmaya çalışmış:

-Karıcığım, bu senin hatan değil. Oğullarım şımarıktı ve sende kontrolünü kaybettin.

Evin içi üzüntü ve kederle dolmuş. Uzun bir zaman geçmiş ve ufak kız büyümüş. Ağabeylerini hala hatırlıyormuş ve yüzü hiç gülmüyormuş. Günün birinde ağabeylerini aramak için annesinden izin istemiş. Anne:

-İmkânsız tatlım. Birde seni kaybedemem.

-Onları bulacağımı hissediyorum. İçimden bir ses gitmemi ve onların beni beklediklerini söylüyor. Bırak gideyim anne, izin ver bana, lütfen.

-Peki bir tanem.

Annesi kızın ısrarlarına dayanamamış. Küçük kız biraz azıkla yola çıkmış. İki gün boyunca ormanın içinde yürümüş, yürümüş dağlara tırmanmış. Kız:

-Ağabeylerim, nereye kayboldunuz?

Yiyeceği azalıyormuş. Bir süre sonra hiç kalmamış. Giysileri yırtılmış, çok üşüyormuş, çok yorgunmuş. Üçüncü gün şafak vakti sislerin arasından ufak, tuhaf bir kulübe görmüş:

-Burada kim yaşıyor acaba?

Tuhaf ve ürkütücü bir görüntüsü olsa da bir şey küçük kızı bu kulübeye çekmiş. İçeri girdiğinde üstünde yedi kase olan ufak bir masa görmüş. Kalbi hızla atmaya başlamış. Belki de aradığı şeyi bulmuş olabilirmiş:

-Olabilir mi? yoksa ağabeylerim?

Masaya yaklaşmış. Ortada büyük bir kap, ateşin üstündeyse yulaf çorbası varmış:

-Yiyecek. Açlıktan ölüyorum.

Küçük kız çok acıkmış. Kaseye biraz yemek almış ve iştahla yemiş.

Sonra üst kata çıkmış ve içinde yedi minik yatak olan bir yatak odası bulmuş. Her birinin üstünde farklı renkte bir battaniye varmış:

-Ağabeylerim en sevdiği renk bu battaniyeler.

Gözleri yaşaran küçük kız nihayet ağabeylerini bulduğunu anlamış. Yolculuktan ve açlıktan bitkin düştüğü için yataklardan birine yatmış ve uykuya dalmış:

-Onları burada beklemeliyim.

Daha sonra gürültücü yedi karga kapıyı açmış ve mutfak masasına oturmuşlar. Kargalardan biri:

-Biri çorbamızdan içmiş.

Diğer karga:

-İyide kim gelebilir buraya kadar?

-Biz sonsuza dek bu dağlarda yalnız yaşamaya mahkûmuz. Hiç kimse bizi aramaya gelmeyecek.

Kargalar yemeklerini yedikten sonra pijamalarını giymişler. Üst kata çıkmışlar ve küçük kızı yataklardan birinde uyurken bulmuşlar. Kargalardan biri kızın saçına nazikçe dokunduktan sonra konuşmuş:

-Çok doğru, bu kız bizim kız kardeşimiz.

Küçük kız tam o anda gözlerini açmış. Etrafını saran iri ve çirkin kargaları görünce önce korkmuş. Ama çirkin kargalardan biri yumuşak bir sesle konuşmuş:

-Sen bizim kardeşimiz misin?

Küçük kız ayağa kalkmış ve iki yana açmış:

-Ağabeylerim. Sizi buldum… Nihayet yeniden bir aradayız.

Yedi karga üzüntüyle kıza bakmışlar. Karga:

-Seni korkutup mideni bulandırmıyor muyuz?

Küçük kız onları kucaklamış:

-Ben sizi çok seviyorum. Sizler birer kargaya dönüşmüş olsanız bile hala benim ağabeylerimsiniz.

Kargalar bunu duyunca duygulanmışlar ve ağlamaya başlamışlar. Kız:

-Ağlamayın lütfen.

Karga:

-Evimizi ve ailemizi çok özledik.

Kız:

-İsterseniz benimle beraber eve dönün.

Karga:

-Eve geri dönmeyi çok isterdik.

-Yaptığımız kötülüklere çok pişmanız ama kendimizi bu halde ailemize nasıl gösterebiliriz?

Kız:

-Annem sizi bu halinizle kabul eder, ben buna eminim. Sürekli sizin için ağlıyor ve düşünüyor.

Karga:

-Yaptıklarımıza rağmen.

Kız:

-Evet, annelik böyle bir şeydir. Annem sizi lanetlediği için hala kendini affedemiyor. Geri gelin. Annem sizi gördüğü için çok mutlu olacak.

Küçük kız ısrar etmiş ve ağabeylerini kendisiyle birlikte eve dönmeleri ikna etmiş. Kargalardan biri:

-Tamam, o zaman hep beraber eve dönelim.

Kız:

-Evet yaşasın, hadi gidelim.

Küçük kız dağdan inmeye başlamış. Karga:

-Dağları tepeleri yürüyerek aşmaya gerek yok kardeşim. Biz eve kadar uçarız ve seni taşırız.

Tam uçacakları zaman en küçük oğlan söz almış:

-Bir dakika. Bulduğumuz bütün o parlak taşları annemize hediye olarak götürelim.

Küçük kardeş eve geri dönmüş ve içi güzel taşlarla dolu torbayı getirmiş. Kız:

-Vay canına, ne kadarda güzeller.

Karga:

-Hoşuna gitti mi?

Kız:

-Hem de çok.

Karga:

-Bu taşlar değerli olabilir, biz kargalar parlak bir şey gördüğümüzde elimizde olmadan onu alırız. Baksana şu taş ötekilerden daha çok parlıyor. Belki elmas olabilir.

Kız:

-Evet belki olabilir. Bu taş çok güzel ağabey.

Sonunda yola çıkmışlar. Dünya gökyüzünden çok farklı görünüyormuş. Küçük kız önce korkmuş. Kız:

-Yere düşebilirim.

Karga:

-Hiç merak etme kardeşim. Biz seni düşürmeyiz.

Kargaların yedisi birden kızı sımsıkı tutmuşlar ve güvenle uçmuşlar. Ardından vadiyi, dereyi, doğdukları evi görmüşler. Bahçe bomboşmuş. Yere indiklerinde kız şöyle demiş:

-Siz burada bekleyin. Ben annemi çağırmaya gidiyorum. Ona sürpriz yapalım.

Küçük kız sessiz ve mutfağa girmiş ve zavallı annesini masada ağlarken görmüş. Ona sarılmış ve öperken şöyle demiş:

-Anne, ben geldim ve sana büyük bir sürprizim var.

-Benim sevgili kızım. Sonunda döndün işte. Seni sonsuza dek kaybettiğimi sanmıştım.

Zavallı kadın çok mutluymuş ve çok duygulanmış. Ağlasa mı gülse mi bilemiyormuş. Küçük kız annesinin gözlerini silmiş ve onu bahçeye çıkarmış. Kadın bahçedeki kargaları görmüş:

-Zavallı oğullarım. Hepinizi çok özledim. Sizi bu şekilde lanetlediğim için çok özür dilerim. Bir anne çocukları hakkında asla öyle şeyler söylememeli.

Karga:

-Hayır anne, biz bunu hak ettik. Yaptığımız her şeyden pişmanız. Yaptığımız o şımarıklıklardan ötürü çok pişmanız.

Anne:

-Ailem bir kez daha bir araya geldi.

Hepsi birden geçmiş günlere ağlamışlar. Ama tamda o anda bir mucize daha olmuş. Yedi karga yeniden insana dönüşmüş. Kız:

-Olamaz, ağabeylerim. Yine eski halinize geri döndünüz.

Sesleri duyan babaları koşarak evden çıkmış:

-Şükürler olsun, çocuklarımı yeniden gördüm.

Oğlanlar:

-Baba çok özür dileriz.

Babaları gözyaşları içinde hem oğullarına hem de kızına sarılmış. Seneler geçmiş, oğlanlar giderek daha çok sorumluluk sahibi olmuşlar. Kargaların annelerine getirdikleri o taşlar gerçektende değerli çıkmış. Bu hazine tüm ailenin daha iyi bir hayat yaşamasına imkan vermiş.

Jorinda ve JorindelÇocuk HikayeleriTom Thumb’un Maceraları

Ayrıca kontrol et

Jorinda-ve-Jorindel

Jorinda ve Jorindel

Jorinda-ve-Jorindel Bir zamanlar çok karanlık ve çok kasvetli bir ormanın derinliklerinde eski bir kale varmış. …

Tom-Thumb-un-Maceralari

Tom Thumb’un Maceraları

Tom-Thumb-un-Maceralari Bir zamanlar, çok açgözlü bir büyücüyle bir hazineyi paylaşma konusunda tartışan bir dev varmış. …

turna-ve-yengec

Turna ve Yengeç

turna-ve-yengec Bir zamanlar küçük bir gölün kıyısında yaşayan bir turna varmış. Aynı göldeki balıkları yakalarmış. …

Bir Yorum

  1. Avatar

    Çok gereksiz detaylar var çok uzun bir masal okurken sıkıldım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir