Melih, güneşin parlak ışıklarıyla boyanmış, rengârenk evlerin sıralandığı küçük bir kasabada yaşıyordu. Saçları dağınık, gözleri merakla parlayan, koşmayı, soru sormayı ve yeni şeyler keşfetmeyi çok seven altı yaşında bir çocuktu. En yakın arkadaşıysa, kulakları kocaman, kuyruğu sürekli sallanan, kahverengi beyaz tüylü köpeği Pofi’ydi. Melih ile Pofi, her sabah okuldan önce kasabanın en yüksek tepesine tırmanır, oradan bütün kasabayı seyretmeyi çok severdi.
Kasabanın ortasında, yaşlı bir çınar ağacı vardı. Herkes bu ağaca “Bilge Çınar” derdi, çünkü dedeler ve nineler, gölgesinde oturup eskiden geçen hikâyeleri anlatırdı. Çınarın altında küçük bir bank, bankın yanında da rengârenk çiçeklerle dolu bir bahçe bulunurdu. Melih, okula giderken her sabah bu çiçeklere bakar, “Ne kadar güzelsiniz! Sakın solmayın!” diye içinden geçirirdi.
Bir gün, sabahın erken saatlerinde Melih yine Pofi’yle birlikte çınarın yanından geçiyordu. Fakat bu kez bir tuhaflık vardı. Çiçeklerin yaprakları sarkmış, üzerleri tozlanmış, hatta bazıları neredeyse kurumuştu. Melih şaşkınlıkla eğilip çiçeklere baktı.
“Pofi, baksana! Çiçekler çok üzgün görünüyor,” dedi.
Pofi de sanki onu anlıyormuş gibi hafifçe havladı. Tam o sırada, çınarın gövdesinden ince, fısıltıya benzeyen bir ses duyuldu:
“İyilik yapan bir kalp, kurumuş çiçeklere bile su olur…”
Melih etrafına bakındı, kimse yoktu. Sesi sadece o duymuş gibiydi. Bir an korktu ama sonra merakı korkusunu yendi.
“Kim konuştu?” diye sordu kısık bir sesle.
Rüzgâr hafifçe esti, çınarın dalları hışırdadı. Ses yeniden duyuldu, bu kez biraz daha belirgin:
“İyilik, küçük bir damla gibi başlar. Ama çoğaldıkça büyük bir deniz olur, küçüğüm.”
Melih, bunun Bilge Çınar’ın sesi olduğuna karar verdi. İçinde sıcak bir şeyler hissetti. Elini çiçeklere uzattı, toprağın kupkuru olduğunu fark etti.
“Bu çiçeklere su getireceğim,” dedi kararlı bir biçimde. “Kimse fark etmese de ben fark ettim. Belki ben yardım edersem, başkaları da eder.”
Okula geç kalmamak için hızlıca koştu, evlerine gidip küçücük yeşil kovasını aldı. Musluktan ağzına kadar su doldurdu, Pofi’yle birlikte dikkatlice taşıyıp çınarın yanındaki çiçeklere döktü. Kimi yapraklara damlalar sıçradı, güneşte minik kristaller gibi parladı. Çiçekler sanki biraz doğruldu.
“Yarın yine getireceğim,” dedi Melih. “Bunu her gün yapacağım.”
O gün okulda öğretmeni iyilikle ilgili konuştu. “İyilik yapmak için büyük şeyler yapmanıza gerek yok,” dedi. “Bazen bir gülümseme, bazen küçücük bir yardım bile dünyayı güzelleştirebilir.”
Melih, sırasına oturmuş, çınarın söylediklerini düşünüyordu. “Demek ki ben de dünyayı biraz olsun güzelleştirebilirim,” diye geçirdi içinden.
Ertesi sabah, Melih yine çiçeklere su götürdü. Bu böyle günlerce devam etti. Fakat iyilik dolu kalbi sadece çiçeklerle ilgili değildi o, karşısına çıkan herkese elinden geldiğince yardım etmeye başladı.
Bir akşamüstü, eve dönerken kasabanın dar sokaklarından birinde yaşlı komşuları Nermin Teyze’yi gördü. Nermin Teyze, ağır bir alışveriş poşetini taşımaya çalışıyordu. Yüzü yorgun görünüyordu.
“Ben yardım edeyim mi, Nermin Teyze?” diye sordu Melih, poşete uzanarak.
“Ah, yavrum, sen daha küçüksün, ağır gelir,” dedi kadın, ama gözleri sevinçle parladı.
“Ben güçlüyüm,” dedi Melih gururla. “Hem Pofi de yanımızda, o da moral olur.”
Birlikte poşeti taşıdılar, Nermin Teyze’nin kapısına kadar götürdüler. Kadının yüzündeki yorgun çizgiler yerini gülümsemelere bıraktı.
“Senin gibi çocuklar olduğu sürece bu dünya hiç kararmayacak,” dedi. “Teşekkür ederim, Melih.”
Melih’in içi yine ısındı. Eve dönerken Bilge Çınar’dan gelen o sesi tekrar duyduğunu sandı: “Her iyilik, yeni bir çiçek açtırır…”
Günler geçtikçe Melih’in yaptığı küçük iyilikler çoğaldı. Kütüphanedeki kitapları sıraya sokmaya yardım etti, okul bahçesindeki çöpleri topladı, arkadaşlarının düşen kalemlerini yerden kaldırdı, sıra bekleyen birine yer verdi. Bunların hepsi ona sıradan geliyordu ama etrafındaki insanlar fark etmeye başlamıştı.
Bir gün, kasabada büyük bir fırtına çıktı. Gökyüzü gri bulutlarla kaplandı, rüzgâr dalları savurdu, yağmur bardaktan boşanırcasına yağdı. Herkes evine koştu, pencerelerini sıkıca kapattı. Fırtına gece boyunca sürdü. Şimşekler çaktı, gök gürledi. Melih, pencereden dışarı bakarken endişeyle Bilge Çınar’ı düşündü.
“Umarım çiçekler dayanır,” diye fısıldadı.
Sabah olduğunda fırtına durdu. Melih kahvaltısını eder etmez Pofi’yi çağırdı:
“Hadi, çınara bakalım!”
Sokağa çıktıklarında kasabanın bazı yerlerinde dallar kırılmış, çatılardan birkaç kiremit düşmüştü. Yavaş yavaş yürüyüp çınarın yanına geldiler. Çınar dimdik ayaktaydı, ama altındaki çiçeklerin çoğu sökülmüş, bazıları yerinden kopmuş, toprağı çamurla karışmıştı.
Melih’in içini bir acı kapladı. Hemen dizlerinin üzerine çöktü, yerde savrulmuş çiçekleri toplamaya başladı. Hangileri yeniden dikilebilir diye dikkatlice baktı. Küçük parmaklarıyla bitkileri yeniden toprağa yerleştirdi, etraflarındaki çamuru temizledi.
O sırada kasabadan birkaç çocuk daha geldi. Onlar da çiçeklerin hâlini görünce üzüldüler.
“Ne kadar yazık olmuş,” dedi Ayşe.
“Keşke yardım edebilsek,” dedi Ali.
Melih başını kaldırıp gülümsedi. “Yardım edebiliriz,” dedi. “Ben kırılmayan çiçekleri yeniden dikiyorum. Siz de taşı yerinden oynayanları düzeltin, etraftaki çöpleri toplayın. Sonra da bütün çiçeklere su verelim.”
Çocuklar hemen işe koyuldu. Kimi taşları yerine koydu, kimi dalları kenara çekti. Bir süre sonra, kasabadaki birkaç büyük de gelip onlara katıldı. Artık herkes, çınarın etrafında bir şeyler yapıyordu. Bir komşu hortum getirdi, bir diğeri eldiven getirdi, bir başkası yeni çiçek fideleri getirdi.
Melih, Bilge Çınar’ın gövdesine yaslanıp derin bir nefes aldı. O an, rüzgâr dalların arasından geçerken kocaman bir fısıltı gibi duyuldu:
“Bak, küçücük bir kalbin iyiliği, koskoca bir kasabayı harekete geçirebilir.”
Melih etrafına baktı. Herkes gülümsüyor, birbirine teşekkür ediyor, birlikte çalışmanın sevincini yaşıyordu. Çiçekler yeniden dikildikçe bahçe renklenmeye başlamıştı. Sarı, kırmızı, pembe ve mor çiçekler, sanki “Merhaba!” der gibi başlarını gökyüzüne kaldırıyordu.
O günün akşamı, kasabada küçük bir toplantı yapıldı. Herkes, fırtınadan sonra nasıl birbirine yardım ettiklerini konuşuyor, kim ne yaptıysa anlatıyordu. Kasabanın muhtarı, elinde küçük bir tahta plaketle ayağa kalktı.
“Bugün, kasabamızda önemli bir şey oldu,” dedi. “Bir fırtına, çiçeklerimizi ve düzenimizi bozdu ama kalplerimizi bozamayı başaramadı. Çünkü içimizden biri, daha önce yaptığı sayısız iyilikle bize örnek oldu. O biri, çiçekleri sulayan, yaşlılara yardım eden, arkadaşlarına destek olan Melih’tir.”
Herkes Melih’e döndü. Melih biraz utandı, yüzü kızardı. Plaketi alırken ne söyleyeceğini bilemedi.
“Ben… sadece elimden geleni yaptım,” dedi. “Çınar bana iyiliği fısıldadı. Ben de denedim.”
İnsanlar gülümsedi. Nermin Teyze elini kaldırdı. “Senin ‘küçük’ dediğin şeyler, bizim için çok büyük,” dedi.
O günden sonra, kasabada yeni bir alışkanlık başladı. Her sabah, birileri çınarın etrafındaki çiçeklere su götürüyor, biri çöpleri topluyor, biri dalları düzeltiyordu. Kimisi hiç tanımadığı birine gülümsüyor, kimisi kapısını tutuyor, kimisi ağır yük taşıyanlara yardım ediyordu. Herkes, “Bugün ben de bir iyilik yapacağım,” diye güne başlıyordu.
Melih ise Pofi’yle birlikte her sabah Bilge Çınar’ın yanına gidip çiçeklere bakıyor, toprağı kontrol ediyor, gerektiğinde su veriyordu. Bir gün, dizleri çimenlere değmiş halde çiçekleri incelerken çınardan bir fısıltı daha duydu:
“Artık ben değil, siz anlatacaksınız iyiliğin masalını.”
Melih gülümsedi, elini gövdeye koydu. “Merak etme Bilge Çınar,” dedi. “Ben büyüyünce de iyilik yapmaya devam edeceğim. Hem zaten iyilik yapmak çok güzel hissettiriyor.”
Pofi kuyruğunu daha hızlı salladı, sanki o da bu sözü onaylıyordu. Gökyüzünde bulutların arasından güneşin ışıkları süzüldü, çiçekler ışıkta parladı. Kasabanın sokaklarında çocukların neşeli sesleri yankılandı. Her köşede küçük bir yardım, her evde minik bir gülümseme vardı.
Ve böylece, iyilik yapan Melih sayesinde, bu küçük kasaba, sevgi ve yardımlaşmanın hiç eksik olmadığı, herkesin birbirine el uzattığı, çiçekleri hiç solmayan bir yer haline geldi.
Masallar diyarında söylenir ki eğer bir gün yolunuz o kasabaya düşerse, çınarın yanından geçerken siz de hafif bir fısıltı duyabilirsiniz: “İyilik, paylaştıkça çoğalan en güzel masaldır.”
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!