Bir Bücürün Marifetleri Hikayesi

Bir Bücürün Marifetleri Hikayesi

Abone Ol google news
Bir Bücürün Marifetleri
Bir Bücürün Marifetleri

Keloğlan ve Bücürün Marifetleri Hikayesi Oku

Vaktiyle, dünyanın masal devirlerinde, kasabalardan birinde bir kadın ile kocası yaşarlarmış. Bu karı ile kocanın bütün mutluluklarına rağmen, çocukları olmadığı için kendilerini pek mutlu görmezlermiş.

Adam çiftçilik yapar, kadın da ev işleri ile uğraşırmış. Bol bol yiyip, bol bol içerlermiş, ama tek arzuları olan bir evlâda sahip olmamaları yüzünden tam mutluluğa kavuşamazlarmış. Her ikisinin de dileği bir evlada sahip olmak olduğu için, Allah’tan gece gündüz, kendilerine bir evlât vermesi için dua eder dururlarmış. Bir zaman sonra duaları kabul olacak ki, kadın hâmile olduğunu, yakında evlâtları olacağını kocasına sevinçle müjdelemiş. Vakti zamanı geldi kadın doğurmuş..

Doğurmuş, ama doğan çocuklar küçük küçük tam kırk tane imişler. Kadın bu kadar çocuğu bir arada görünce şaşırmış kalmış Çünkü çocukların hepsi de daha doğar doğmaz, konuşmaya başlamışlar. Kimisi” Anne, su isterim”.Anne, elbise isterim, Anne papuç isterim…” diye tutturmuşlar, kadını şaşkına çevirmişler. Kadın bakmış ki olmayacak, süpürge ile küreği eline aldığı gibi, hepsini süpürüp kürekle dışarı atmış.

Kadın rahatlamış, memnun olmuş, ama biraz sonra da evin içi sessiz kalınca yaptığından çok pişman olmuş ve kendi kendine, “Allah’tan evlat istemiştim duam kabul oldu… Allah bana kırk tane evlât birden verdi. Ama ben kıymetini bilemedim. Ne olur, bari bir tanesi olsun kalsa idi.. Hem bak şimdi, tarlada çalışan kocama öğlen yemeğini de o götürürdü, ben de zahmetten kurtulurdum…” demiş. Böylece, hem söylenir, hem de ağlarmış… Birden kulağına bir ses gelmiş:

-Anne, merak etme! Ben buradayım, babamın yemeğini tarlaya ben götürürüm. Kadın duyduğu bu sesle birden irkilmiş. Sesin nerden geldiğini araştırmış… Bir de ne görsün!. Biraz önce kullandığı süpürgenin telleri arasından bir küçük delikanlı çıkmıyor mu!. Kadın buna çok sevinmiş. Hemen oğlunu kucağına almış, onu öpmüş, sevmiş, okşamış… Meğer bu küçük delikanlı, annesi onları süpürüp dışarıya atarken, süpürgenin tellerine sıkıca tutunup saklanmışmış. Annesinin, yaptığından pişman olduğunu duyunca kendini artık göstermekten çekinmemiş. Anne oğlunu yıkamış, giydirmiş, süslemiş, karnını doyurmuş, sonra oğluna:

– Oğlum, senin adın Bücür Cucan olsun… demiş. Sonra tekrar oğluna seslenmiş: – Cucan, babanın yemeğini götür de öğleyin aç kalmasın tarlada! diyerek oğluna gideceği yeri ve babasının çalıştığı tarlayı bir iyice tarif etmiş. Cucan yemek çıkınını omuzladığı gibi, eşeğin sırtına binerek tarlanın yolunu tutmuş. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş en sonunda bir çuvaldız boyu yer gitmiş. Gide gide, yolu bir ormana düşmüş.

Bir de bakmış ki, karşıdan üç tane iri adam söylene söylene, kendisine doğru yaklaşmakta imişler. Cucan, adamların kendine yaklaşmakta olduğunu görünce, “Aman beni görmesinler” diyerek hemen eşeğin semerinin arasına saklanmış. Cucan’ın bir meziyeti varmış ki, daha annesi bile bunu bilemezmiş. Başından bir tek kıl kopardığı zaman, hemen normal bir insan büyüklüğünde oluverirmiş. Annesinin yanında hep bu küçüklükte olduğu için, adamları görünce, kolaylıkla semerin, arasına saklanıvermiş. Adamların onun varlığından hiç haberi olmamış. Yolcular uzaktan kendilerine doğru başıboş bir eşeğin geldiğini görünce, hayvanın yanına sokulmuşlar. Bakmışlar, eşeğin semerine asılı bir azık çıkını durmaktadır.

Bir Bücürün Marifetleri Masalı
Bir Bücürün Marifetleri Masalı

Çıkının içini açıp bakmışlar, sıcak, taze mis gibi bir börek kokusu burunlarına gelmiş. İçlerinden biri:

– Aman ne güzel!.. Çıkının içi mis gibi börek dolu… Karnımız da çok acıktı, hemen yiyelim, diye arkadaşlarına söyleyince, semerin arasından bir ses duyulmuş:

-Ona dokunmayın, ben onu babama götürüyorum. Sonra aç kalır…

Sesi duyan yolcular, bu nerden geldiği belli olmayan sesten öyle ürkmüşler ki: “Aman, bu eşek tekin değil galiba, hemen buradan uzaklaşalım” demişler ve bırakıp kaçmışlar. Cucan, yoluna devam etmiş. Bir müddet daha gittikten sonra, yine karşıdan iki kişinin geldiğini görmüş. Bakmış ki, bunlar eşkıya gibi insanlar. Tam teçhizat ve silahlı olarak kurula kurula, kendisine yaklaşmakta. “Aman bu adamlar beni görmesinler, parmaklarıyla beni ezerler” deyip hemen eşeğin kulağına girip saklanmış. Adamlardan biri arkadaşına: -Bak! Başıboş bir eşek geliyor, galiba üzerinde bir de yemek çıkını var! Burnuma börek kokusu geliyor, karnımızda pek acıktı, yesek iyi olur, diyerek eşeğin yularından tutup durdurur. Arkadaşı çıkına el uzatır. Cucan, çıkının tehlikeye girdiğini duyunca birden bütün sesiyle

– Dokunmayın ona, onu babama götüreceğim. Aç kalır sonra!  Sesin nereden geldiğini göremeyen adamlar şaşırıp etraflarına bakmışlar, kimseyi göremeyince onlar da ürküp, “Eyvah, bu eşek tekin değil galiba” diye çareyi kaçmakta bulmuşlar. Cucan, bunları da atlatınca, doğru babasının yanına gitmiş. Babası bakmış ki, uzaktan eşeği tek başına gelmekte. Geride acaba gelen var mi diye sabanını, öküzlerini bırakmış, eşeğin yalnız başına gelmesine hayret etmekte imiş. O sırada uzaktan bir sesin geldiğini işitip kulak vermiş:

– Baba, sana yemeğini getirdim… Adamcağız eşekten doğru bir ses geldiğini anlayınca hayret etmiş: “Bakalım bunun arkasından ne çıkacak” diye merakla beklemiş. Eşek yanına kadar gelmiş ama kimseyi görememiş. Keloğlan babasının karşısına bir delikanlı olarak çıkınca, babası şaşırmış. Sarılmışlar, oğlan şimdiye kadar başından geçenleri babasına birer birer anlatmış. Adamcağız hayretler içinde hem yemeğini yemiş, hem de dinlemiş. Keloğlan babasına marifetini göstermek için hemen başından bir kıl koparıp bakla kadar oluvermiş. Babası şaşırmış kalmış. Cucan bir ara babasına, “Baba, biraz da ben çift süreyim” diye, izin isteyince babası:

– Oğlum nasıl olur Sen bu halinle çift sürebilir misin? diye söyleyince, oğlan ısrar etmiş; yalvarmış, yakarmış, babasını kandırmış. Sabanın başına geçmiş. Adamcağız yine hayretler içinde kalmış. Cucan koca bir tarlayı hemen bitirir hale getirmiş. Son olarak tarlanın bayır yerini sürerken, öküzün birinin tuvaleti gelmiş.

Öküz bu işi görürken tezek Cucan’ın üstüne düşmez mi!. Oğlan tezeğin altında kalınca sanki üstüne bir dağ devrildi sanmış. Şurasını da söyleyeyim ki, Cucan tezeğin altında kaldığı zaman babası tarlanın bir kenarında, yorgunluk çıkarmakta imiş. Bir ara dinlenmeyi bırakıp oğlunun tarlayı nasıl sürdüğünü merak etmiş, kalkmış yanına gitmiş, bir de ne görsün, saban boş, öküzler almış başını tarladan dışarı çıkmış, başıboş dolaşıyor. Merak etmiş, etrafa bakınmış kimseyi de göremeyince seslenmiş:

 – Cucan, Cucan, Cucan! Ses yok!. Etrafında araştırma yapmış. Şöyle dikkatlice bakınca ne görsün! Yerdeki koca tezek hareket etmiyor mu! Hemen tezeğin yanına gitmiş, o esnada çıkmaya çalı- şan oğlunu kolundan tutarak bu zor durumdan onu kurtarmış. Ve oğluna:

Bir Bücürün Marifetleri Hikayesi
Bir Bücürün Marifetleri Hikayesi

-Ben sana demedim mi, kendinden büyük işlere burnunu sokma diye demiş. Cucan birşey söyleyememiş. Babası onu alarak dereye götürüp bir güzel yıkamış, temizlemiş, sonra güneşte kurutmuş, akşam olunca da evlerine dönmüşler. Kadın oğlunun babası ile tarladan döndüğünü görünce çok sevinmiş… Kadın ve adam bu memnuniyet içinde o gün başlarından geçenleri anlatmışlar.

Gel zaman, git zaman gün geçtikçe Cucan da köyde nam salmaya başlamış. Kimseler onu çekemez olmuş. Başından sık sık, kıl koparmasından ötürü de kendisine hemen “Kel” adını yapıştırmışlar. Herkes Cucan’a diş biler olmuş. Aralarında, “Ne yapsak da bunun vücudunu ortadan kaldırsak!” diye konuşurlarmış. Bu iş için de bir hayli çare aramışlar. Türlü hilelere başvurmuşlar, en sonunda biri bulduğu çareyi açıklamış:
-Bunu Dev Dağı’na gönderelim. Kimsenin çıkamadığı bu dağa gönderirsek bir daha geri dönemez… Hemen Cucan’ın yanına giderek kendisine:
-Sen burada yiğitlik taslarsın. Ama bunu Dev  Dağı’nda da yapmalısın. Orada bir dev yaşar. Evinde çok kıymetli bir halı vardır. Onu alıp bize getirebilirsen, yiğit olduğunu anlarız.

Eğer bu halıyı getirirsen, sana yüz altın veririz…” demişler. Bunu duyan Cucan, “Biraz düşüneyim” demiş. Sonra babasına da giderek meseleyi anlatmak istemiş, ama dinletememiş. Bücür Cucan köylülere tekrar gelerek:
 -Teklifinizi kabul ediyorum, diye haber vermiş. Köylüler bunu duyunca çok sevinmişler. Çünkü o dağa giden bir daha geri dönmezmiş ki!. Keloğlan hemen pazara gitmiş. Beş, on deste dolusu iğne satın almış. Sonra da Dev Dağı’nın yolunu tutmuş. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş en sonunda Dev Dağı’nda devin bulunduğu yere gelmiş.

Bakmış ki, devin kulübesinde kimse yok! Hemen içeri girmiş, istenilen halı yerde serili duruyormuş. Hemen halıyı ters yüz etmiş. Elindeki iğneleri tersine, sivri tarafı yüze gelmek üzere halıya saplamış. Sonra dışarı çıkıp bir kenarda saklanarak devin gelmesini beklemiş. Gün kararmaya başlayınca, devin homurtuları işitilmeye başlamış. Dev kapıyı açarak içeri girmiş. Yürümeye başlamış, yürüyünce iğneler ayağına batmaya başlamış. Canı yanan dev yere yuvarlanmış, ama bu sefer canı daha çok yanmaya başlamış, vücudundan kanlar akmaya başlayınca, bağıra bağıra söylenmeye başlamış:

-Bu halıda ne çok pire varmış. Beni yediler, he tarafımdan kanlarımı emdiler… diyerek havalansın diye halıyı tuttuğu gibi kapının önüne atmış. Dev biraz sonra da yatarak derin bir uykuya dalmış.

Devin uyumakta olduğunu gören Keloğlan hemen gizlendiği yerden çıkarak, yavaşça durup halıyı sırtına vurduğu gibi, dağdan aşağı yuvalana, yuvarlana inmiş ve halı ile köye gelmiş. Cucan’ın gelişinden memnun olmayanlar onu karşılarında sapa sağlam halı ile beraber görüce şaşırıp kalmışlar.. Cucan’ı çekemeyenler, Cucan’ı ortadan kaldırmak için yeni tedbirler düşünmeye başlamışlar. İçlerinden biri aradığı çareyi bularak arkadaşlarına, “Bu sefer de devin atını getirmesini teklif edelim” demiş.

Hepsi de uygun bularak Cucan’ı çağırmışlar:
-Hey Keloğlan, halıyı getirmek hiçbir şeydir… Asıl iş devin kuşu gibi uçan atını getirmektir. Bu atı getir ki, senin yiğit olduğunu anlayalım…demişler. Bu sözler Cucan’ın içini sıkmış, ama onlara hiç belli etmemiş. “Düşüneyim” demiş.. Uzun boylu düşünmüş, taşınmış, ölçmüş, biçmiş, en sonunda:
– Kabul ediyorum…Onu da size getireceğim… demiş ama bu işin hiç de öyle kolay olmayacağını, kendisi de düşünmeye tekrar başlamış. En sonunda fazla düşünmenin iyi olmayacağını, adamların, bu işten korktuğunu sanacaklarını hatırlayarak hemen dev dağının yolunu tutmuş.

Devin kulübesine tekrar gelmiş. Bakmış kulübe boş… Ahıra girmiş, orası da boş… Oradan hemen bir değnek tedarik ederek ucunu güzelce sivriltmiş. Bu sivri uçlu değneği hayvanın bağlandığı yerin yakınına, duvara sivrilmesine yerleştirmiş. Ondan sonra bir kenara gizlenerek devin gelmesini beklemeye başlamış. Akşam olunca dev atı ile beraber kulübesine gelmiş. Atını ahıra getirip bağlamış. Sonra da kulübesine girerek derin bir uykuya dalmış. Cucan biraz sonra ahıra yaklaşıp sessizce hayvanı ürkütmeye, onu huysuzlandırmaya başlamış. Hayvan her hareket ettiğinde bu sefer de duvara sokulu sivri uçlu değnek bir tarafına batmaya başlayınca, daha çok tepinip, kişnemeye başlamış. Hayvanın gürültüleri artınca dev uykusundan uyanarak:
– Bu akşam hava ne kadar sıcak!. Hayvan, bile rahat edemedi. Varıp dışarı çıkarayım da, rahat etsin, demiş. Sonra kalkıp atı dışarı salmış ve kulübesine girerek uykuya dalmış. Bunu gören Keloğlan fırsatı kaçırır mı! Atin üzerine sıçradığı gibi, dolu dizgin köyün yolunu tutmuş. Bir gürültü ile uyanan dev, atın yel gibi gittiğini ancak görebilmiş. Dişlerini gıcırdata gıcırdata söylenmiş:

-Ah, hınzır Keloğlan, bir elime geçersen seni boğup  aç akbabalara yem yapmazsam bana da dev dağın devi demesinler… Bu boynumun borcu olsun, demiş. Köye atla dönen Keloğlan, bu sefer de bahsi kazanınca, namı dillere destan olmuş. Onu çekemeyenler yine türlü tuzaklar düşünmeye başlamışlar. Nihayet yine biri bulduğunu açıklamış: “Eğer Keloğlan kendine o kadar güveniyorsa devi buraya getirsin de görelim. Öyle halıyı almak, atı aşırmak, neymiş ki, biz bile bunu yapardık..” diye kendi aralarında söyledikten sonra Cucan’ı tekrar bu teklifi yapmak üzere yanlarına çağırmışlar:
-Keloğlan, halıyı, atı getirdin. İyi ama bakalım bunlar devinmi idi. Bizce belli değil. Belki bir yerden bunları alıp getirdin. Bizi de kandırdığını sandın, ama bunları pek yutmadık. Eğer kabadayılığın varsa devi buraya getir ki, biz de senin bu yaptıklarına inanalım, demişler. Cucan’ı tekrar bir düşünce almış. Başını kaşımış, yüzünü oynatmış, yiğitliği de elden bırakmak istemediği için çaresiz bu teklifi de kabul etmek zorunda kalmış. Cevabını beklemekte olanlara dönmüş:
– Bu istediğinizi de yapacağım… Hemen de yola çıkıyorum, diyerek köylülerin yanından uzaklaşmış. Köylülerden ayrılan Keloğlan doğru çarşının yolunu tutmuş.

 Çarşıdan bir testere, bir keser, bir çivi alarak devin dağda avlandığı ormana gitmiş. Ormandan kalın ağaç dalları kesmiş, bunları bir sandık şeklinde birbirine çivilemeye başlamış. Ormandan tak tok diye sesler geldiğini duyan dev merak etmiş, sesin geldiği tarafa koşmuş. Bir de bakmış ki bir adam ağaçlardan bir şeyler yapıyor, kendisinin geldiğinden haberdar bile değil… Aslında Keloğlan, devin geldiğini fark etmiş, ama görmemiş gibi hareket ederek işi ile meşgul görünmüş. Dev, onun oralı olmadığını görünce homurdanarak sormuş:


– Orada ne yapıyorsun be adam? Cucan hemen cevabını yapıştırmış:
– Sorma dev dayı!. Şu dağın yamacındaki köyde Cucan diye bir Keloğlan vardı! O öldü de ona tabut yapıyorum. Bunu duyan dev, dişlerini gıcırdatmış:
– O benim elime bir geçmeli idi ki, bak ölmek nasıl olurmuş, gösterecektim ona!. Dur öyle ise, bende sana yardım edeyim de işin bitsin! Cucan:
– Hay Allah senden razı olsun dev dayı! Bende bunu yalnız başıma nasıl yapacağım, diye düşünüyordum. Dev, hemen koşmuş ormandan en iyi ağaçlardan kütükler getirmiş, işe koyulmuşlar.

Cucan devin getirdiği kütüklerden hemen devin sığabileceği büyüklükte sağlam bir sandık yapmaya başlamış. Sonunda sandık bitmiş.. Cucan deve:
– Sen olmasaydın ben bu sandığı hayatımda yapamazdım, diyerek memnunluğunu belirtmiş. Cucan:
– Dev dayı, şimdi senden ricam, şu sandığa bir gir de bakalım sandıkta aralık falan kalmış mı? Eğer varsa haber ver de ben oraları da bir güzel tıkayayım, demiş. Dev, “Olur” demiş ve sandığa boylu boyunca girmiş. Cucan, “Nerde ışık var?” diye sormuş… Dev ışık gelen yerleri söylemiş. Cucan, bir çivi devin söylediği yere çakarken bir çivi de başka yere çakarmış. Devi sandığa iyice mıhlamış.

Dev içerden Cucan’a seslenmiş:
-artık her yer tamam… Nefes deliği bile kalmadi…
Artık kapağı aç ta çıkayım! Cucan dışardan seslenmiş:
– Geçmiş ola Dev dayı! Ben artık bu sandığı açamam. Öldü sandığın Cucan işte benim, diyerek kendini açıklamış ve sandığı tangur, tungur dağdan aşağı yuvarlamış. Böylece sandık soluğu köyün ortasında almış. Bu şekilde köye dönen Cucan, artık dillere destan olmuş. Köyün başına geçip oturmuş.

Türkçe Masallar1 Yaş HikayeleriPrenses Masalları


Benzer İçerikler

Gezgin Uzaylı Masalı
Gezgin Uzaylı Hikayesi
Mavi At Hikâyesi
Mavi At Hikâyesi
Mutlu Su Aygırı Masalı Oku
Mutlu Su Aygırı: Neşeli Arkadaşlık Maceraları
maymun-ve-timsah
Maymun Ve Timsah Hikayesi

Yorumlar

  1. Adem damar says:

    Bugün prensesimi bu masalla uyuttum herşeyden çok seviyorum bugün bana sinirlenmiş ve onu çok kırdığım farkettim ondan özür dilemek istiyorum ama bunu kuru bir özür ile yapmak istemiyorum çünkü çok haklı bana istediğini yapsın ama benden yeter ki gitmesin çünkü onu çok seviyorum farkında olmadan yaptığım hatalar ile kalbini çok kırıyorum ve onu kırmak bu dünyada isteyeceğim son şey çünkü ona çok değer veriyorum düşünsenize diyelim ki Bi oyuncak bebeğiniz var ve onu çok seviyorsunuz büyüyene kadar onu yanınızda tutuyorsunuz kısacası çok bağlanıyorsunuz diyelim sonra onun başına kötü bir şey geliyor ve sizin yüzünüzden oluyor nasıl düşünürdünüz yaaaa beni daha iyi anlıyorsunuz değil mi bu da böyle birşey onu kırmak hiç istemiyorum yemin ederim çoh seviyom gııııığğğğğğğğ neyse bugünlük benden bu kadar prensesimi bugünde bu sitedeki masallarla uyuttum her gece olduğu gibi bugünde yorum yapmayı unutmuyorum. Sizleride çok seviyorum İnşallah bende bu prens ve prenses gibi aşkımla sonuna kadar beraber mutlu mesut yaşarız bir tane kızımız bir tane de oğlumuz olsun başka hiçbişey istemem ve biz mutlu olalım yeter lafı uzatmayacağım zaten baya uzattım ama napiiiiiiiim onuuu çoookk seviyorummmmmm yapıcakkk bişey yoıkkkk

  2. Adem damar says:

    Bu gece prensesimi bu masalla uyuttum seni. Çok seviyorum prensesim hayatımın anlamı gözlerinden öpüyorum minik kuşum benim 20/06/2022
    Artık hergün bu sitedeki masallarla uyuyacağım prensesimi onun uyuduktan sonra nefes sesini dinlemek bana çok huzur veriyor ve onu kalbimin en derinliklerine koyup orada uyutmak isyorum seni çok seviyorum bitanem herşeyimsin sen benim🖤🖤🖤…

  3. Aslı says:

    Çok güzel masal kardeşime okudum masalın başında uyudu😁

  4. H.b says:

    Sevgilime okuyorum hemen uyuyor

  5. rfuvkçhjg says:

    cok ıyı masal

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Masal Oku | © 2023, Tüm hakları saklıdır.