Biz Komşuyuz Hikayesi

Biz Komşuyuz

Abone Ol google news
Biz Komşuyuz Masalı
Biz Komşuyuz Masalı

Eve Davet Edilen Komşu Masalı

Metrodan indim ve siteye doğru yürümeye başladım. Dizüstü bilgisayarımı kolumun arasına sıkıştırmıştım. İki elimde dosyalar ve poşetler olduğu hâlde apartmanın dış kapısına kadar geldim. Kapıda kimse yok.

Elimdekileri yavaşça duvarın dibine bırakıp anahtarımla kapıyı açtım. Ayağımı kapı aralığına koyup uzanarak poşetleri ve dosyalarımı aldım. Sırtımla ittirerek kapıyı açıp içeri girdim. Asansörü çağırdım. Aynı şekilde asansöre bindim.

Katıma çıkınca son bir gayretle zile bastım. Ev arkadaşım Sude kapıyı açtığında artik bitik bir haldeydim. Elimdekileri arkadaşımın eline tutuşturup kendimi içeri attım. Salondaki çekyata oturdum. Ben dinlenmeye çalışırken Sude seslendi:

 – Çok mu yorucuydu?

– Halimi görüyorsun işte.

– Sanki şirketin bütün işlerini sen yapıyorsun.

– İşe yeni başlayınca böyle oluyor. Çalışma düzenine bir türlü alışamadım.

– Herkes nasıl alışıyorsa sen de öyle alışacaksın. Haydi bakalım, mutfağa gel. Bir şeyler yiyelim.

– Tamam geliyorum.

Odama geçip üstümü değiştirdim. Elimi yüzümü yıkadım. Sude ile hem yemeğimizi yedik hem de sohbet ettik. Bundan iki ay önce İzmir’de büyük bir şirketin muhasebe bölümünde işe başladığımda kalabileceğim bir yer aramıştım. Oteller ve kiralık evler çok pahalıydı. “Bayan ev arkadaşı arıyorum.” yazılı bir ilan gördüğümde hemen aramış ve bu şekilde Sude ile tanışmıştım.

Kendisi özel bir hastanede hemşire olarak çalışıyordu. Kısa sürede kaynaştık. Çok iyi anlaşıyorduk. Hem maddi hem de manevi olarak birbirimize destek oluyorduk. İlk zamanlar yanımıza önce Sude’nin ablası geldi. Birkaç gün misafirimiz oldu.

Bu sırada yemeklerimizi yaptı, düzenimizi kurmamıza yardım etti. Sonra benim ısrarım üzerine annem geldi. O da bize yemek yaptı ve diğer işlerde yardımcı oldu. Tek başımıza kaldığımızda artık işlerimizi kendimiz halledebilecek duruma gelmiştik. Yemekten sonra kahvelerimizi yudumlarken sordum:

– İzin günün nasıldı, iyice dinlenebildin mi?

– Evet, bütün gün evdeydim. Bol bol uyudum ve kitap “okudum.

– Senin adına sevindim. Evden hiç çıkmadın mı?

-Akşama doğru markete gidip ekmek aldım. Dönerken merdivenlerde Emine teyze ile karşılaştım. Her zamanki gibi benim içten selamıma kuru bir karşılık verdi ve hemen evine girdi.

Emine teyze bizim alt katımızda oturan komşumuz. Kendisini çok seviyoruz ve sohbet etmek için defalarca girişimde bulunduk. Ancak bütün büyük şehirlerdeki komşuluk ilgilerinde olduğu gibi burada da Emine teyze bizden uzak durmayı tercih ediyordu.

Kahve keyfinden sonra odama geçtim. Dizüstü bilgisayarımın sayfasını açtım, dosyaları da çıkarıp çalışmaya başladım. Çalıştığım şirketin hesaplarını ve muhasebe dokümanlarını kontrol ediyordum. Çalışmam uzunca bir süre devam etti. Sude’nin seslenmesiyle çalışmaya ara verdim:

– Nevin!

– Efendim!

– Kargodan adına bir paket geldi. Salonun girişindeki dolabın üstüne koydum.

– Tamam, teşekkür ederim. Paketi bir gün önce annem göndermişti. Koliyi açınca içeriye mis gibi poğaça kokusu yayıldı. Canım annem benim! Çok da güze yapar hamur işlerini ve benim bunları çok sevdiğimi bilir.

Poğaçaları dolaba yerleştirdikten sonra tekrar koliye döndüm. Bir kazak ile bir hırkanın üstünde şu not vardı: “Önümüz kış, dikkat et.” En altta poşete sanlı bir şey daha vardı. Üstünde “Bakalım hatırlayacak mısın? Sürprizler yazılıydı. Aceleyle poşetten çıkardım. Kitaba benziyordu.

Güzel bir ambalajı vardı. Bir köşesinden yırtıp açtım. Eski bir hatıra defterine benziyordu. Sayfalarını çevirince tanıdım ve çok duygulandım. Gözümden birkaç damla yaş yuvarlandı. Ortaokul yıllarımda günlüklerim, yazdığım hatıralarım şimdi.

Hemen odamın kapısını kapattım. Yatağıma geçip oturdum ve heyecanla ilk sayfayı açtım. Yıllar önceki ben şu an karşımdaydı. Okumaya başladım. Ben Nevin, ortaokul yedinci sınıfa gidiyorum.

Bu defterden, yazılıda yüksek not aldığım için Türkçe öğretmenim bana hediye etti. Yaşadığım ve unutmak istemediğim güzel olayları tarihiyle birlikte buraya yazmamı söyledi.

Doğrusu ne işe yarayacak bilmiyorum ama Mustafa Öğretmen istediği için yazacağım. Öğretmenimi çok seviyorum. Bugün önemli bir şey yaşamadığım için ne yazacağımı bilmiyorum. İlk fırsatta tekrar yazacağım.

Defteri kapatıp Türkçe öğretmenimi düşündüm. Gerçekten çok sevdiğim ve bilgisine inandığım biriydi. Benim öğrenim hayatımda önemli bir yere sahipti. Onun yönlendirmeleriyle lise ve sonrası okul hayatım şekillenmişti. Hayal meyal o yıllarda bir şeyler yazdığımı hatırlıyorum.

Hesapladım, on dört yıl önce yazdıklarımı şimdi okuyordum. Çok duygulanmıştım. Balkona çıktım. Bir süre bu koca şehri seyrettim. Üşüyünce tekrar içeri girdim. Şirketin dosyalarını bir daha gözden geçirdim. Çok yorgun ve uykusuzdum. Sonunda yatağa girdim ve uykuya geçtim

Ertesi gün yolda, işte, her yerde aklımda hep o defter vardı. Bütün gün işime bile konsantre olamadım. Akşam üzeri işten çıkınca koşar adımla yola çıktım. Metrodan inip apartmana yaklaşınca anahtarı çıkarmak için elimi cebime attım, yok.

Çantamı karıştırdım, yine yok. O an içinde bulunduğum durumu hatırladım. Sabah aceleyle evden çıkarken anahtarları evde unutmuşum. Kendime kızdım ama yapabileceğim bir şey yoktu.

Sude’ye mesaj gönderdim. Gelen mesajında yirmi dakika sonra burada olacağını yaz. Çaresizce apartmanın yanındaki çocuk parkına gittim. Bir yer bulup oturdum. Çocuklar salıncaklarda, kaykaylarda oynuyorlardı. Anneleri ise kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Etrafı seyrettim, sonra telefonumla oyalanmaya başladım.

Birkaç dakika böyle geçti. Birden kafamı kaldırdığımda üç dört yaşlarında küçük bir kız çocuğunun beni izlediğini gördüm. Ben de ona baktım. Başını çevirmedi, tatlı tatlı bakmayı sürdürdü. Gülümseyerek “Merhaba dedim. Bana şöyle dedi:

– Seni tanımıyorum, yabancısın. Benim yabancılarla konuşmam yasak.

– O zaman tanışalım, ben Nevin.

– Benim adım Merve.

– Bu binada mi oturuyorsunuz Merve?

– Evet üçüncü katta oturuyoruz. O üçüncü kat bizim bir alt katımız. Bazen alt kattan patır patır sesler geliyordu. Demek gürültüyü çıkaran bu küçük canavardı:

– Sizin bir üst katınızda ben ve arkadaşım oturuyoruz. Altlı üstlü komşuyuz. Birden sert bir çağrı geldi:

– Merve, çabuk buraya gel! Merve yanımdan ayrılırken ben de sesin kaynağına baktım. Bu Emine teyzeydi:

– Ben sana yabancılarla konuşmayacaksın, demedim mi? Bir daha görürsem seni annene şikâyet edeceğim.

– Tamam anneanne.

– Merhaba Emine teyze, ben üst kat komşunuz Nevin. Nasılsınız?

– Merve sizin torununuz, öyle mi? Çok tatlı bir çocuk!

– Sağ ol kızım. Haydi Merve, eve gidiyoruz.

-İyi akşamlar Emine teyze. Emine teyze, ters ters bana baktı ve bir şey söylemeden uzaklaştı. Orada öylece kalmıştım. “Neden insanlar böyle davranıyorlar? Bu soğukluk, bu iletişimsizlik niye?”

Moralim bozuk bir şekilde bu soruları düşünüyordum ki Sude yanıma geldi:

– Erken gelmeye çalıştım.

– Haydi gidelim.

– Senin moralin mi bozuk? Bana mi kızdın?

– Daha neler, sana niye kızayım? Yorgunum ve insanları anlayamıyorum. Hepsi bu. Akşam geç vakitlere kadar şirket dosyalarını kontrol ettim. Dosyaları hazırladım. İşimi bitirince kahvemi hazırladım.

Bir köşeye çekilip hatıra defterini okumaya devam ettim. “Merhaba, bugün mahallemize yeni komşular taşındı. Bir sokak arkamızdaki boş evin önüne bir kamyon yanaşınca biz çocuklar hemen oraya gittik. Eşyaların indirilişini ve eve taşınmasını izledik. Kamyon ayrıldığında biz hala oradaydık.

Tam ayrılacaktık ki annem ve iki komşu kadın oraya geldiler. Ellerinde yemek tencereleri ve semaver vardı. Kapıyı çalıp ev sahibi kadını çağırdılar. Ona “Değerli komşumuz, mahallemize hoş geldiniz. Yorulmuş ve acıkmışsınızdır. Siz biraz dinlenin ve karnınızı doyurun. Biz yardımcı oluruz.” dediler.

Başka komşular da geldiler. Birkaç saat içinde el birliğiyle bütün işleri bitirdiler. Akşama doğru “Yarın yine gelir ve yardım ederiz.” deyip ayrıldılar. Bizler de evlerimize döndük. Mahallemiz böyle işte. Bütün evler, aileler birbiriyle ilgilidir. Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar.”

Bir anda içimi müthiş bir sıcaklık ve özlem duygusu kapladı. Annemi, evimi, ilçemi ne kadar özlediğimi fark et- tim. Hemen telefonu aldım elime, aradım annemi. Telefon üç defa çaldıktan sonra açıldı:

– Alo Nevin!

– Anne, nasılsın?

– İyiyim kızım, sen nasılsın? –

 Ben de çok iyiyim.

– Hayırdır kızım?

– Hiç, sadece sesini duymak istedim. Anne.

– Efendim?

 – Anne, seni çok seviyorum. İyi ki varsın.

– Ben de seni çok seviyorum. Nevin iyisin, değil mi?

– Merak etme anne, çok iyiyim. Dedim ya, seni özledim.

– Ah, benim deli kızım. Bir gün yüreğime indireceksin.

– Anne, şimdi kapatıyorum. Yine görüşürüz.

– Tamam kızım, görüşürüz. İyi geceler! Annemin sesini duymak bana çok iyi gelmişti. Mutlu ve huzurlu bir şekilde yatağıma girdim. Sıcak, samimi ve özveri dolu bir diyaloga ne çok ihtiyacım varmış böyle.

Sabah işe giderken hatıra defterini de yanıma aldım. Ofisime geçince masamın üstü yine bir yığın dosya ile doluydu. Hızlı bir şekilde çalışmaya koyuldum. Hesapların birine daldım ve saatlerce bu şekilde devam ettim.

Son dosyadaki hesapları da kontrol ettiğimde işlerimi bitirmiştim. Saate baktığımda vaktin öğleden sonra olduğunu gördüm. Çok şaşırmıştım. Onca saat çalıştığımın farkına bile varmamışım. Yemeğe çıkmak istemedim. Defteri açtım, okumaya başladım:

“Merhaba, yirmi gün kadar bir şey yazamadım. Ama bunun sebebi tembellik değil. Hem yazacak önemli bir şey yaşamadım hem de bu son zamanlarda mahallemizde gelişen bazı garip olayların sonuçlanmasını bekledim. Aşağı yukarı iki haftadır daha önce hiç görmediğim, duymadığım olaylara şahit oldum çevremde. Önce sokağın başındaki iki komşu teyzenin tartıştığını gördüm ve çok şaşırdım.

Biz Komşuyuz Hikayesi
Biz Komşuyuz Hikayesi

Üç gün sonra fırının önünde de yan komşumuz olan Fatma teyze ile bir başka komşu kadının yüksek sesle tartışmalarının arasında kaldım ve ekmek almadan eve döndüm.

 Anneme durumu anlattım. Geçen haftanın başında ise okuldan eve döndüğümde bahçe kapımızın önünde annemle bir kadının ağız kavgasına şahit oldum. Annem beni görünce hemen eve gönderdi. Birazdan kendisi de geldi. Çok sinirliydi. Babamı bekledik. Akşam babam gelince annem konuyu açtı:

Bu problemi bir şekilde halletmemiz gerekiyor. Ne yapabiliriz? Babam bir süre düşündü, sonra konuştu:

– Mahallemizde hiç bilmediğimiz olaylar yaşanmaya başladı, İnsanlar artık birbirlerine komşu gözüyle bakmıyor. Böyle giderse daha ciddi problemler de başlayacak. En iyisi bir araya gelip bu konuyu yüz yüze görüşmek.

Toplanalım, herkes eteğindeki taşı döksün. Ben babamın son kullandığı deyimle neyi kastettiğini anlayamadım. O anda sormak istemedim. Nasıl olsa öğreneceğim. Annem ile babam bir haftadır komşularımıza haber gönderiyorlar.

Yarın herkes bizim bahçede toplanacak ve bu konu görüşülecek. Heyecanla yarını bekliyorum.” Defteri masanın üstüne koydum. Bir süre gözlerimi dinlendirdim. Yıllar öncesine gidip sonra birden günümüze dönmek benim için yorucu olmaya başlamıştı.

Kafamı toplayıp kendime gelmem biraz zaman aldı. Ofisten çıktığımda vakit hayli geçti. Metroda da yürürken de vücudumda bir kırgınlık vardı. Eve vardığımda Sude’yi dışarıda bir bankta otururken buldum. Yanına oturdum

– Niye buradasın?

 – Bilmem, içeri girmek istemedim.

– İyi o zaman, beraber takılalım. Bir süre hiç konuşmadan oturduk. Sanki vücudum iyice güçsüzleşmişti. Az da olsa bir baş dönmesi hissediyordum.

“En iyisi eve gidip dinlenmek” diye mırıldandım. Ayağa kalkmaya çalıştım ama şiddetli bir baş dönmesiyle dengemi kaybettim. Sude çığlık atarak beni tuttu ve yerime  

– Sen iyi misin? Neyin var? – İyiyim merak etme. Sadece başım döndü.

– Dur bakalım, şimdi anlarız. Şöyle geriye yaslan, biraz rahatla. Üşümen veya terlemen var mı? – Bilmiyorum, yok herhâlde.

– Herhalde ne demek? Sen daha ne durumda olduğunu bile bilmiyorsun. Uzat bakayım şu kolunu. Kolumu uzattım. Sude bileğimi açıp tansiyonumu ölçtü:

– Hımm, evet! Senin tansiyonun düşmüş. Çok mu yoruldun ofiste? – Bilmiyorum, her zamanki gibiydi işte.

 – Peki, aç mısın? Oğle yemeği yedin mi? İpte o zaman bütün gün hiçbir şey yemediğimi hatırladım. İlginç olan ise hala bir açlık hissetmememdi. Sessiz kaldığımı görünce Sude her şeyi anlamıştı:

-O yoğun tempoda yemek yemedin ve sonunda tansiyon durum netlik kazanmıştı. Yorgunluk ve açlık vücut direnci kırmış, tansiyonumu düşürmüştü. Sesimi çıkarmadım. Sude ateşimi ölçtü, beni rahatlatmak için boynuma ve bileklerime hafifçe masaj yaptı.

Biz bu haldeyken üzerimde bir bakış hissettim. Başımı çevirip bakınca Emine teyzenin dik dik Sude ye baktığını gördüm. Benim baktığımı görünce torununun elini bırakmadan bize doğru gelmeye başladı. Yanımıza gelince önce bana sordu:

– Sizin neyiniz var, hasta mısınız? Sude başını çevirdi, Emine teyzeyi görünce gülümseyerek cevap verdi:

– Önemli bir şey değil teyze, tansiyonu düşmüş. Emine teyze, kızgın bir tonda sordu:

– Nereden biliyorsun? Sen doktor musun? Bırak, arkadaşın doktora gitsin. Araya girmem gerekiyordu:

– İlginize teşekkür ederim Emine teyze, ben İyiyim. Ev arkadaşım Sude hemşiredir. İşini iyi bilir. Emine teyze şaşkınlıktan bir an ne diyeceğini bilemedi. Yanımızdan ayrılırken konuştu:

-Ya öyle mi? İyi o zaman.

Sude ‘nin desteğiyle kalkabildim. Yavaş yavaş ve dinlenerek eve çıktık. Ben odamda dinlenirken fedakar ev arkadaşım da mutfakta bir şeyler hazırlıyordu. Birazdan bana seslendi:

– Haydi bakalım hanımefendi, sizi mutfağa alalım. Bana zorla içirdiği iki kase tarhana çorbasından sonra kendimi daha iyi hissediyordum.

O kadar ısrar etmeme rağmen ağı kesici veya antibiyotik kullanmama izin vermedi. İyice kendimi toparlayınca tekrar dosyaların başına geçtim. Ama pek de konsantre olduğum söylenemezdi.

Yarım saat kadar çalıştıktan sonra on dört yıl önceki defterimi alıp bir kenara çekildim. İşaretlediğim sayfayı buldum, kaldığım yerden okumaya devam ettim. “Merhaba, dün bizim bahçe çok kalabalıktı. Komşularımız çok geç saatlere kadar kaldılar.

O yüzden ancak bugün fırsat bulup defterime olan biteni yazıyorum. Dün akşama doğru komşularımız birer ikişer gelmeye başladılar. Biz çocuklar için gün doğmuştu. Bahçede koşuyor, oynuyorduk. Misafirlerin hepsi gelince önce babam :

– Değeri misafirlerimiz hepiniz hoş geldiniz! Gönül isterdi ki bu akşam güzel bir amaç için toplanmış olalım. Ama maalesef mahallemiz için son derece olumsuz ve kötü bir durumu görüşmek, düzeltmek için bir araya geldik.

Konu daha çok bayanlar arasında olduğu için ben sözü eşime bırakıyorum. Annem ortaya geldi, misafirlere baktı ve konuşmaya başladı:

– Kıymetli komşularım, ben buradaki birçok kişi gibi bu mahallede doğdum ve halen burada yaşıyorum.

Bu yaşıma geldim bizim mahallede hiç görmediğim, duymadığım olaylara son üç haftada şahit oldum, daha doğrusu hepimiz şahit olduk. Bizler dedikodu, iftira, yalan bilmezdik. Biz neysek komşumuz da öyleydi. Şeffaftık, iyi niyetliydik. Her şeyi açıkça konuşurduk.

Kimse kimsenin arkasından konuşmazdı. Problemler el birliğiyle ve açıkça konuşularak halledilirdi. Şimdi sizlere soruyorum komşularım, ne oldu bize? Annemden sonra sırayla diğer komşularımız da konuştular. Uzun konuşmalar yapıldı.

Ama ben anlatılanları pek dinlemedim. Arkadaşlarımla oyuna dalmıştım. Yalnız bir ara mahallemize son taşınan komşu teyzenin ağladığını gördüm. Meraklanmıştım, oyunu bırakıp oraya yöneldim. Yaklaşınca komşu teyzenin söylediklerini de işittim. Şöyle :

– Ne deseniz haklısınız komşularım. Bu benim hatam. Sizin iyi niyetinizi kötüye kullandım. Komşuluğunuzu, dostluğunuzu kıskandım. Böyle yapınca birliğinizin bozulacağını düşündüm. Meğer ne kadar yanılmışım. Ne çok kötülük yapmışım sizin gibi iyi ve güzel insanlara.

Annem, yanına gidip komşu kadını teselli etti:

 – Tamam komşum, olan olmuş artık. Biz bundan sonrasının iyi olacağını umuyoruz ve bekliyoruz. Komşu kadın anneme döndü:

– Komşum, beni atfedebilecek misiniz? Yani bana bir şans daha verebilir misiniz? İnanın böyle şeyler bir daha kesinlikle olmayacak. Annem orada bulunan herkes adına konuştu:

 – Elbette inanıyoruz komşu, senin aslında çok iyi bir insan olduğunu biliyoruz. Üzülme artık, insan komşusuna güvenmez mi?

– Çok teşekkür ederim, sizler ne iyi insanlarsınız.

Biz Komşuyuz
Biz Komşuyuz

Merak etmeyin, bana güveninizi boşa çıkarmayacağım. Her şey çok güzel olacak. Tekrar teşekkür ederim. Bu toplantının konusunu bilmiyorum, büyüklerime sormadım, merak da etmedim. Misafirlerimiz aynı eskisi gibi birbirlerine sanılarak, güvenerek evimizden ayrıldılar. Herkes çok mutluydu.

Nedenini bilmiyorum ama ben de çok “mutluydum. Defterden başımı kaldırdım. Okuduklarımdan çok etkilenmiştim. “Ben o toplantının nedenini biliyorum, Nevin Hanıma dedim. Sesim biraz fazlaca çıkmış olacak ki yan taraftan Sude seslendi:

– Nevin, bir şey mi dedin?

– Hayır.

– Nasıl oldun, iyi misin? Bu soruya gülerek cevap verdim:

 -Hem iyiyim hem mutluyum. Annemin, komşusuna söylediği sözden çok etkilenmiştim. “İnsan komşusuna güvenmez mi?” demişti. Ne kadar güzel, not ve anlamlı bir söz. Bu ifadeyi özümsemeye çalışırken Sude’yi bana bakarken buldum:

– Sen ne diye gülüyorsun bakayım?

– Hiç, öylesine.

– İnsan sebepsiz güler mi? Hem birkaç gündür sen ne okuyorsun öyle? Son zamanlardaki değişiminin nedeni bu kitap, değil mi? Kitabı göğsüme bastırdım:

 – Bu kitap dünya klasiklerinden kabul ediliyor. Gerçek- ten çok etkili bir üslubu var.

– Yazarı kim?

– Yazarı pek bilindik bir isim değil. Ama zamanla tanınacağından eminim.

– Sen kimi anlatıyorsun?

– Kim olacak, kendimi anlatıyorum. Bu benim ortaokul yıllarımda tuttuğum günlüğüm.

– Nereden buldun onu?

– Ben bulmadım, annem yıllarca muhafaza etmiş. Bana gönderdiği son koliye koymuştu, Bu defteri ben çok tan unutmuştum. Üç gündür okuyorum. Yıllar öncesine gidip gelmek gibi bir pey bu. Canım annem, bana en güzel hediyeyi verdi.

– Neymiş bu hediye, günlüğün mü?

– Hayır, bana çocukluğumu hediye etti.

Unuttuğum ve farkında olmadığım güzel anılarımı tekrar yaşamamı sağ- ipe – Evet, doğru söylüyorsun. Keşke beni de geçip giden yıllarıma götürecek böyle bir sebep olsaydı. Haydi bakalım, iyi okumalar.

– Teşekkür ederim, sağ ol! Yalnız kaldığımda bir süre o yılları düşündüm; komşularımızı, arkadaşlarımı. Sonra annem aklıma geldi. Ona çok şey borçlu olduğumu biliyorum. Telefonu elime aldım.

Senin kızınım, seninle gurur duyuyor ve seni çok seviyorum. Geç oldu, yarın görüşürüz.” şeklinde bir mesaj ” Kendimi çok yorgun hissediyordum. Yatağa girdim, çocukluğumu düşünürken uykuya dalmışım.

Bir zaman sonra, uykumun en derin anında bir gürültü duyar gibi oldum. Diğer tarafıma döndüm. Dalmak üzereyken yine aynı sesi duydum. Bu defa daha netti. Gözlerimi açtım, etrafı dinledim. Evet, kapı çalıyordu.

Lambayı yaktım ve saate baktım. Gece yarısı olmuş. Bu saatte kim ola bilir ki? Yataktan çıktım, diğer odaya gittim. Sude uyuyordu. Kapı zili tekrar çaldı. Koridorun lambasını yakıp kapıya kadar gittim ve seslendim:

– Kızım ben, alt komşunuz Emine. Hani akşama doğru ” Emine teyzenin bu saatte bizim kapıda ne işi vardı? Önce kapı deliğinden baktım. Evet oydu. Yavaşça anahtarı çevirip kapı halkasını çıkardım. Kapıyı açtım:

– Emine teyze, bir şey mi oldu?

– Evet kızım, çok kötü bir şey oldu.

– Hayırdır, ne oldu? – Merve çok hasta.

– Merve mi hasta? Doktora götürmediniz mi?

– Annesi ile babası il dışındalar. Ben tek başımayım ve ne yapacağımı bilemedim. Aklıma siz geldiniz.

– Biz ne yapabiliriz ki? – Senin arkadaşın hemşireydi, değil mi?

– Anladım. Teyze siz Merve’nin yanına gidin, yalnız kalmasın. Ben Sude’yi alıp geliyorum.

– Bekliyorum kızım. Emine teyze gidince kapıyı kapatıp içeri geçtim. Odasında Sude yi uyanmış hâlde buldum. Şaşkın şaşkın bakınıyordu. Seslendim:

– Üstüne bir şeyler al, alt kata iniyoruz.

 – Ne alt katı, ne oluyor?

– Emine teyze geldi, torunu Merve hastalanmış. Bizden yardım istedi.

– Merve’nin annesi babası yok mu?

– il dışındalarmış. Sude ne çok soru sordun. Çocuk hastaymış, diyorum. Ciddi bir şey olabilir. Gelecek misin gelmeyecek misin?

 – Tamam kızma, geliyorum. Aceleyle evden çıktık. Emine teyze kapıda bekliyordu. Bizi içeriye aldı. Merve’nin odasına geçtik. Sude, Merve’nin ateşini kontrol etti. Sorular soruyordu:

– Ne zaman hastalandı?

Sabah hastalandı, babası doktora götürdü. İlaçlarla eve döndüler. Öğleden sonra düzeldi.

– İlaçları görebilir miyim?

– Burada ilaçlar. Sude ilaçları kontrol etti:

– Hımm, demek Merve’de grip başlangıcı varmış. İlaçlarını verdiniz mi?

– Elbette verdim. Akşam da gayet iyiydi. Şurubunu içip yatağa girdi. Gece kontrol ettiğimde çocuğun ateşler içinde olduğunu gördüm. Ne yapacağımı bilemedim. Aklıma siz geldiniz.

– Tamam teyze, panikleyecek bir şey yok, Merve’nin biraz ateşi yükselmiş. Hepsi bu. İyileşme sürecinde bazen olur böyle durumlar.

– Ne yapmamız gerekiyor kızım?

– Sadece ıslak havlularla, bezlerle ateşini düşüreceğiz. Siz oturun, dinlenin. Ben hallederim. Ben Emine teyzeyle sohbet edip onu sakinleştirmeye çalışırken Sude, önce Merve’nin üzerindeki kalın pijamayı Çıkarıp çocuğu atlet katına bıraktı.

Sonra ıslattığı havluları, bezleri Merve’nin alnına, boynuna, göğsüne koydu. Bu işlemi birkaç defa tekrar etti. Aşağı yukarı yirmi dakika sonra Çocuğun ateşi düşmüştü. Çok rahat bir şekilde uyuyordu.

Sude yanımıza gelip güzel haberi verdi:

– Artık rahat olun, Merve’nin ateşi düştü. Sabaha bir şeyi kalmaz. Kızım çok teşekkür ederim. Siz olmasaydınız ben hiçbir şey yapamazdım. Elim ayağıma dolaşmıştı. Sude alçak gönüllülükle konuştu:

– Rica ederiz Emine teyze, lafı mi olur?

– Kızım sizlere hiç iyi davranmadım. Şimdi o davranışlarım için ne kadar utanıyorum bir bilseniz!

– Önemli değil teyze. Bizler komşuyuz. Olur böyle şeyler.

– Kızım o kadar kötü şeyler duyuyoruz ki çevremizden, insan kime, nasıl davranacağını bilmiyor. İyi ki sizler benim komşularımsınız. Bu iyiliğinizi hiç unutmayacağım. Ben araya girdim:

– Dediğiniz gibi Emine teyze, biz komşuyuz. İnsan komşusuna güvenmez mi? Bu sözü söyler söylemez günlüğüm ve annem aklıma geldi. Yıllar sonra annemin sözünü kullanmıştım. Ben bu düşüncelerdeyken Sude beni uyardı;

– Haydi Nevin, biz kalkalım artık. Emine teyze, içiniz rahat olsun. Merve’nin durumu gayet iyi.

– Kızım, size ne kadar teşekkür etsem azdır. Çok sağ olun.

– Önemli değil teyze, siz de sağ olun! Nevin anahtarı aldın değil mi?

– Beni paldır küldür buraya getirdin, unuttun mu? Çok kötü bir durumdaydık. O telaşla anahtarları almadan evden çıkmıştık. Şimdi ne yapacağımızı bilmiyorduk. Moralimiz bozulmuştu. Emine teyze halimize baktı ve şöyle :

– Çocuklar şu an yapabileceğimiz bir şey yok. Moralinizi bozmayın. Hele hayırlısıyla sabah olsun. Bakarız çaresine.

– Ama teyze daha sabaha çok var. Üstelik evimize nasıl gireceğiz? Sabah erkenden işe gitmemiz gerekiyor.

– Dur kızım sırasıyla söyle. Hepsi halledilecek problemler. Şimdi size salonda yatak açayım, uyuyun. Kızımla damadım il dışından sabah gelecekler.

Haber veririm, bir çilingir getirirler. İş yerlerinize de durumu bildirirsiniz. Sizi kovacak halleri yok ya! Biraz geç gidersiniz. Yapacak bir şey yoktu. Mecburen bekleyecektik. Emine teyze salona iki yatak serdi:

– Haydi bakalım kızlar, şimdi bir güzel uyuyun. Eskiler “Sabah ola hayrola.” demişler. İyi geceler! Lambayı söndürüp kapıyı çekti. Bir süre öylece bekledik. Sonra yatağa girdim. Ama şaşkınlığım devam ediyor.

– Yaşadıklarımıza inanamıyorum. Yardıma geldik. Şu düştüğümüz hale bak.

– İnsanlık hali, ne diyelim?

Yapacak bir şey yok. Haydi bakalım, iyi uykular! Alışık olmadığım bir yatakta uyumam kolay olmadı. Uzun zaman bir o tarafa bir bu tarafa döndüm. Sonrasında ise yorgunluğun etkisiyle derin bir uykuyu dalmışım.

Sabah uykumun en tatlı yerinde bir elin saçıma dokunduğunu hissettim. Uyanmak istemedim. Başımı geri çekip uyumaya devam ettim. Biraz sonra bir daha bir elin saçıma dokunduğunu anladığımda gözlerimi aralamak zorunda kaldım.

Bir şey anlamadığım için tekrar gözlerimi kapadım. Sonra birden içinde bulunduğum durumu hatırladım. Gözlerim açtım. Güneş ışığı salonun içindeydi. Demek çoktan sabah olmuştu, Başımı kaldırdım ve bana bakan küçük Merve ile karşılaştım. Tatlı ve şaşkın bakışlarla bana bakıyordu. -Merhaba Merve!

– Günaydın Nevin abla! Siz bu gece bizde mi kaldınız?

– Evet, öyle oldu?

– Niçin, sizin eviniz yok mu? Bu son derece saf ve masum soruya ben ne cevap vereceğimi düşünürken Sude’nin sesini duydum:

– Sana misafir geldik, yoksa bizi istemiyor musun?

– Hayır, çok istiyorum burada kalmanızı. Senin adın ne?

– Benim adım Sude. Sen nasılsın Merve, ateşin var mı?

– Ateşim yok, çok iyiyim. Niye sordun? Ben araya girdim:

– Sude ablan, seni çok sevmiş. Onun için nasıl olduğunu sordu. Anneannen yok mu Merve?

– Bakkala gitti, bana da dedi ki gürültü yapma. Misafirlerimiz uyusun.

-Aferin Merve! Sen çok akıllı ve güzel bir kızsın.

– Teşekkür ederim Nevin abla! Birden kapının sesini duyduk. Emine teyze içeri girdi. Bizim yanımızda küçük Merve’yi görünce sordu:

– Merve yoksa sen mi ablaları uyandırdın?

– Hayır Emine teyze, biz zaten uyanmıştık.

– Günaydın kızlar! Rahat uyudunuz mu?

– Günaydın teyze! Evet, iyi uyuduk. Teşekkür ederiz.

– Kızımla damadım yoldalar. Kırk dakika sonra burada olurlar. Durumu anlattım. Bir çilingir ustası bulup öyle gelecekler. Onlar gelinceye kadar biz de güzel bir kahvaltı yapalım.

– Sen niye zahmet ettin teyze? Bize bırak, biz hallederiz.

– Daha neler kızım, nerede görülmüş misafire iş yaptırıldığı. Ben şimdi hazırlarım her şeyi.

– Hiç olmazsa yardım etseydik teyze.

 – Merve, ablalarını çiçekli balkonda gezdirir misin?

 – Tamam anneanne.

– Çiçekli balkon nedir Emine teyze?

– Gidin, kendiniz görün ne olduğunu. Emine teyze mutfağa gidince Merve elimden tuttu:

– Haydi gel.

– Nereye?

– Anneannem dedi ya, çiçekli balkona.

– Şaşkın şaşkın yerimden kalktım. Sude’ye baktım. Telefonu elinde, mesaj yazıyordu. Bana seslendi:

– Önce iş yerine durumunu bildir, acele et. Doğru söylüyordu. Hemen telefonu alıp muhasebe şefimi aradım. Ona durumumu bildirdim. İki saatlik bir izin aldım. Sude’ye baktım. O da izin işini halletmiş gibiydi, rahat :

– Haydi Merve, şu çiçekli balkona gidelim. Bizim evlerin arka cephesinde kapalı alana bakan küçük balkonlarımız var. Ev sahiplerinin tamamı balkonlarını camla kapatıp bir oda hâline getirmişler.

Daha çok bir depo vazifesi görüyor bu balkonlar. Merve bizi arka odaya götürdüğünde ağzımız açık kaldı. Odanın bir kısmı ve balkonun tamamı boydan boya çeșit çeşit çiçeklerle doluydu. Rengarenk onca çiçek, o odayı farklı bir dünya haline getirmiş.

Ne söyleyeceğimizi bilmeden balkona çıktık. Tavana kadar uzayan sarmaşıklar duvarları tamamen kaplamıştı. Her yere basamaklar ve raflar halinde saksılar konmuştu. Her saksıda ayrı bir güzellik duruyordu.

Hayran hayran çiçekleri incelerken ilçedeki evimizin bahçesinde annemin yetiştirdiği çiçekler aklıma geldi. Ama burası çok farklıydı.

– Annem de evimizin bahçesinde çiçek yetiştiriyor. Lakin Emine teyzenin çiçekleri hem çok fazla hem de çok çeşitli. Bizde çiçek yetiştiren yok. Bu işi pek bilmem. Ama Emine teyze burayı botanik bahçesine çevirmiş. Küçücük yerde bu kadar çiçeğin olması akıl alır şey değil. Gözümle görmesem kesinlikle inanmazdım.

– Evet, bu kadar farklı çiçeği böyle ustaca yetiştirmek büyük bir birikim ve sabır istiyor. Acaba Emine teyze bu alanda özel bir eğitim mi aldı?

Biz Komşuyuz
Biz Komşuyuz

– Hayır kızım, herhangi bir özel eğitim almadım.

– Ama Emine teyze, bu kadar çiçeğin bakımı ve yetiştirilmesi için bu konuyla ilgili fazlasıyla bilgi sahibi olmalısınız.

– Evet bilgi sahibiyim. Ama bu bilgileri okula giderek edinmedim.

– Peki, nasıl oldu?

 – Kendimi yetiştirdim diyelim. Haydi kızlar, kahvaltı bizi bekliyor. Doğrusu Emine teyzenin hazırladığı kahvaltı sofrasının çiçekli balkondan fakir olduğu söylenemez.

Böylesi bir kahvaltı zenginliğini hayatımda görmüş değilim. Hele ki büyük şehirdeki koşuşturmaca da böyle bir sofra bizim için ancak tatlı bir rüya olur

Kahvaltı esnasında Emine teyze bize kendini ve ailesini anlattı. Başka uzak bir ilde oğluyla yaşıyormuş. Kızının görev yeri ise bu taraflardaymış.

Kızı ve damadı İzmir’de ev kiralamışlar. Bu şekilde yaşıyorlarmış. Bebekleri olunca önce bakıcı tutmuşlar. Ama olmamış. Bu defa Emine teyzeyi çağırmışlar. O da çiçeklerini alıp gelmiş. Torununu çok seviyormuş.

İki yıldır buradaymış. Kızı ve damadı yıllık izin alınca hep beraber memleketlerine gidiyorlarmış. Memleketlerinde komşuluk ilişkileri çok iyiymiş. Buralara gelmeden önce kendisini uyarmışlar.

Büyük şehirlerde komşuluk diye bir şey olmadığı için herkese soğuk ve resmi davranıyormuş. Ama gerçekte kesinlikle böyle bir insan değilmiş. Buralarda böyle soğuk ve aksi bir insan olmuş.

O yüzden bize karşı çok mahcupmuş. O kadar sıcak ve akıcı bir sohbetin içindeydik ki kapı çalındığı zaman yerimizden fırladık. Yanlarında bir çilingirle Merve’nin annesi ve babası geldiğinde, açıkçası onlardan çok utandık. Çilingiri de alıp hızla üst kata çıktık.

On dakika içinde kapımız açılmıştı. Aceleyle hazırlıklarımızı tamamlayıp evden çıktık. Muhasebe şefimin geç kaldığım için kızması ve nedenini öğrenince de kahkahalarla gülmesi dışında günüm sıradandı. İşlerim önceki günlere göre daha azdı.

Dolayısıyla kendime ve eski günlüğüme daha fazla zaman ayırabilecektim. Bu amaçla hemen işlerime yoğunlaştım. Öğle arası yemeğe çıkmadım çünkü muhteşem bir kahvaltının doygunluğu vardı üzerimde.

Öğleden sonra işlerim bitince günlüğü masamın üzerine çıkardım. Kaldığım yeri buldum, okumaya devam ettim: “Merhaba, bu aralar yoğun bir şekilde liselere giriş sınavlarına hazırlanıyorum. Şimdi olduğu gibi ancak çalışma aralarında yazabiliyorum.”

“Merhaba, bugün Mustafa Öğretmen beni yanına çağırdı. Biraz konuştuk. Bana geleceğe yönelik düşüncelerim, hedeflerim üzerine sorular sordu. Net bir cevap veremedim.

Çünkü bu konuda şimdiye kadar ciddi olarak hiç düşünmedim. Ne istediğimi bilmiyorum. Sahi ben ne olacağım?” “Merhaba, dün girdiğimiz liselere giriş sınavı üzeri- ne bütün gün arkadaşlarla konuştuk. Genel olarak kolaydı.

Ben de iyi bir puan bekliyorum. Beklediğim gibi olursa İzmir’de iyi bir lisede okumak istiyorum. Bu konuyu Mustafa Öğretmen ile görüşeceğim.” Evet, iyi bir puan almış ve İzmir’de iyi bir lisede okumuştum.

Sonrasında ise yine İzmir’de üniversiteyi bitirmiş ve göreve başlamıştım. Şimdiki hayatımı şekillendirmede çok büyük katkısı olan Mustafa Öğretmen’imi düşündüm. Kendisine ne çok şey borçluymuşum meğer! “İlçeme gidince mutlaka kendisini ziyaret edeceğim.” diye kendi kendime söz verdim.

Akşama doğru eve gittiğimde Sude’yi parkta Merve ile oynarken buldum. Onları seyrederken Emine teyze beni yanına çağırdı, gittim. Bir süre sohbet ettik. Karanlık çökmek üzereydi. Sude ye seslendim. Birlikte eve çıkarken Emine teyzeyle görüştük. Tam bu sırada Merve’nin annesi Fatma abla balkondan seslendi:

– Anne, komşularımızı eve davet etmeyi unutma. Yemeği bizde yiyeceğiz. Emine teyze bize döndü:

 – Evet genç komşularım. Bu akşam kızımın misafirlerisiniz. Bizi reddetmezsiniz değil mi?

– Teyze hiç gereği yok. Çok teşekkür ederiz. Zahmet etmeyin. Küçük Merve araya girdi:

 – Nevin abla, bize gelmeyecek misiniz? Ama ben sizi çok seviyorum. Bu son daveti reddetmek mümkün değildi. Merve’yi kucağıma aldım. Hep birlikte merdivenleri çıkarken günlüğümün bana hatırlattığı çocukluk dönemimin diyaloglarını, komşuluklarını düşündüm. Sanki bağlantıyı tekrar kuruyor gibiyiz. Çok mutluyum.

HikayelerHikaye Oku5 Yaş Masalları


Benzer İçerikler

Karga Karga Gak Dedi
Karga Karga Gak Dedi Hikayesi
Koyun Postuna Bürünmüş Kurt
Koyun Postuna Bürünmüş Kurt Hikayesi
Doru Hikâyesi
Doru Hikâyesi
Yaramaz Miyav Kedi Hikayesi
Yaramaz Miyav Kedi Hikayesi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Masal Oku | © 2023, Tüm hakları saklıdır.