Çakmak Gözün Yardım Severliği Hikayesi

Çakmak Gözün Yardım Severliği Hikayesi

Abone Ol google news
Çakmak Gözün Yardım Severliği
Çakmak Gözün Yardım Severliği

Yardım Severliğinin Mutluluğu Masalı

Cumartesi günü ailece pastanede buluştuk. Hem babamın işleri yoğundu hem de bu hafta sonu kahvaltımızı ev dışında yapmak istedik. Bunun için pastaneden daha güzel bir yer bulunamazdı. Babam, pastanede çalışan işçilerden biri rahatsız olduğu için sabah erkenden evden çıkmıştı. Ayrıca bugün izinli olan işçilerden biri de gönüllü olarak yardıma gelmişti. Arkadaşının zor durumda olduğunu, bugün ona yardım etmesi gerektiğini düşünmüştü.

Bu, pastanede çalışanların en güçlü kuvvetli olanı Ahmet ağabeydi. Kardeşimiz Kemal, onu çok severdi. Çünkü Kemal’i gördüğü yerde tutup tavana kadar kaldırırdı. İşte bu Ahmet ağabey, bugün arkadaşı için izin gününden vazgeçmişti. Babam biz kahvaltı yaparken aşağıdaki mutfakla müşteriler arasında koşturup duran Ahmet ağabeyi gösterip:

 -Maşallah, çok yardımsever bir genç, onunla birlikte çalıştığım için çok mutluyum, dedi.

Sonra da yardımseverliğin insan ve toplum hayatında ne kadar önemli olduğunu anlattı. Tabi annem, her zamanki gibi babama takılmadan edemedi:

-Recep Bey, bu yardımseverliğinizi ben ev işi yaparken de görmek isterim, dedi. Hepimiz gülüştük. Babam da hemen cevap verdi:

-Yıkadığınız perdeleri asarken ne kadar yardımsever olduğumu size hatırlatacağıma söz veriyorum Fatma Hanım, dedi. Yine hepimiz gülüştük. Öğleye doğru pastanenin işleri hafifledi, Biz de babama Tombiş Dede’lere gitmek için ısrar etmeye başladık.

Ablam köye gitmeyi bu hafta herkesten daha çok istiyordu. Öğretmenin verdiği eski oyunlarımızla ilgili bir ödev için Gülsüm Nine ile Tombiş Dede’ye soracakları varmış. Göreceksiniz en güzel ödev benimkisi olacak, deyip duruyordu. Biraz sonra babam hepimize köye gitmek için hazırlanmamızı söyledi. Herkes zaten hazırdı.

Babam, Ahmet ağabeye pastane ile ilgili bazı uyarılarda bulunduktan sonra çıktık. Hafif yağmurlu bir gündü. Arabada çeşitli oyunlar oynayarak sonunda köye vardık. Hava yağmurlu olduğundan Gülsüm Nine ile Tombiş Dede içerideydiler.

Köy evinin bacasından hafif bir duman tütüyordu. Biz kapıya yanaşınca sesi duyan Tombiş Dede, dışarı çıktı. Her zamanki güleç yüzüyle bizleri karşıladı:

-Aman aman, kimler gelmiş? Gelin bakalım benim yavrularım. Gözlerimiz yollarda kaldı. Hepimiz sırayla kucaklaşıp elini öptük. Annem:

 – Gülsüm Nine nerede, diye sordu. Tombiş Dede annemin sorusunu:

-Komşu köyde eski bir arkadaşının biraz yardıma ihtiyacı varmış, Oraya gitti. Sanırım birazdan gelir, diye cevapladı.

Annem Gülsüm Nine’ye yardım olsun diye evin içinde ufak tefek bazı işler yapmaya, evi silip süpürmeye başladı. Bu arada babamın pastaneden getirdiği nefis ay çöreklerini tabaklara koyup herkese dağıtmayı da ihmal etmedi.

Bizler her zamanki gibi tabaklarımızı alıp Tombiş Dede’nin dizinin dibine sıralandık. Bu sefer en çok hikâye dinlemek isteyen bendim. O yüzden Tombiş Dede’nin gözlerinin içine bakarak sordum:

 – E Tombiş Dede, bu hafta hangi hikâyeyi anlatacaksın bize?

– Güzel kızım biliyorsunuz hikâyelerin konusunu siz belirliyorsunuz. O yüzden ben sizi bekliyorum. Bu durum ablam Lale, kardeşim Kemal ve benim aramda ufak bir tartışmanın çıkmasına yol açtı.

Bir türlü Tombiş Dede’nin hangi konuda hikâye anlatacağına karar veremiyorduk. Sonunda ablam bu tartışmada son noktayı koydu:

Çakmak Gözün Yardım Severliği
Çakmak Gözün Yardım Severliği

– Bugün sürekli yardımlaşma ve yardımseverlikle  ilgili olaylara şahit olduk. En iyisi Tombiş Dede bizlere bu konuda bir hikâye anlatsın, dedi.

Bu fikir benim de hoşuma gitti. Gerçekten de pastanede Ahmet ağabeyin, köye gelince de Gülsüm Nine’nin davranışları çok güzeldi. Hayat yardımlaşınca çok daha anlamlı oluyordu. Gerçi kardeşimiz Kemal, Tombiş Dede’den kurtlarla ilgili bir hikâye anlatmasını istiyordu ama onu bir malde başka zamana ertelemek zor olmadı.

Tombiş Dede tabağındaki son ayçöreği kırıntılarını da temizledikten sonra hikâyemizi anlatmaya başladı. Eski zamanların birinde çok güzel ve verimli bir ovada büyüklüğü ve güzelliği ile dillere destan bir çiftlik varmış.

Bu çiftlikte insanlar mutluymuş ama özellikle hayvanlar hâllerinden çok memnun imiş. Çünkü sahipleri onlara karşı çok merhametliymiş. Çiftlik evinde yan gelip yatan kediler, onlarla didişip duran köpekler, ağıllarında huzurlu bir hayat süren koyunlar, sahiplerinin üzerlerine binip gururlu gururlu gezindikleri atlar, süt pınarları inekler, çiftliğin en dikkat çeken hayvanlarıymış. Tabi tek görevleri sahiplerine her sabah bir yumurta armağan etmek olan tavukları unutmamak gerekiyor.

Bir de çiftliğin davetsiz misafirleri varmış. Onlar da buğday ve mısır tarlalarına dadanan kargalar, yine ambarların birinci düşmanı tarla fareleriymiş. Ne yapsınlar? Onların da tek dertleri karınlarını doyurmakmış.

Böylece sıra çiftlikteki en ağır işleri yapan öküzlere gelmiş. İnekler onlara göre çok rahatmış. Sabahleyin sütlerini sağdırdıktan sonra akşama kadar otlar, yan gelip yatarlarmış. Oysa öküzler öyle mi ya? Arkalarına koşulan sabanlarla mermer gibi katılaşmış tarlaları sürmek onların göreviymiş. Görevleri bununla da sınırlı değilmiş ki. Bütün ekinleri, ürünleri ambarlara ve kasabaya taşımak da onların görevleri arasındaymış.

Akşam olup da bütün hayvanlar ahırlarına, ağıllarına, kümeslerine, kulübelerine çekildiler mi aralarında tatlı bir sohbet başlarmış. Ama bir tek öküzlerden ses çıkmazmış. Nasıl çıksın ki? Yorgunluktan ağızlarını bile açacak güçleri kalmazmış. Böylece sıra hikâyemizin başkahramanlarını ayrıntısıyla tanıtmaya geldi. Öküzlerimiz üç arkadaştan oluşuyormuş.

En küçüklerinin adı Demirayak’mış. Gerçekten de güçlü ayakları varmış. Büyüyünce çok güçlü bir hayvan olacağına şüphe yokmuş. Ancak henüz küçük olduğundan sabana koşulmaz, yük taşıttırılmazmış. Diğer öküzün adı ise Karaboynuz’muş. O da boynuzları ile ünlüymüş. Başının üzerinde taç gibi taşıdığı bu sivri ve gösterişli boynuzları ile tanınırmış. Karaboynuz çok iri olmasa da işe yarayan bir öküzmüş. Tecrübeli ve çalışkanmış. Çiftliğin en eski hayvanlarından biri imiş. Üçüncü öküzümüzün adı ise Çakmakgöz’müş. Bakışları sertmiş. Bu yüzden kendisine Çakmakgöz adı uygun görülmüş.

Karaboynuz’dan sonra geldiği hâlde bir anda çiftliğin en gözde hayvanlarından biri olup çıkmış. Nasıl olmasın? O kadar iri ve gösterişli imiş ki gören bir daha dönüp bakıyormuş.

Hangi işe koşulsa üstesinden hakkıyla geliyormuş. Hem Karaboynuz’la hem de Demirayak’la çok iyi arkadaşmış. Karaboynuz’a da çok saygı duyuyormuş. Çünkü o buranın en iyiliksever ve tecrübeli hayvanıymış. Çakmakgöz, daha minik bir hayvanken geldiği bu çiftlikte onun çok büyük yardımlarını görmüş. Bir gün Çakmakgöz, Karaboynuz’a şöyle demiş:

-Öküz olmanın en güzel tarafı nedir biliyor musun? Karaboynuz, düşünmüş düşünmüş, bir şey bulamamış: Bilmiyorum, demiş.

Çakmakgöz gülümsemiş:

Çakmak Gözün Yardım Severliği Hikayesi
Çakmak Gözün Yardım Severliği Hikayesi

– Öküz olmanın en güzel tarafı, bir öküzün ne kadar iyi bir arkadaş olabileceğini anlayabilmektir, demiş. Bu espriye hepsi gülmüş. Ama en çok Demirayak gülmüş. İçinden kendisine örnek olan iyi yürekli iki ağabeye sahip olduğu için şükretmiş.

Çiftlikteki öküzlerin en güzel günleri çalışmadıkları ve bakımlarının yapıldığı tatil günleriymiş. Bu günlerde çiftlik işçileri onları ılık sularla bir güzel yıkar, pırıl pırıl yaparmış.

Bu yıkanma, bir haftalık yorgunluklarını alırmış. Sırtlarında hissettikleri kaşağının tatlı sesi ile kendilerinden geçerlermiş. Çiftlik işçisi son olarak durulanmaları için ılık bir kova suyu üzerlerine döker, çıkar gidermiş. Yanındaki yardımcısı da önlerine bol bol yem koyarmış. Bu da o günün en mutlu anı olurmuş. Yine bir hafta sonu temizlik günleriymiş. Çiftlik işçileri ellerinde kovalarla içeri girmişler. Yaşlı olanı iyi tanıyorlarmış.

Yıllardır onları sevgi ile temizler, özenle bakımlarını yaparmış. Bugün biraz hasta ve yorgun görünüyormuş. Önce Demirayak’ı yıkamış. Ama sık sık oturup dinleniyormuş. Hasta olduğu her halinden belli oluyormuş. Alnı boncuk boncuk terliyor, kesik kesik nefes alıyormuş. Sonunda dayanamamış. Yanındaki genç yardımcısına şöyle söylemiş:

– Evlat ben iyi değilim. Dinlenmem gerekiyor. Geri kalan hayvanları sen temizleyebilir misin? Genç işçi gönülsüz bir biçimde:

– Ne yapalım? Halletmeye çalışacağız, demiş.

– Bak, demiş yaşlı ve tecrübeli işçi. Ilık suyla hayvanları önce yıkamalı, sonra da kaşağı ile derilerini bir güzel temizlemelisin. En sonunda da sıcak suyla soğuk suyu karıştırıp hayvanları durulamalısın. Anladın mı?

Yaparız bir şeyler, diye bu işten hiç hoşlanmadığını belli eden bir cevap vermiş genç işçi. İyi ama biliyorsun ki patron bu görevi sana verdi. Ben sadece yalnız kalmayasın diye geldim. Tabi bir de bu hayvanları çok severim.

Tamam ihtiyar, lafı da amma uzattın, diye yine kaba bir cevap vermiş genç işçi.

– Ah, hasta olmayacaktım ki… Ben bu işi sana  bırakmazdım, demiş iyi yürekli ihtiyar çiftçi. Sonra da Genç işçi:

Çakmakgöz soğuk suyun etkisiyle ürpermiş. İçinden arka ayakları ile adama bir tekme atmak gelmiş. Ama sahibinin ve iyi yürekli ihtiyar işçinin hatırı var diye düşünüp vazgeçmiş. Kaba ve genç işçi:

– Tamam, sen yıkandın. Şimdi sıra öbüründe deyip hain hain sırıtmış. Kaynar su dolu kovayı kaldırmış, olduğu gibi Karaboynuz’un sırtına boşaltmış. O anda Karaboynuz acı ile öyle bağırmış ki hain işçi kovayı elinden fırlatıp kendini ahırın dışına zor atmış.

– Şimdi kim yıkayacak bu koca öküzleri diye söylenmiş. Eline aldığı soğuk su dolu kovayı Çakmakgöz’ün üzerine döküvermiş.

Karaboynuz’un acı bağırışları o kadar yürek parçalayıcıymış ki Çakmakgöz’ün ve Demirayak’ın da gözlerinden yaşlar boşalmış. Çakmakgöz’ün:

-Çok mu acıyor sevgili arkadaşım, diye sorduğu bütün sorulara Karaboynuz ancak acı acı inleyerek cevap verebilmiş. Karaboynuz’un çığlıkları o kadar şiddetli imiş ki biraz sonra ahıra çiftlik sahibi ile yaşlı işçi de gelmiş.

Yaşlı işçi:

– Ne oldu sana Karaboynuz, diye şefkatle sormuş. Ama Karaboynuz, gözlerinden süzülen yaşlar dışında bir şey yapamamış. Çiftlik sahibi:

-Hasta galiba, yarına kadar bekleyelim. Düzelmezse veterineri çağırırız, deyip ahırdan çıkmış. Yaşlı işçi ise elini Karaboynuz’un sırtına atınca kaynar suyun hâlâ kaybolmayan sıcaklığını hissetmiş. Ahırın köşesine fırlatılmış sıcak su kovasını da  görünce durumu anlamış.

Yüreği parçalanmış:

– Vah Karaboynuz’um vah, demiş, gözlerinden  yaşlar süzülmüş. İhtiyar işçi, ahırın bir köşesindeki dolabı açarak içinden bir ilaç çıkarmış. Yavaşça Karaboynuz’un sırtına sürmüş. Bu sırada Karaboynuz acıdan titremiş. İhtiyar adam yapacak başka bir şey bulamamış, ahırdan çıkmış. Sonunda ahırda üç öküz yalnız kalmış. Çakmakgöz ile Demirayak arkadaşları ile ilgilenmeye çalışmış. Ama ellerinden de bir şey gelmiyormuş. Sonunda saatler ilerlediği için hepsi uyuyakalmış.

Ertesi sabah çiftliğin sahibi ile yaşlı işçi ahıra gelmiş. Çiftlik sahibi:

– Karaboynuz’un rahatsızlığı neymiş, diye sor-muş yaşlı işçiye.

– Efendim, geçen hafta işe başlayan genç işçi hayvanı sıcak suyla haşlamış. Özellikle arka bacağı çok feci yanmış, diye cevap vermiş, yaşlı işçi. Bunun üzerine çiftlik sahibi:

– Ben böyle acımasız insanlarla çalışamam. O işçinin çiftlikten hemen gönderilmesini istiyorum, demiş. Sonra Karaboynuz’un yanına gelerek başını okşamış. Fakat çıkarken ihtiyar işçiye dönerek şunu da söylemiş:

Çakmak Gözün Yardım Severliği Masalı
Çakmak Gözün Yardım Severliği Masalı

İyileşemezse kasaba göndermekten başka  çaremiz yok. Biliyorsun değil mi? Bu sözler, ihtiyar işçiyi de üç arkadaşı da çok yaralamış. İhtiyar işçi Karaboynuz’un yanına gelerek şunları söylemiş:

 – Bu halinle nasıl tarla süreceksin? Arabayı  nasıl çekeceksin? Sırtın yara içinde. İşte o zaman Çakmakgöz, ihtiyar işçinin bütün dikkatini üzerine çekecek şekilde böğürmüş. Onu Demirayak’ın daha cılız sesi takip etmiş. İhtiyar işçi, Çakmakgöz’le Demirayak’ın ne demek istediklerini anlamış.

Tamam arkadaşınızı kasaptan kurtarmak istiyorsunuz. Bu çok güzel ama işlerin en yoğun zamanı. Nasıl yapacağız? Demirayak daha çok küçük.

– Çakmakgöz, bütün işlerin altından kalkamaz ki. Bunun üzerine Çakmakgöz, çok güçlü olduğunu göstermek ister gibi yeniden böğürmüş. Yaşlı adam hayvanların birbirini bu kadar sevmesinden çok etkilenmiş. Peki, bakalım bunca ağır işe tek başına dayanabilecek misin, demiş.

Ertesi sabah tarlanın sürülmesi gerekiyormuş. Çakmakgöz, tek başına akşama kadar çalışmış. Gerçekten çok yorulmuş. Ama bunu kimseye belli etmemiş. Hatta akşamleyin de ormandan odun taşınması gerekiyormuş. Yine hiç sızlanmadan o işe de koşmuş. Ahıra döndüğünde çok perişanmış. Onun bu hâlini gören Karaboynuz, ona çok acımış. Seni böyle görmeye dayanamıyorum, demiş.

Çakmakgöz:

– Ben çok iyiyim. Sen iyileşmeye bak, deyip gülümsemeye çalışmış. Sonra da uyuyakalmış. Yorgunluktan sabaha kadar deliksiz bir uyku çekmiş. Ertesi gün onu daha ağır işler bekliyormuş. Ama onları da sızlanmadan yerine getirmiş. İhtiyar işçi herkese onu gösterip:

– Bu kahraman bir öküz. Arkadaşını kasaba gitmekten kurtarmak istiyor, diyormuş.

Bu ağır çalışma, yaklaşık on gün devam etmiş. Çakmakgöz, hâlinden hiç şikâyet etmemiş. Zor gününde arkadaşı için bir şey yapmayan öküze öküz denmez, diye düşünüyormuş. Bu arada Karaboynuz da günden güne iyileşmiş. Yaraları kapanmış, dinlendiği için de şişmanlayıp güçlenmiş. Bir gün ahıra çiftliğin sahibi ile yaşlı işçi gelmiş. Çiftliğin sahibi hayvanlara şöyle dikkatle baktıktan sonra yaşlı işçiye sormuş:

Geçenlerde burada hasta ve kötü durumda bir öküz yok muydu? Yaşlı işçi gülerek şöyle demiş:

– Evet efendim, ama Çakmakgöz’ün yardımseverliği ve fedakârlığı sayesinde iyileşti ve artık her türlü işte çalışabilecek duruma geldi. Çiftlik sahibi şaşkınlıkla başını iki yana sallamış ve şöyle demiş: Ben de kasaba haber vermeyi düşünüyordum. Neyse artık gerek kalmadı. Hayvanların önüne bolca yem koyun da bugün dinlensinler bakalım.

O gün, Karaboynuz, Demirayak ve Çakmakgöz için bir bayram günü gibi eğlenceli geçmiş. Daha sonra da zor zamanlarda hep birbirlerinin sıkıntısını paylaşmışlar. Yardımseverlikleri sayesinde üç arkadaş mutlu bir hayat sürmüş.

Uzun Hikayeler9 Yaş MasallarıUyku Öncesi Masallar


Benzer İçerikler

Yakut Prens
Yakut Prens Hikayesi
Böyle Giderse Hiç
Böyle Giderse Hiç Hikayesi
Bahar Çiçekleri Hikayesi
Bahar Çiçekleri Hikayesi
Tilki İle Leylek
Tilki İle Leylek Hikayesi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Masal Oku | © 2023, Tüm hakları saklıdır.