Hasta Güvercin Hikayesi

Hasta Güvercin

Abone Ol google news
Hasta Güvercin
Hasta Güvercin

Güvercini İyileştiren Sevgi Masalı

Biz üç kardeşiz. Benim adım Ayşe, ablamınki Lale ve kardeşimizinki de Kemal. Ben ikinci sınıfa gidiyorum. Ablam bu yıl dörtte okuyor. Sevimli küçük kardeşimiz Kemal ise dört yaşında ve henüz okula gitmiyor. Babanız, yaşadığımız kasabada küçük bir pastane işletir.

Annemiz zaman zaman ona yardım etse de çoğunlukla ev işleri ile uğraşır. Size biraz yaşadığımız kasabayı tanıtmak istiyorum, Kasabamızın adı Kervan, Şirin kasabamız, öğretmenimizin hayat bilgisi dersinde anlattığına göre üç bin nüfuslu bir yermiş.

İnsanlar geçimlerini genellikle çiftçilikle sağlarmış. Tabi benim babam gibi esnaf olanlar da var. Kasabamızda iki ilkokul, iki ortaokul bir de lise var. Benim okulumun adı Kervan İlkokulu. Unutmadan söyleyeyim. Kasabamızın çok ünlü ve görkemli bir kalesi de var. Bazen yakınımızdaki şehirlerarası yoldan geçen turist otobüsleri kasabamıza uğrar, kalemizi ziyaret ederler. Çoğunlukla da bizim pastanemizde dinlenir, annemin hazırladığı nefis yayık ayranından içerler.

Kasabamızın biraz yukarısında güzel bir orman vardır. Ormanla birlikte köyler de başlar. Pazarın kurulduğu salı günleri bu köylerden gelen teyzeler, amcalar kendi yetiştirdikleri sebze ve meyveleri satarlar. Bize en yakın köyün adı Çınarlıdere. Bu köyün bizim için önemi çok büyük. Çünkü bizimle birlikte birçok çocuğun sevgili Tombiş Dede’si ve eşi Gülsüm Nine bu köyde yaşar. Tombiş Dede’nin gerçek ismi tabi ki bu değil.

Onun adı Osman’mış. Ama bembeyaz saçı sakalı ve güler yüzü için bütün köy ve kasaba ona Tombiş Dede der. Tombiş Dede ve eşi Gülsüm Nine yalnız yaşarlar. Çocukları ise çok uzak şehirlerde otururmuş. Bunun için Tombiş Dede ve Gülsüm Nine’yi bizim anne ve babalarımıza emanet etmişler. Çünkü bizim anne ve babalarımız onların uzaktan akrabası imiş. Zaten akrabası olmasalar da bütün kasaba, sevimli Tombiş Dede ile Gülsüm Nine’ye seve seve bakar.

Biz çocukların en büyük zevki, hafta sonları bir büyüğümüzle Çınarlıdere köyüne gitmek ve Tombiş Dede’nin dizinin dibine oturarak güzel hikâyeler ve masallar dinlemektir. Tombiş Dede hikâye ve masallarını öyle tatlı anlatır ki biz çocuklar, anlatılan olayları âdeta yaşarız. Bu sırada Gülsüm Nine de bizlere çok güzel çörekler ve anneminkileri aratmayan içecekler ikram eder.

Tombiş Dede o kadar çok hikâye ve masal bilir ki anlattığı hikayeyi bir daha anlatmaz. Ama biz çok ısrar edip yeniden anlatmasını istersek tabi o zaman bizi kırmaz. Bu özelliğini zamanında dedesini, ninesini çok iyi dinlemesine borçlu olduğunu söyler.

Çocukken dinlediği her hikâyeyi ileride başka çocuklara anlatacağına söz vermiş. O yüzden bizden de dinlediğimiz hikâye ve masalları başkalarına da anlatmamız için söz alır. Biz de her sefer Tombiş Dede’ye söz verip yeni hikâyeler ve masallarla mutlu oluruz.

O gün de Tombiş Dede’yi ziyaret günümüzdü. Güzel bir sonbahar sabahı daha babam pastaneye gitmeden evde ailece bir kahvaltı yaptık. Annem:

-Haydi bakalım çocuklar, kahvaltıdan sonra çabucak hazırlanın. Yoksa Gülsüm Nine’nizi, Tombiş Dede’nizi görmek için bir hafta daha beklemek zorunda kalırsınız, dedi. Bizler hep bir ağızdan:

-Yaşasın, diye bağırdık.

– Ablam Lale: Anneciğim biraz beklersen ben yeni öğrendiğim üzümlü kekten hazırlayabilirim, dedi.

Annem:

– Aman benim kızım büyümüş de kek mi yaparmış deyip ablama sarıldı. Küçük kardeşimiz Kemal ise:

– Ben de bakkaldan gofret götürüm, deyince  hepimiz güldük. Babam kaşlarını çatıp:

Siz böyle oyalanmaya devam ederseniz köye yürümek zorunda kalırsınız. Saat neredeyse sekiz oldu diye çıkıştı. Annem: Maşallah saat gibisiniz Recep Bey! Bir gün de dokuzda açsanız olmaz mı, deyince babam da:

-Hayır, olmaz Fatma Hanım. Biraz sonra bütün esnaf, memur, öğrenci, işçi pastanenin kapısında Sıcak poğaça ve çay için beklemeye başlar, ben ne cevap veririm onlara, dedi.

Bu durumda bizlere de hemen hazırlanmak düştü. Aslında ben bugünkü gibi güzel havalarda yürümeyi daha çok severim ama annem bir saat süren bu yürüyüşün küçük kardeşimiz Kemal için henüz erken olduğunu düşünüyor. Benim yürümeyi sevmemin nedeni yol boyunca iyice olgunlaşmaya başlayan böğürtlenleri, yabani çilekleri çok sevmemdi.

Hem Tombiş Dede’ye giderken bunlardan daha güzel hediye mi olurdu? Ayrıca Gülsüm Nine’nin ekşi böğürtlenleri yerken yüzünü buruşturmasına hepimiz bayılıyorduk. Sonunda hazırlanıp arabaya doluştuk. Babam: Herkes emniyet kemerini bağladıysa gidelim artik, dedi.

Yolda giderken birkaç kez babamı durdurup böğürtlen ve yerlerini çok iyi bildiğim yabani çileklerden topladık. Babam her seferinde:

– Aman çocuklar çarşıdaki saygınlığımı zedeleyeceksiniz, ne olur biraz çabuk, dediyse de en sonunda telefon açıp yardımcısı Arif abiden işlerin yolunda olduğu haberini alınca yavaş hareketlerimize ses çıkarmadı. Aslında yürüme bir saat süren bu yol arabayla on beş dakikada alınabiliyordu. Ama bizlerin oyalamaları yüzünden kırk beş dakikaya çıkmıştı. Köye vardığımızda Gülsüm Nine ahırdan bir bakraç dolusu sütle çıkıyordu. Tombiş Dede de evin önünde odun kırıyordu.

İkisi de bizleri görünce çok sevindi. Tombiş Dede, elindeki baltayı bir kenara bırakıp bizleri karşıladı. Sırayla önce annem, babam daha sonra da ablam ve ben ellerini öptük. Kemal ise tam öpeceği sırada Tombiş Dede çabuk davranıp onun elini öptü. Gülsün Nine de: Elimdeki sütü bir kaynatayım da benim kuzularım taze taze içsinler, deyip içeri girdi.

– Babam Tombiş Dede ile biraz sohbet ettikten sonra izin isteyip ayrıldı. Tabi akşam hava kararmadan hazır olmamızı söylemeyi de ihmal etmedi.

Annem içeriye Gülsüm Nine’ye yardıma gitti. Bizler de Tombiş Dede ile baş başa kaldık. Tombiş Dede:

– Gelin bakalım yaramaz kaplumbağalar. Bu sefer şansınıza bakalım hangi hikâye düşecek dedi. Sonra gökyüzünü inceledi. Birkaç güvercin gelip evin çatısına kondu. Tombiş Dede:

-Evet buldum. Bu sefer size Hasta Güvercin hikâyesini anlatacağım, dedi. Hepimiz heyecanla ona doğru biraz daha yaklaştık.

Tombiş Dede anlatmaya başladı:

– Bir zamanlar uzak ormanların birinde bir güvercin ailesi yaşarmış. Bir gün bu güvercin ailesine yeni bir birey katılmış. Bilirsiniz kuşlar yumurtadan çıkar. İşte bu yeni gelen güvercin de yumurta gibi bembeyazmış. Ailesi ona renginden dolayı Pamuk ismini vermiş. Pamuk yalnızca ailesinin değil bütün güvercinlerin sevgilisi olmuş. O kadar sevimli ve cana yakınmış ki kargalar bile onu görmek için zaman zaman güvercinlerin arasına karışırmış.

Pamuk, gün geçtikçe serpilip gelişmeye daha gösterişli bir güvercin olmaya başladıkça annesi de ona nazar değecek diye korkarmış. Pamuk’un, genç bir güvercin olunca bembeyaz kanatlarını çırparak havalanması, havada taklalar atması, gökyüzünde süzülüşü diller destan olmuş. Hem güzel hem de terbiyeli bir güvercin olan Pamuk’u sevmeyen yokmuş. Ormandaki bütün güvercinler onun aralarında olmasından büyük gurur duyarmış.

Bir gün Pamuk’un yaşadığı ormana bir grup insan gelmiş. Meraklı gözlerle sağı solu inceliyorlarmış. Birden gözleri Pamuk’a takılmış. Hepsi heyecanlı heyecanlı onu birbirlerine göstermiş. İçlerinden yaşlıca, kır saçlı olan: İşte aradığımız güvercin bu, demiş.

– Diğerleri de onu onaylamış: Evet evet, en az bin kağıt eder.

– Hepsi birden Pamuk’un hareketlerini gözlemeye başlamış. Acele etmeden saatlerce onu takip etmişler. Sonunda yuvasının nerede olduğunu da öğrenmişler. Yuvasına yakın bir yere ağdan yapılmış bir tuzak kurmuşlar. Tuzağın içine mısır taneleri serpmişler.

Ayrıca bir kabın içinde su da bırakmışlar. Bir çalılığın arkasına geçip beklemeye başlamışlar. Sonunda Pamuk harika süzülüşü ile gelip yuvasının olduğu ağaca konmuş. Aşağıdaki ağ dikkatini çekmiş. Karnı aç değilmiş ama oldukça susamış bir haldeymiş, İçinde hiçbir kuşku olmadan ağın içindeki suya doğru kanatlarını açmış. Anne ve babası da mutlu gözlerle onu seyrediyormuş.

Gagasını tam su kabına doğru eğince ağ üzerine kapanmış. Pamuk bir anda neye uğradığını şaşırmış. O güne kadar hiçbir kötülükle karşılaşmamış ki. Neyle karşı karşıya olduğunu anlamaya çalışmış. Ama güvercin avcıları hemen koşup onu yakalayıvermişler.

Hasta Güvercin
Hasta Güvercin

Kahkahalar savuruyorlarmış. Bu arada Pamuk’un olan biteni şaşkın gözlerle izleyen anne ve babası hemen ona yardıma koşmuşlar. Ama avcılar ellerindeki sopalarla onları kovalamış. Yanlarına yaklaştırmamışlar. Acı çığlıklarla çaresizce Pamuk’un gidişini izlemek zorunda kalmışlar.

Pamuk’u kaçıran avcılar onu yakınlardaki bir kasabaya götürmüşler. Bir apartmanın en üst katındaki büyükçe bir kafese kapatmışlar. Orada kendisi gibi onlarca güvercin varmış. Hepsi de tutsak olmanın acısı ile mutsuzmuş.

Bazıları bunu kabullendiği için bazen kafesten çıkartılıyor, gökyüzüne salıveriliyormuş. Ama zahmetsiz yiyeceğe alıştıklarından dönüp yeniden kafese giriyorlarmış. Pamuk onlara neden kaçıp özgürlüğü seçmediğini sormuş: Kaçıp da ne yapacaksın? Burada yiyeceğe, suya zahmetsizce ulaşıyoruz, demişler.

Pamuk onların bu sözlerine hayret etmiş: Peki, geniş çayırlıkları, yemyeşil ormanları, kıvrıla kıvrıla akan dereleri özlemiyor musunuz, diye sormuş. Hepsi de bezgin bir ses tonuyla cevap vermiş:

– O dediklerin karın doyurmuyor. Akşama kadar bir parça ekmek için binlerce kanat çırpmaya ne gerek var? Pamuk onların bu kendilerini bırakmış hallerine çok üzülmüş. Özgürlüğünüzü bir parça yeme, bir kap suya değişmeye değer mi, diye sertçe sormuş.

Diğer güvercinler Pamuk’un söylediklerine dudak bükmüş. Onu kendi hâline bırakmaya karar vermişler. Nasıl olsa o da rahata alışır diye düşünmüşler. Pamuk’un ailesi onun kafese konduğu ilk günden beri yakınlardaki bir çatıya konup onu gözetliyormuş.

Ama Pamuk’a görünmemeye özen gösteriyorlarmış. Onları görüp özgürlüğe daha fazla özlem duymasını istemiyorlarmış. Aradan geçen zaman Pamuk’un kafese alışmasına yetmemiş. Günden güne erimiş, günün birinde de bir köşede yığılıp kalmış.

Diğer güvercinler onun bu hâline çok üzülmüşler ama yapacak bir şey de bulamamışlar. Acı çığlıklarla olağandışı bir durum olduğunu sahiplerine haber vermişler. Kafesin sahipleri gelip de Pamuk’u öyle görünce canları sıkılmış. Çünkü Pamuk güzelliği, bembeyaz tüyleri ile çok değerli bir güvercinmiş. Onu tuzakta ilk yakalayan adam sinirle bağırmış:

– Emeklerimiz boşa gitti. Ölmüş bu hayvan!

Sonra da kafesten çıkarıp çatının bir ucuna fırlatmış. Pamuk öylesine bitkinmiş ki kafesten atıldığının bile farkında değilmiş. Çatının kenarındaki oluk olmasa pat diye asfaltın üzerine düşecekmiş. Kafesteki kuşların hepsi Pamuk’un ardından acıyarak bakmış. En yaşlı olanı sessizce şöyle mırıldanmış: Sen de bizim gibi kafese alışabilseydin şimdi bedava ekmeğin ve suyun keyfini sürerdin.

Hasta Güvercin Masalı
Hasta Güvercin Masalı

Fakat daha ilk günden beri Pamuk’un durumunu gözetleyen ailesi onun çatıya atıldığını görmüş. Babası diğer güvercinlere heyecanla bağırmış:

– Kanatlarınıza kuvvet, Pamuk bizden yardım bekliyor! Diğer güvercinler de hep bir ağızdan bağırmışlar: Evet evet, haydi Pamuk’un yardımına!

– Hepsi birden Pamuk’un bulunduğu oluğa konmuş. Babası bağırmış:

Kanatlarınızdan bir sedye yapın! Güvercinler hemen yan yana gelip kanatlarını birleştirmiş. Grubun en güçlü elemanı iri yarı ve genç güvercin Kömür, gagası ile tuttuğu gibi Pamuk’u bu kanattan sedyenin üzerine atmış. Sonra da bütün güvercinler hooop onu yuvasına taşımış.

Ama Pamuk üzüntüden ve halsizlikten hâlâ olan bitenin farkında değilmiş. Bütün komşuları iyileşsin diye en güzel yiyeceklerini onunla paylaşmış. Arkadaşları onun yanına gelip kulağına eski güzel günlerin anılarını fısıldamış.

Babası en çok hoşuna giden şeyi yapmış… Gagası ile karnını gıdıklamış. Bütün güvercinler ona duydukları sevgiyi bir şekilde göstermeye çalışmış. Pamuk, aslında bütün bu olup bitenlerin farkında imiş. Ama bunları bir rüya zannediyormuş.

O yüzden bu güzel rüyadan uyanmamak için gözlerini açmak istemiyormuş. Sonunda onun gözlerini açan annesinin tatlı sesi olmuş: Hadi benim Pamuk şekerim, aç gözlerini ne olursun!

Pamuk bu sesi duyduğunda bütün sızılarının dindiğini hissetmiş. Annesinin sesi o kadar tatlı imiş ki rüya da olsa gözlerini açmaya karar vermiş. Sonra etrafına iyice bakınca bunun gerçek olduğunu anlamış. Özgürmüş artık.

Ondan sonraki günler yakından ve uzaktan bütün güvercinler onu ziyarete gelmiş. Hepsi onu ne kadar sevdiğini söylüyormuş. Ayrıca ona o kafesten kurtulduğu için bir kahraman olduğunu da söylüyormuş. Pamuk kendisini seven bu kadar çok arkadaşı, komşusu olduğunu daha önce bilmiyormuş.

Bunu öğrenmek onu çok mutlu etmiş. Kendisi de yeri geldiğinde diğer güvercinlere onları ne kadar çok sevdiğini söylemesi gerektiğini düşünmüş. Bu duygu çok ilginçmiş. Çünkü her şey paylaşıldıkça azalıyor, sevgi ise paylaşıldıkça kartopu gibi büyüyormuş.

Dünya tıka basa sevgi ile doluymuş. Ama Pamuk bunu yeni yeni anlamaya başlamış. Ağaçlar sevgi ile yeşeriyormuş. Çiçekler sevgi ile renkleniyormuş. Kelebekler sevgi ile dans ediyormuş. Anne yavrusuna, yavru annesine sevgi ile sarılıyormuş.

Pamuk, sevginin olmadığı bir dünyanın kocaman bir çöl olacağını düşünmüş. Sevginin her yeri çiçeklendirdiğini, herkese mutluluk aşısı yaptığını düşünmüş. Pamuk o kadar kısa sürede iyileşmiş ki herkes hayretler içinde kalmış.

İyileşir iyileşmez de özgürlüğün tadını çıkarmaya, masmavi gökyüzünde bembeyaz bir pamuk gibi süzülmeye başlamış. Herkes onun o bitkin ve hasta halden nasıl kurtulduğunu birbirine sormuş. Ama bunu Pamuk’a sormayı arkadaşı Bulut akıl etmiş.

Sen nasıl bu kadar çabuk iyileşebildin Pamuk? Pamuk önce soruyu anlamamış. Nasıl yani, diye şaşkınlığını ifade etmiş. Bulut sorusunu değiştirerek yeniden sormuş:

– Yani seni ne iyileştirdi?

– Pamuk arkadaşının sorusuna güzel bir derenin üzerinden süzülürken tek sözcükle yanıt vermiş: Sevgi!

HikayelerHikaye Oku5 Yaş Masalları


Benzer İçerikler

Nasreddin Hoca Biraz da Katran İlave Et Fıkrası
Biraz da Katran İlave Et Hikâyesi
Cübbenin İçinde Ben De Vardım
Cübbenin İçinde Ben De Vardım Hikayesi
Kedi Prenses Masalı
Kedi Prenses Hikayesi
Uçan Sandık
Uçan Sandık Hikayesi

Yorumlar

  1. Sanane says:

    Harikaaaaaaaaa bir site herkes burdan okusun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Masal Oku | © 2023, Tüm hakları saklıdır.