Huşlubey (Hurşit Bey) Hikâyesi

Huşlubey (Hurşit Bey) Halk Hikayesi

Abone Ol google news
Huşlubey (Hurşit Bey) Halk Hikayesi
Huşlubey (Hurşit Bey) Halk Hikayesi

Huşlubey (Hurşit Bey) Halk Hikayesi

Bir vakitte bir tane padişah varmış, evladı yokmuş. Günlerden bir gün diyor karısına:
-Koy bana bir torba peksimet, gideyim evlatlık birini, alacak, oğlu olacak. Alıyor asasını, torbasını, çıkıp gidiyor. Giderken çıkıyor önüne bir ihtiyar:
-Nereye gidiyorsun? Diyor.
-Gidiyorum böyle, böyle, evlat aramaya. Alacağım kendime bir evlattık,
-Sen diyor, ihtiyar. Vereyim ben sana bir elma. Temizle elmayı, koy başıyın altına. Sabah karınla kalkar yersiniz elmayı, yiyeceksiniz. Kabuklarını de temizleyip ver atına. Alıyor elmayı, dönüyor, Kanısı diyor: Sonra nasıl? Buldun mu oğlan?
-Bulmadım diyor. Bir ihtiyar böyle, böyle dedi: “bu elmayı temizleyin, kabuklarını atınıza verin, yer. Kendini de başınızın altına koyarsınız sabah kalkıp yersiniz, olur evladınız” dedi. Temizliyor ihtiyarın dediği gibi, koyuyor başının altına elmayı. Yarıyorlar ikisi de yiyor karı-koca. Kabukları da veriyor beygire. Beygirden oluyor bir oluyor bir oğlu. tay Onun da kapısında varmış bir Arab, civan Arab. Çocuk kendi Arab ile oynayıp büyüyor. Sadece Arab ile büyüyüp geliyor.

Arab’a diyor padişah:
 -A, al oğlanı da gez bizim araziyi, göster nerede bizim arazimiz. Alıp biniyorlar birer at, çıkıp gidiyorlar. Buradan oradan gösteriyor tek-tek de oğlana geliyorlar. Dönünce görüyor, tugaylık da, bunların tugayın içine Çingeneler kurmuşlar çadırlarını, taburlarını, çalışıyorlar.
-Ah köpekoğlu köpekler! Diyor oğlan. Kimseye sormayıp gelip bizim tugay içine inmiş de kurmuş çadırını da işliyor taburunu? Öfkelenip varıyorlar. Bir tane yaşlı. Ağzında piposu, sakalı dizine düşüyor Çingene. Varınca herif sormadan bir kamçı vuruyor:
-Kim hüküm verdi sana buraya gelmeyi, diye? O tarafki çadırdan çıkıyor bir tane kız:
-Benim babama değen ellerin kurusun! Diyor. O kadar güzel kız! O kadar güzel kız! Herif görünce hemen elinden kamçı da düşüyor, istiyor alıp dönmeyi hemen kızı. Oğlan diyor:
-Oturunuz burada. Varıp babamdan sorayım, gelip sizi alıp giderim. Bu gidiyor babasına sormaya. O taraftan geliyor bir tane dev, otuz dokuz tane Arab’ı var yanına alıyor Çingeneleri, çadırı, kızı hepsini alıp gidiyor.

O gidince Kız bir kağıt yazıp, bırakıyor ocak taşının altına, işte böyle böyle dev aldı gitti, yetiş diye, yazı bırakıyor. Dolanıp geliyor herif, Çingeneler yok. Öfkeyle bir tekme taşa! Kuzp vuruyor bir tekme taşa, taş atılıyor çıkıyor altından bu yazı. Alıp yazıyı, okuyor  almış dev gitmiş. Dev onların alıp giderken, kız da koymuş arabanın penceresine başını bakıyor. Yolun kıyısında da bir tane çoban vurgun oluyor kıza. O kadar güzel Çingene kızı, Deve veriyor önündeki malı da, belindeki kuşağı da, tek ver kızı! Vermiyorlar, gidiyorlar. Herif de gele gele geliyor. Çoban oturuyor o yol kıyısında. Çobana soruyor:
Çölde gezen aziz çobanlar
Size bir haber sorayım:
Acep yolcu yol alıcı da
Gelip geçti mi ey?
Çoban:
Gelip geçti yel (ok) gibi
Yaktı da bağrımı od gibi
Tatlı candan bir cevap
Vermedi ey, vermedi ey.
Herif:
Önündeki malını vereydin
Belindeki kemeri vereydin
Tatlı candan bir cevap
Alaydın ey, alaydın!
Çoban:
Önümdeki malımı verdim.
Belimdeki kemeri verdim,
 Tatlı candan bir cevap
Vermedi, vermedi
İşte bu yana gitti senin

Sevdiğin, ey sardığın. Gösterdi yolu. Düştü yola Herif. Gide, gide vardı düştü bir köye. Akşam şimdi. Kıyıdan üçüncü eve varıp durdu konak. Baktı bir analık.
-Akşamınız hayır olsun analık! Öğleniniz hayır olsun yavrum. Selam vermemiş olsan kulağın kadar parçalardım seni! Selam verdin, gir içeri. Alıyor içeri.
-Neye geldin? Söyle. Yılan bağrıyla, kuş kanadıyla gelemeyen yerlere sen gelmişsin!
-Gelsem analık, böyle, böyle iş için:
Kısmetimi alıp gittiler, onu arayıp geliyorum.
-Vay yavrum. Benim iki oğlum var ikisi de onun yanında çalışıyorlar. Ederlerse onlar sana yardım ederler.

Bin asaya sen otur. Gelirseler söylerim. işte bu biniyor asaya. Akşam geliyor oğlanlar. Arab ikisi de, bahadır oğlanlar. Girdikleriyle onlar diyor:
-Nene, burada insan kokusu var!
-Vay, oğlan, oğlan. Dinleyiniz! Benim ilk kocamdan var bir oğlum. Siz de şimdi ikinci kocamdan olanlarsınız, o oğlum geldi.
– Vay ulan, diyor. Senin oğlun olsa abimiz! Her şey ederiz. Her dediğini söyler. Çıkıp iniyor asa üstünden. Oturuyorlar sofra başına. Birer – ikişer kadeh rakı içiyorlar.
-Haydi söyle neye geldin? Böyle, böyle işte. Dev alıp gitmiş nişanlısını.

-Aa, diyor büyüğü, ben bir şey edemem. Küçüğü diyor:
-Ben onun yanında sürücüyüm. Yarın savan almaya gidecekler. Cambazlığın varsa, yiğitliğin varsa, git köprü altına otur. Ben köprünün yanına varınca arabayı kapaklarım, kamçıyı sararım boynuna, o arada sen kızı alıp kaçacak olsan alır kaçarsın. Başka türlü ben bir şey yapamam. Yatıp uyuyorlar, sabah kalkıyorlar bu gidiyor köprünün altına, oturuyor, Huşlu- bey. Bunlar da gidiyorlar oraya işe. Çekiyor arabayı, oturuyor gelin – güvey, alıp gidiyor onları. Köprünü yanına varınca kapaklıyor bu arabayı, devin de boynuna kamçıyı sarıyor.

Bu kamçıdan kurtulup çıkıncaya kadar alıyor kızı kaçıyor. Dolanıp geliyorlar bu arabı da oradan. Kaça, kaça, kaçıyor, ne kadar kaçmak olur. Yoruluyor. Duruyorlar, bir dağ Kenan da yatıyorlar. Herif uyuyor. Uyuduktan sonra bahadır uykusu, uyuyor tez uyanmıyor. Onlar da her gün çıkarmış avcılığa, bugün çıkıyorlar senin adına: ne buldular senin oluyor. Yarın çıkıyorlar bunu adına: ne buldular onun oluyor. Bugün devlerin günüymüş, devlerin adına çıkıyorlar: ne buldular devin olacak. Dağın kıyısında rastlıyorlar bunların ikisine. Herif uyuyor, kız oturuyor. Alıyorlar kızı getiriyorlar deve. Dev soruyor:

-Bir tanemiydi bu, yoksa iki tane miydi? Bunlar diyorlar:
-İki taneydiler.
-Varınız onu kesiniz! Gömleğini de kanına bulayıp getiriniz buraya!
Huslubey’in babasının yanında olan Arab da gelip devin yanına, giriyor hizmetine, büyüğü oluyor, diyor: -Mümkün ise ben varıp keseyim? Gidiyor bu varıyor. Huşlubey de uyuyor, biniyor Huşlubey’in üstüne, dayıyor
-Huşlubey! Huşlubey! Huşlubey!
-Uyandırıyor. Ne de olsa uyanıyor. Otur buraya. Gördün mü sen? Uyuyorsun! Kendi arazine varmadan uyumanın mümkünü yok. Ne zaman kendi arazine geçersin, sonra uyumak lazımdır! Kendi yerine geçmeyince uyumaya çare yok! Otur burada şimdi ben kızı alıp gelirim sana. O bırakıyor onu orada. Kendi baldırını yarıyor bu Arab, onun gömleğine sürüyor, geçiriyor süngünün ucuna, gelip kaldırıp atıyor devin önüne, kız da görüyor, başlıyor karmamaya Arab’ı, işte (Bul ezgisini! Başla! Söyle!)
Vurulsun Arab vurulsun
Boynu da burulsun
Huşlubey’i kıyan isen
Ellerin de kırılsın
O zaman Arab kıza bildirmek istiyor, şu Huşlubey’in ölmediğini, bu kargamasın Arabı. Bu da bildirmek istiyor ona:
Vurulsun Arab vurulsun
Boynum da vurulsun
Huşlubey’e kıyan olsam
Ellerim kırılsın
Arab şimdi kendini kargıyor, kız anlamıyor, o zaman Arab yine diyor:
Baldırımdan akan kanlar
Kendi kanımdır Huşlubey’i sorarsan

Tatlı canımdır. Kız yine anlamıyor, o zaman bir daha:
Kadehleri doldurup, doldurup
Devi yıksana! Çok keyiflensin dev. O zaman kız anlıyor, gidiyor: “Kırk gün oturana kadar, kırk saat oturayım”
 -Haydi içek, diyor Arab’a. Ey, hemen yıllanmış şarabı çıkarıyorlar, başlıyorlar içmeye. İçiyorlar. Onlar yor. Kız omzunun üstünden arkasına atıyor şarabı, keyifleniyorlar hepsi, biri o yıkılıyor, biri bu yana yıkılıyor. Hemen varıp devin yakasını açıyor Arab. Onun boynunda kılıç varmış. Bir o kılıç kesermiş onun başını, başkası kesmezmiş. Alıyor o kılıcı, kesiyor devin başını. Alıyor kızı kaçıp geliyorlar. Varıyorlar Huşlubey’e. Alıyorlar Huşlubey’i başlıyorlar gitmeye. Huşlubey diyor: Yoruldum. Haydi yatalım. Arab diyor:
Yok! Kendi ülkemize geçmeden yatmak mümkün değil. Bizim arkamızdan kovalarlar. Kendi arazilerine geçtikten sonra yatıyorlar dinlenmeye. Onlar da kovalayıp geliyor sınıra. Sınır o yanda, geçmelerine izin yok. Onlar dönüp gidiyor. Bu alıyor kızı, Arab’ı dönüp geliyor eve. Padişaha evet kovmuştu Arab’ı. Huşlubey’i kızın ardına gönderdiği için kovmuştu Arab’ı. O Padişah. Bu herif diyor:


-Hadi varalım.
-Yok diyor Arab. Baban beni kovmuştu, padişah sözü bir. O sözünü geri almaz! Beni de hapse almaz ben gitmem siz gidiniz.
-Haydi, oturunuz burada. Ben varıp sorayım. Alırsa geliriz. Geliyor padişaha diyor:
-Baba, geliyoruz, böyle, böyle. Arab ağamla. Kapıma da gelmesin! Diyor padişah.
 -Öyleyse, diyor herif, o gelmezse ben de dönüyorum, çevriliyor herif de başlıyor dönmeye.
-Dur, oğlan! Var, söyle gelsin! Padişah sözü bir. Sözünü geri alsa o padişahlıktan çıkıyor. Çıkarıyor başındaki fesi, oğlunun başına koyuyor:
-Sen olursun padişah. Söyle gelsin. Huşlubey de varıp getiriyor Arab ağasını da, nişanlısını da. Kalıyor padişah yerine. Masal da bitiyor.

La Fontaine MasallarıKısa Masallar3 Yaş Masalları


Benzer İçerikler

Pofuduk Tavşan Hikâyesi
Pofuduk Tavşan Hikâyesi
Yavuz Sultan Selim İran sahina Cevabi
Yavuz Sultan Selim İran Şahına Cevabı Hikayesi
Kuğu Gölü Balesi Hikayesi
Kuğu Gölü Balesi Hikayesi
Cesur Pembe Bulut Hikayesi
Cesur Pembe Bulut Hikayesi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Masal Oku | © 2023, Tüm hakları saklıdır.