Huysuz Kirpi Hikayesi

Huysuz Kirpi

Abone Ol google news

“Huysuz Kirpi” masalına hoş geldiniz! Ormanda yanlış anlaşılmış bir kirpi ve ona dostluk eli uzatan minik bir kızın hikayesi. Hazır mısınız?

Bir zamanlar huysuz mu? Huysuz bir kirpi varmış. En azından orman halkı onun huysuz olduğunu düşünüyormuş. Çünkü sürekli surat asar, kiminle karşılaşsa hep yakınır. Yanına kim gelirse gelsin, hemen toz toparlak olur, kabarır, dikenlerini sivriltirmiş. Başkalarına duyduğu bu güvensizliğin nedeni, kendini bildi bileli orman halkından kimsenin ona iyi davranmamış olmasıymış. Aslında orman halkına sorsak, onlar bu durumu açıklayabilirlermiş. “Kimse onun yanına yaklaşamaz,” dermişsiniz. “Çabucak sivri dikenlerini batırmaya hazırdır hep,” diye yakınırmış.

Tavşan, o zamanlar ormanlardaki hayvanlar da insan toplulukları gibiymiş. Biri bir şey söyledi mi, öteki duyduklarına kendi de bir şeyler katar ve başkalarına sanki kendi tanık olmuş gibi anlatırmış. Kulaktan kulağa yayılan söylentilere de sonunda herkes inanırmış. Kimse “Acaba bu söylenenler doğru mu, yanlış mı?” diye düşünmezmiş. Kimse gidip işin doğrusunu araştırmaya gerek görmezmiş.

İşte kirpiyi ormanda kimsenin sevmeyişinin nedeni de buymuş. Herkes kendisinden uzaklaştıkça kirpi de iyice güvensizleşmiş, içine kapanmış, orman sakinlerinden korkar olmuş. Yanına yanlışlıkla biri yaklaşsa, hemen dikenlerini çıkarıp kendini savunmaya hazırlanırmış. Bu yüzden kirpi, uçsuz bucaksız ormanda tek başına yaşamaya başlamış.

Bahar beyaz ayları hızlı geçermiş. Çiçeklerin, meyvelerin bol olduğu sıcak günlerde ormandaki hızlı yaşam kirpiye yalnızlığını unuttururmuş. Bu aylarda orman hayvanlarının tümü yuva yapar, yavrularını büyütür ya da kış için hazırlanırlarmış. Bu arada kirpi de kendisiyle konuşan olmasa bile, ormanın öteki hayvanlarını izleyerek avunurmuş. Ama yaz bitip mevsim yüze döndüğünde kirpinin de kederli günleri başlamış. Yaz aylarında ormanın neşesi olan kuşlar, güz gelince sıcak bölgelere göç ederlermiş. Ormanın öteki hayvanları da inlerine çekilir, aileleriyle birlikte yaşamaya hazırlanırlarmış. Sincaplar ağaçların gövdesindeki kovuklarında kış için son hazırlıklarını yaparlarmış. Tavşanlar ise yer altındaki yuvalarına iner, kur yapraklarla otlarla döşedikleri sıcak yuvalarında türlü kışa oyunlar oynarlarmış.

Bu mevsimde orman soğumaya başlarmış. Yalnızca vücudu değil, yüreği de üşüyen zavallı kirpinin. Birileriyle konuşmak, dost olmak istermiş. Arada bir şakalaşmayı, birilerine takılmayı çok özlermiş ama en çok da birinin kendisini okşamasını istermiş. “Biri bir kerecik beni okşasa, bütün bir kışı üşümeden çıkarırım,” diye düşünür, sonra da içini çeker. Ama bunun bir düş olduğunu bilirmiş. Bir kirpiyi kim okşar öyle değil mi? Oysa en olası olmayan, hayal gibi görünen şeyler bile gün gelir gerçek olabilirmiş.

Güzün soğuk günlerinden birinde kirpi, yerdeki kuru yaprakların arasında yiyecek bir şeyleri ararken küçük bir kızın şarkı söyleyerek ormandaki patika yoldan geldiğini görmüş. Yabancılarla karşılaştığında her zaman yaptığı gibi bir top haline gelmiş, dikenlerinin arasından da kızı izlemeye başlamış. Küçük kız, yaprakların üzerindeki kirpiyi görünce yanına yaklaşmış, kirpiyi görmekten duyduğu mutluluk her halinden belliymiş. Kirpinin yanına çömelip, yaşamı boyunca ilk kez gördüğü bu ilginç hayvanı izlemeye başlamış.

“Minik kirpi,” demiş kız, “sonunda seni okşamak istiyorum. Lütfen benden korkma, dikenlerini indir ki seni okşayabileyim.” Kirpinin yüreği hızla çarpmaya başlamış, birinin kendini okşamak isteyebileceğine inanamıyormuş. “Kirpicik,” demiş küçük kız, “lütfen burnunu çıkar, o minik burnunu okşamak istiyorum.” Kirpinin mutluluktan gözleri dolmuş. Yine de korkularını aşıp burnunu dikenlerinin arasından çıkaramamış, kıza güzel bir şeyler söylemek istemiş ama bunu da becerememiş. Duyulması zor bir şekilde mırıldanmış: “Hayır, burnumu çıkaramam, beni okşayamazsın. Ben okşanmaya alışık değilim.”

Küçük kız kirpinin söylediklerini duyunca birden onu rahatsız ettiğini sanmış. “Bağışla beni, minik kirpi, kötü bir niyetim yoktu. Ben yalnızca seni biraz sevmek istemiştim,” demiş. Yüzündeki gülümseme kaybolmuş, kirpiğe doğru uzattığı eli havada kalmış, biraz geri çekilmiş ve sonra da geldiği patika yoldan yürümeyi sürdürmüş. Artık gülümsemiyormuş.

Kirpi hiç istemediği halde bu sevimli kıza kötü davrandığının bilincindeymiş. Kuşkusuz arkasından seslenmek, onu çağırmak, özür dilemek istemiş. Ama yapamamış; yıllardır öteki canlılardan uzak durup tek başına yaşayan kirpi, birilerinin kendisine böyle iyi davranmasına alışkın değilmiş.

Küçük kızın kederi uzun sürmemiş. Orman kısa sürede neşesini yerine getirmiş. Bir süre sonra şarkı söyleyerek yürümeyi sürdürmüş. Kirpi ise küçük kız gittiği için çok üzgünmüş. Aradan birkaç gün geçmiş, bir gün kirpi yine yaprakların arasında yiyecek ararken küçük kızın geldiğini görmüş. Bu sefer kız şarkı söylemiyormuş. Kirpiyi ürkütmek istemediği için usul usul yaklaşıyormuş. Bir elinde de kirpilerin çok sevdiğini düşündüğü kocaman bir mantar varmış.

Kirpi kızın yaklaştığını görmüş, içgüdüleri bu dünyada kimseye güvenmemesi gerektiğini söylüyor. Hemen dikenlerini çıkarması için uyarıyormuş onu. Kirpi, buna rağmen uzunca bir süre kapanmamış, kızın yaklaşmasını izlemiş. Kız elindeki mantarı kirpinin yanına bırakırken de artık dayanamamış, bir top gibi yuvarlak olmuş.

Bu sefer kızın yanından uzaklaşmasını istemiyor ama bir yandan da çok korkuyormuş. Küçük kız parmağıyla kirpini dikenlerine dokunmuş. “Küçük kirpecik, lütfen indir dikenlerini, seni okşamak istiyorum.” “Yapamam,” diye keklemiş kirpi, “sana zarar vermekten korkuyorum. Ok gibi sivri dikenlerim seni yaralayabilir.” “Olsun, ben razıyım,” demiş kız.

Kirpi yavaşça dikenlerini indirip açılmaya başlamış. Sivri burnu, kara gözleri, keskin dikenlerin arasından ortaya çıkmış. Ama küçük kız çok sabırsızmış. Kirpinin tümüyle açılmasını beklemeden onu sevmek için ansızın elini uzatınca, kirpi de elinde olmadan tekrar top gibi oluvermiş. Bu sırada da sivri dikenlerinden biri küçük kızın eline batmış, kan sızmış.

Küçük kız korkuyla ayakları fırlamış, koşarak ve ağlayarak oradan uzaklaşırken, ardından gözyaşları içinde kendine seslenen kirpinin sesini duymuyormuş bile. “Gitme, lütfen küçük kız, beni bırakıp gitme. Şimdiye kadar beni kimse sevmedi. Ben sevilmenin nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum. Gitme.”

Kız kirpiyi aldırmamış, parmağındaki acı ona her şeyi unutturmuş. Biraz ötedeki pınarın serin sularına elini sokmuş. Parmağının acısı biraz dinince, kirpinin ardından seslenirken söylediklerini düşünmüş. “Ne diyormuş kirpi? ‘Şimdiye kadar beni kimse sevmedi. Ben sevilmenin nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum.'” Kirpi haklı diye düşünmüş küçük kız, “Sevmeyi ve sevilmeyi de öğrenmek gerekir.”

Geri dönmüş. Küçük kirpiyi usulca eline almış, dikenleri batıcak diye de korkmadan onu usulca okşamış. Ne olmuş dersiniz? Kirpi toz toparlak olan vücudunu yavaş yavaş açmış, yukarıya kalkıp dikenlerini indirmiş, duyduğu mutluluktan bir ok gibi sert ve keskin olan dikenleri de kırlardaki yeşil otlar kadar yumuşacık olmuş. Çünkü bütün orman halkının bildiği gibi, sevmek ve sevilmek canlıları yumuşatırmış. Kirpi de bunu yeni öğreniyormuş.

Küçük kız, kirpiyi uzun uzun okşamış, o günden sonra da küçük kızla kirpi birbirlerinin en iyi arkadaşı olmuşlar.

Masal OkuPinokyoHikaye OkuPıtır Arı


Benzer İçerikler

Nasrettin Hoca Eti Kim Yedi
Nasrettin Hoca Eti Kim Yedi Hikayesi
Küçük Kırmızı Tavuk
Küçük Kırmızı Tavuk Hikayesi
Dünyanın Dengesi Bozulur
Dünyanın Dengesi Bozulur Hikayesi
Kürsüden İnmek De Mi Aklına Gelmiyor?
Kürsüden İnmek De Mi Aklına Gelmiyor Hikayesi

Yorumlar

  1. Rafet says:

    Bu hayatta tek varlığım ve tek servetim olan minik sevgilime Huysuz Kirpi Hikayesini okudum.
    Seni çok seviyorum hasretim 💙

  2. Murat Akatay says:

    Şuana kadar okuduğumuz en güzel masallardan bir tanesi buydu. Emeğinize sağlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Masal Oku | © 2023, Tüm hakları saklıdır.