Uzak diyarlarda, denizin kokusunu taşıyan hafif rüzgârların estiği, gökyüzünün her sabah masmavi bir örtü gibi açıldığı küçük bir krallık varmış. Bu krallığın adı Işıltı Krallığı’ymış. Işıltı Krallığı’nın taş sokakları tertemiz, evleri rengârenk, insanların yüzleri ise hep gülermiş. Çünkü bu krallığın en önemli kuralı şuymuş: “Küçük de olsa iyiliği saklama, doğruluktan hiç şaşma.”
Bu krallıkta, Mavi Kule adı verilen uzun, ince bir sarayda yaşayan genç bir prens varmış. Adı Doruk’muş. Doruk, ne altın zırhlar giymeyi ne de gösterişli şölenler düzenlemeyi severmiş. Onu en çok mutlu eden şey, sabahları erken uyanıp sarayın en tepesine çıkmak ve güneşin nasıl doğduğunu izlemekmiş. Gökyüzünü boyayan pembe, turuncu ve mor renkleri gördükçe içinden şöyle dermiş:
“Dünya ne kadar güzel! Keşke herkes bu güzelliği görebilse ve bu kadar güzel bir dünyada kimse kimseye kötülük yapmasa.”
Doruk, meraklı bir prensmiş. Krallığın sokaklarında dolaşmayı, insanlarla konuşmayı, çocuklarla oyun oynamayı çok severmiş. Ama bazen, kimlerin gerçekten iyi kalpli olduğunu, kimlerin ise sadece gösteriş yaptığını anlamakta zorlanırmış. Çünkü herkes prensin yanında olduğunda çok kibar, çok saygılı görünürmüş.
Bir gün, kral ile kraliçe, Doruk’u büyük salona çağırmış. Kralın yüzü ciddiymiş ama gözleri her zamanki gibi şefkatle parlıyormuş.
“Doruk,” demiş kral, “Yakında 10 yaşına gireceksin. Bu krallığın gelecekteki hükümdarı olacaksın. Tahtımıza oturacak kişinin en iyi bildiği şey kılıç kullanmak değil, doğruyu yanlıştan ayırmak ve her zaman iyilikten yana olmaktır.”
Kraliçe de yumuşak sesiyle eklemiş: “İyilik bazen görünmez olur, doğruluk bazen yalnız kalır. Sen, ikisini de karanlığın içinde parlayan yıldız gibi görmeyi öğrenmelisin.”
Doruk başını sallamış. “Ama bunu nasıl öğreneceğim anne? Nasıl anlayacağım?” diye sormuş.
Kral, Doruk’a eski, deri kaplı bir kitap uzatmış. Kitabın kapağında gümüş harflerle şu yazıyormuş: “Kalbin Aynası.” Kral demiş ki: “Bu kitabı oku, sonra da Dürüstlük Ormanı’na git. Orada, kalbini dinlemeyi öğreneceksin. Fakat unutma: İyilik, bazen zorluk kılığına girer.”
Doruk, akşam olunca kitabı açmış. İçinde masallar, bilge sözler ve bir de küçük bir harita varmış. Harita, saraydan Dürüstlük Ormanı’na giden gizli bir yolu gösteriyormuş. Doruk, ertesi sabah güneş doğarken yola çıkmaya karar vermiş.
Sabah olduğunda, sade giysiler giymiş ne taç takmış ne de peleriniyle hava atmış. Çünkü kimsenin onu prens olarak tanımasını istemiyormuş. Yanına biraz ekmek, peynir, su ve en önemlisi de “Kalbin Aynası” kitabını almış. Sarayın arka bahçesinden çıkan dar patikadan yürümeye başlamış.
Yolun başında, ince sesli bir kuş Doruk’un omzuna konmuş. Kuş, cıvıldayan diliyle konuşuyormuş: “Benim adım Cikcik. Ormana giderken sana eşlik edebilir miyim?”
Doruk gülümsemiş. “Elbette, yol arkadaşına her zaman yer var,” demiş.
Bir süre birlikte yürüdükten sonra, önlerine çatallı bir yol çıkmış. Sağdaki yol geniş, taşlarla döşenmiş ve üzerinde “Kısa Yol” yazan bir tabela varmış. Soldaki yol ise dar, çamurlu ve dikenli çalılarla doluymuş tabelasında yalnızca “Sabırlı Yol” yazıyormuş.
Cikcik hemen konuşmuş: “Sağdan gidelim Doruk! Hem daha geniş, hem daha kolay.”
Doruk biraz düşünmüş, sonra kitabını açmış. Bir sayfada şöyle yazıyormuş: “Her kolay olan doğru değildir. Her zor olan da kötü değildir. Kalbini dinle.” Doruk gözlerini kapatmış, içinden geçmiş: “Ben bu yolculuğa iyilik ve doğruluk için çıktım. Belki de sabırla yürümem gereken yolu seçmeliyim.” Gözlerini açmış, Cikcik’e bakmış:
“Soldan gidelim. Zor ama doğru hissettiriyor,” demiş.
Dar yoldan yürürken çalılara takılmış, ayakkabıları çamura bulanmış, birkaç kez de düşecek gibi olmuş ama vazgeçmemiş. Cikcik zaman zaman şikâyet etse de Doruk her seferinde ona gülümseyip, “Her adım, kalbimi biraz daha güçlendiriyor,” demiş.
Uzun bir yürüyüşten sonra Dürüstlük Ormanı’na varmışlar. Bu ormanın ağaçları sıradan değildi. Her ağacın yaprakları rüzgârla birlikte fısıltılar çıkarıyor, sanki konuşuyorlarmış gibi sesler duyuluyormuş. Kimi yaprak “Doğruyu söyle,” der gibi hışırdıyor, kimi “Korkma!” diye dalgalanıyormuş.
Ormanın ortasında, kristal gibi parlayan küçük bir göl varmış. Göl öyle duruymuş ki, içine bakan herkes sadece yüzünü değil, kalbinin içini de görürmüş. Doruk, gölün kenarına yaklaşmış. Tam suya bakacakken, ağaçların arasından titrek sesli bir çocuk çıkmış. Üstü başı toz içinde, gözleri dolu doluymuş.
“Hey!” demiş Doruk. “İyi misin? Ne oldu sana?”
Çocuk, “Benim adım Rüzgâr,” demiş. “Ormanda kayboldum. Anneme odun götürmek için gelmiştim ama yolumu bulamıyorum.”
Cikcik hemen atılmış: “Önce gölün sırrını öğrenmeliyiz Doruk! Onun için geldik. Bu çocuk biraz bekleyebilir.”
Doruk, Cikcik’e dönmüş. “İyilik, bekletilmez,” demiş. “Biz gölü sonra da buluruz, ama bu çocuk korkuyorsa, onu yalnız bırakamayız.”
Doruk, Rüzgâr’ın elini tutmuş. “Seni evine götürelim,” demiş. Rüzgâr, Doruk’un prens olduğunu anlamamış bile. Onun tek gördüğü, yardım etmek isteyen bir çocukmuş.
Üçü birlikte ormanın çıkışını aramaya başlamış. Bir süre sonra, yerde parlayan bir şey görmüşler. Küçük, gümüş renkli bir çanmış bu. Rüzgâr heyecanla, “Bu annemin şans çanı! Bunu kapının önüne asardı. Demek ki evim yakınlarda,” demiş.
Doruk çanı yerden alıp Rüzgâr’a uzatmış. “Bu senin. Doğruluk, başkasının olanı almamaktır. Hatta, yerde bulsan bile,” demiş. Rüzgâr gülümsemiş, çanı boynuna asmış.
Az ileride, bacasından incecik duman çıkan küçük bir kulübe görmüşler. Rüzgâr sevinçle koşmaya başlamış. Kapıyı açan annesi oğluna sarılmış, sonra Doruk’a dönüp, “İyi ki oğluma yardım etmişsin. Sana teşekkür edecek bir şeyim yok,” demiş.
Doruk başını sallamış. “Teşekkürün en güzeli, başka birine senin de yardım etmen olur,” demiş. Kadın gözleri dolu dolu, “Söz,” diye karşılık vermiş.
Rüzgâr, Doruk’a küçük, pürüzsüz bir taş vermiş. “Bu bana babamdan kaldı. Bana, ‘Bu taşı yanında taşıdığın sürece yalan söyleme,’ demişti. Ben şimdi bu taşı sana veriyorum. Çünkü sen yalan söylemeyecek kadar iyi birisin,” demiş.
Doruk taşı avuçlarının içinde sıkıca tutmuş. İçinde sıcak bir his yayılmış. “Teşekkür ederim. Bunu kalbime yakın taşıyacağım,” demiş.
Doruk ve Cikcik yeniden ormana dönmüşler. Gölün yanına geldiklerinde hava kararmaya başlamış, gökyüzünde ilk yıldızlar belirmiş. Doruk, gölün kenarına diz çökmüş ve suya bakmış. Göldeki yansımada, sadece yüzünü değil, az önce Rüzgâr’a yardım edişini, yolda çamurlu yolu seçişini, bulduğu çanı sahibine verişini görmüş. Sonra gölden yumuşak bir ses yükselmiş:
“Gerçek prens, taçla değil, kalbiyle anlaşılır. Sen iyiliği seçtin, doğruluktan kaçmadın. Bu orman seni tanıdı, kalbini gördü.”
Doruk şaşkınlıkla etrafına bakınmış. Cikcik bile konuşmayı unutmuş. Gölün yüzeyinde küçük dalgalar oluşmuş ve suyun ortasında gümüş rengi bir ışık belirivermiş. Işık, yavaşça Doruk’un avuçlarındaki taşa dokunmuş. Taş, bir anda hafifçe parlamaya başlamış.
“Bu taş artık yalnızca doğruluğu hatırlatmayacak,” demiş gölün sesi. “Aynı zamanda sana, zor zamanlarda kalbini dinlemeni fısıldayacak. Unutma: İyilik yaptığında, bazen kimse görmez. Ama kalbin her şeyi kaydeder.”
Doruk, taşı kalbinin üzerine koymuş. İçinde tarifsiz bir mutluluk hissetmiş. “Ben sadece olması gerekeni yaptım,” demiş. Göl yanıt vermiş:
“İşte gerçek iyilik de budur: Övülmek için değil, doğru olduğu için yapılan.”
Doruk, ormandan ayrılırken ağaçların yaprakları sanki onu alkışlar gibi hışırdamış. Cikcik, Doruk’un etrafında sevinçle uçmuş. “Ben bugün çok şey öğrendim,” demiş küçük kuş. “İyilik bazen vakit alır, bazen yorucudur, ama sonunda içimizi güneş gibi ısıtır.”
Saray yolunda ilerlerken, Doruk önüne çıkan herkese yardım etmeye devam etmiş. Elindeki odunları düşüren yaşlı adamın odunlarını toplamış, ağlayan küçük bir kıza mendilini vermiş, ağır sepet taşıyan bir kadının yükünü paylaşmış. Hiç kimse onun prens olduğunu bilmemiş. Ama herkesin yüzünde, Doruk’un içini mutlulukla dolduran o sıcak gülümseme belirmiş.
Sarayın kapısına geldiğinde hava tamamen kararmış, gökyüzü yıldızlarla dolmuş. Kral ve kraliçe onu merakla bekliyormuş. Doruk içeri girer girmez, kral ona sormuş:
“Ne öğrendin, oğlum? Dürüstlük Ormanı sana ne gösterdi?”
Doruk, kalbindeki taşı okşayarak yanıtlamış: “Doğruyu seçmek bazen zor, bazen yalnız hissettiriyor. Ama iyilik yaptıkça içimde görünmeyen bir ışık yanıyor. İnsanlar beni tanımasa da, kalbim biliyor. Ben prens olmak istiyorsam, önce iyi bir insan olmalıyım.”
Kraliçenin gözleri parlamış. “İşte duymak istediğim sözler bunlardı,” demiş.
Kral, Doruk’un omzuna elini koymuş. “Taht, yalnızca oturulacak bir sandalye değildir,” demiş. “Taht, başkalarının hakkını korumaya söz vermektir. Sen, bugün bu sözü kalbinle verdin.”
O günden sonra Doruk, Işıltı Krallığı’nda “İyilik Prensi” diye anılmaya başlamış. Fakat insanlar ona bu ismi, prens olduğunu bildikleri için değil, nerede bir haksızlık görse karşı çıktığı, nerede yardıma muhtaç birini görse el uzattığı için vermişler.
Köylüler, “Prens Doruk, bizimle konuşurken gözlerimizin içine bakıyor ve hep doğruyu söylüyor,” dermiş. Çocuklar, “O bizimle oyun oynarken asla hile yapmıyor,” diye anlatırmış. Yaşlılar, “Yanımıza oturup hikâyelerimizi sabırla dinliyor,” diye övgüyle söz edermiş.
Bir gün, Doruk sarayın en yüksek kulesine çıkıp güneşin batışını izlerken, Cikcik omzuna konmuş. “Doruk,” demiş, “Sence iyilik yapmak gerçekten dünyayı değiştirebilir mi?”
Doruk gülümsemiş, ufka bakarak yanıtlamış: “Bir tek mum bile karanlık bir odayı aydınlatabiliyorsa, bir tek iyilik de bir kalbi aydınlatabilir. Aydınlanan her kalp, dünyayı biraz daha güzel yapar.”
Ve böylece Doruk, her sabah doğan güneşi selamlarken, kendi içinde de bir güneş taşıdığını biliyormuş: İyilik ve doğrulukla parlayan kalbini. O kalp oldukça, Işıltı Krallığı’nda kötülükler hep biraz çekingen, iyilikler ise her zaman daha cesurmuş.
Masallar diyarında anlatılanlara göre, o krallıkta doğan her çocuk büyürken şu sözlerle uyutulurmuş: “Küçük de olsa iyiliği saklama, doğruluktan hiç şaşma.”
Ve bu sözler, tıpkı gökyüzündeki yıldızlar gibi, Doruk’un hikâyesini gelecek nesillerin kalbine fısıldamaya devam etmiş. Sonunda, herkesin kalbinde küçük bir prens uyanmış: İyiliği seçen, doğruluktan vazgeçmeyen bir prens…
Ve hepsi, iyiliğin aydınlattığı o güzel krallıkta mutlu, dürüst ve umutla dolu bir hayat sürmüş.
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!