Bir varmış, bir yokmuş. Uzak mı uzak, ama kalplere yakın bir ülkede, rengârenk çiçeklerle süslü, kuş sesleriyle uyanan küçük bir köy varmış. Bu köyde, Mavi Göl’ün yanındaki ahşap bir evde yaşayan, Zeynep adında 6 yaşında meraklı mı meraklı bir kız çocuğu otururmuş. Zeynep’in kahverengi, dalgalı saçları, merakla parlayan kocaman gözleri ve sorularla dolu bir kalbi varmış.
Zeynep, en çok masalları severmiş. Annesi her akşam ona bir masal anlatır, sonra da, “Bir gün sen de kendi masalını yaşayacaksın,” dermiş. Zeynep de gizliden gizliye, “Keşke benim de bir perim olsa, bana yardım etse,” diye düşünürmüş.
Bir sabah, güneş yeni yeni yükselirken, Zeynep bahçeye çıkmış. Çiçeklerin üstündeki çiy damlaları inci gibi parlıyormuş. Rüzgâr hafif hafif eserken, Zeynep, Mavi Göl’e doğru yürümeye başlamış. Gölün kenarında her zaman oturup hayal kurmayı severmiş. Orada kendi kendine hikâyeler uydurur, taşlardan, yapraklardan küçük evler yaparmış.
Bu sefer göl kenarına geldiğinde, suyun kıyısında parlak bir şey görmüş. Önce bunun bir taş olduğunu sanmış ama yaklaştıkça bunun bir eldiven olduğunu fark etmiş. Eldiven gökkuşağı renklerinde parlıyormuş. Sanki içinden minik minik ışıklar çıkıyormuş.
Zeynep şaşkınlıkla eğilmiş, eldiveni eline almış. Eldiven yumuşacıkmış, sanki buluttan yapılmış gibi. Elini içine sokmak istemiş. Bir sağ eline, bir sol eline denemiş, ama eldiven kendi kendine hareket edip, tam da sağ eline oturmuş. Zeynep bir anda irkilmiş, çünkü eldiven birden konuşmaya başlamış.
“Merhaba Zeynep!” diye cıvıl cıvıl bir ses duymuş. Zeynep etrafına bakınmış, kimseyi görememiş.
“B… Bu kim konuşuyor?” diye kekeleyerek sormuş.
“Ben konuşuyorum, senin sihirli eldivenin!” demiş eldiven gülerek. “Hem de peri yardımcısıyım. Adım Pırıltı.”
Zeynep’in ağzı şaşkınlıktan açık kalmış. “Eldivenler konuşmaz ki!” demiş.
Pırıltı kahkaha atmış. “Normal eldivenler konuşmaz, ama ben normal değilim ki! Ben peri kraliçesinin özel yardımcısıyım. Senin gibi iyi kalpli çocuklara yardım etmek için buradayım.”
Zeynep şaşkınlıkla, “Benim iyi kalpli olduğumu nereden biliyorsun?” diye sormuş.
Pırıltı yumuşak bir sesle, “Dün yaşlı komşun Hatice teyzenin düşen sepetini kaldırmasına yardım edişini gördüm. Geçen hafta ağlayan küçük kedi yavrusunu kucağına alıp sakinleştirmeni de biliyorum. Kalbin çok güzel, Zeynep. Bu yüzden seni seçtik,” demiş.
Zeynep’in içi sevinçle dolmuş ama biraz da merak etmiş. “Peki, sen ne yapıyorsun? Bana nasıl yardım edeceksin?”
Pırıltı, Zeynep’in elinde hafifçe titreşmiş. “Ben sihir bilirim. Ama unutma, benim sihrim sadece iyi şeyler için çalışır. Korkutmak, kırmak, üzmek için sihir yapamam. Yardım etmek, öğrenmek, korumak ve mutlu etmek için buradayım. Ne istersen, önce düşünür, sonra birlikte en doğrusuna karar veririz.”
Zeynep heyecanla ayağa fırlamış. “O zaman hemen uçmayı denesek mi? Hep uçmak istemiştim!” demiş.
Pırıltı nazik bir sesle, “Uçmak güzel, ama önce bir bak etrafına. Belki şu anda daha önemli bir şey vardır,” demiş.
O anda gölün karşı tarafından incecik bir ses gelmiş. “Yardım edin! Yardım edin!” gibi bir şeyler duymuş Zeynep. Ses çok uzak olduğu için zor duyuluyormuş.
“Duydun mu?” diye sormuş Zeynep.
“Evet,” demiş Pırıltı. “Sanırım birisi yardıma muhtaç. Gel, önce onu bulalım. İşte sihir tam burada işe yarar.”
Pırıltı hafifçe parlamaya başlamış. “Şimdi, birlikte ‘Işık yolu!’ diye fısıldayalım,” demiş.
Zeynep utangaç ama heyecanlı bir şekilde, “Işık yolu!” diye fısıldamış. Bir an içinde eldivenden ince, altın rengi bir ışık çıkmış ve gölün çevresinde kıvrıla kıvrıla ilerleyip ormana doğru uzanmış. Işık yolu, sanki “Beni takip et!” diyormuş.
Zeynep, “Vay canına!” demiş. “Bu gerçek mi?”
“Gerçek,” demiş Pırıltı. “Ama dikkatli olacağız, tamam mı? Sihir var diye düşünmeden davranamayız. Akıllı ve sorumlu olmalıyız.”
Zeynep başını sallamış. “Söz. Annemin de dediği gibi, önce düşün, sonra yap.”
İkisi birlikte ışık yolunu takip ederek ormana girmişler. Ağaçlar uzadıkça uzuyor, kuşlar dallar arasında ötüyormuş. Işık yolu sonunda küçük bir çalılığın önünde durmuş. Çalılık hafifçe sallanıyormuş.
“Kim var orada?” diye seslenmiş Zeynep.
İnce, titrek bir ses, “Ben… Ben Mavi Orman Perisi Lila,” demiş. “Kanadım sıkıştı, çıkamıyorum.”
Zeynep çalılıkları nazikçe aralamış. İçeride, avuç içi kadar minik, mavi elbiseli, şeffaf kanatlı bir peri görmüş. Bir kanadı dalların arasında sıkışmış, gözleri dolu doluymuş.
“Canın çok acıyor mu?” diye sormuş Zeynep.
Lila başını sallamış. “Biraz acıyor, ama asıl korkuyorum. Uçamıyorum.”
Zeynep hemen yardım etmek istemiş, ama Pırıltı uyarıcı bir sesle, “Yavaş ve dikkatli,” demiş. “Dalı sertçe çekersen, kanadı incinebilir. Önce düşün, sonra hareket.”
Zeynep derin bir nefes almış. “Haklısın,” demiş. Önce kanadın nereye sıkıştığına dikkatle bakmış. Sonra, dalları yavaşça yana doğru itmiş. En ince dalı iki parmağıyla nazikçe eğmiş. Lila hafifçe kanadını çekmiş ve sonunda kurtulmuş.
“Ah, teşekkür ederim!” demiş Lila sevinçle. “Hem de çok incitmeden.”
Zeynep, “Biraz korktun mu?” diye sormuş.
“Evet,” demiş Lila. “Ama sen çok dikkatliydin. Gerçek cesaret sadece hızlı olmak değil, aynı zamanda düşünmek ve korumaktır.”
Pırıltı gururla parıldamış. “Gördün mü Zeynep? Sihir varsa bile, en güzel güç kalbimizdeki iyilik ve aklımızdaki düşüncedir.”
Lila, Zeynep’e bakarak gülümsemiş. “Demek yeni eldivenimizi buldun. Pırıltı çok özel bir peri yardımcısıdır. Onu kaybeden eski sahibimiz başka bir diyara taşındı. Şimdi senin yardımcın olmuş. Çok şanslısın.”
Zeynep, “Ben de şanslı olduğumu hissediyorum,” demiş. “Ama sihri nasıl doğru kullanacağımı tam bilmiyorum.”
Lila, avuç içi kadar küçük halde Zeynep’in omzuna konmuş. “O zaman sana bir sır vereyim,” demiş. “Bir dilek tutmadan önce üç soru sor kendine: Bu isteğim birine zarar verir mi? Sadece beni mi mutlu eder, yoksa başkalarına da iyi gelir mi? Gerçekten buna ihtiyacım var mı?”
Zeynep parmaklarıyla saymış. “Zarar verir mi… Başkalarına da iyi gelir mi… Gerçekten lazım mı… Tamam, aklımda tutacağım.”
Lila, “Harika,” demiş. “Şimdi, sana bir teşekkür hediyesi vermek istiyorum. Ama sihirli değil, öğrenmeli bir hediye.” Elini sallamış, yerdeki küçük taşlar hafifçe parlamış. “Bak, bu taşlar çok özel değil, ama senin için bir hatıra olabilir. Onlara baktığında, başkalarına yardım etmenin ne kadar önemli olduğunu hatırlarsın.”
Zeynep birkaç küçük taşı avucuna almış. Sade, gri taşlarmış. Ama Zeynep onları çok beğenmiş. “Bence bunlar çok değerli,” demiş. “Çünkü bir hatırayı taşıyorlar.”
Lila’nın gözleri parlamış. “İşte bu düşünce seni gerçek bir dost yapıyor,” demiş.
O sırada, gökyüzü hafifçe kızarmaya başlamış. Zeynep fark etmiş ki zaman hızla geçmiş. Annesi endişelenmeden eve dönmesi gerekiyormuş.
“Benim artık gitmem gerek,” demiş Zeynep. “Annem merak eder.”
Pırıltı, “Evet, sorumlu olmak da önemli,” demiş. “İstersen seni çabucak gölün kenarına götürmeme yardım edebilirim. Ama koşmak yerine ne yapabiliriz, sence?”
Zeynep kısa bir süre düşünmüş. “Koşarsam düşebilirim, acele ederim. En iyisi hızlı ama dikkatli yürümek. Zaten orman çok da uzak değil.”
Pırıltı sevinçle, “İşte akıllı karar,” demiş. “Ben de sana yolu biraz aydınlatırım.”
Yine hafif bir ışık yolu belirmiş, ama bu sefer daha kısa ve yumuşakmış. Zeynep, Lila’ya el sallamış. “Görüşürüz Lila. Kendine dikkat et.”
Lila da kanatlarını hafifçe çırpmış. “Sen de Zeynep. Unutma, gerçek sihir iyi kalpli olmaktır.”
Zeynep göl kenarına vardığında, güneş yavaş yavaş batıyormuş. Eve doğru yürümeye başlamış. Pırıltı, elini hafifçe gıdıklamış.
“Bugün sihirli bir gün oldu, değil mi?” demiş Pırıltı.
“Evet,” demiş Zeynep. “Ama en güzeli, birine yardım etmiş olmak. Kendimi çok iyi hissediyorum.”
Pırıltı, “İşte bu his, sihirden bile güçlü,” demiş. “Unutma, ben her zaman yanında olacağım. Ama seni sen yapan, kalbin ve aklın.”
Eve vardıklarında, annesi kapının önünde bekliyormuş. “Neredeydin Zeynep?” diye sormuş. “Merak ettim.”
Zeynep hafifçe utanmış. “Mavi Göl’ün oradaydım anne. Biraz hayal kurdum, sonra ormanda dolaştım. Ama söz veriyorum, dikkatliydim ve kimseyi rahatsız etmedim.”
Annesi kızmaktan çok, merakla bakmış. “Peki, bugün ne öğrendin bakalım?”
Zeynep derin bir nefes almış ve gülümsemiş. “Bugün, yardım etmenin insanı çok mutlu ettiğini öğrendim. Bir de, bir şey yapmadan önce düşünmek gerektiğini.”
Annesi gülümsemiş, Zeynep’in saçlarını okşamış. “Bunlar çok güzel dersler. Demek kendi masalını yaşamaya başlamışsın bile,” demiş.
Zeynep, Pırıltı’ya belli etmeden küçük bir göz kırpmış. Pırıltı da hafifçe parlayarak cevap vermiş. O günden sonra Zeynep, sihirli eldiveni kimseye söylememiş. Bu, onun ve Pırıltı’nın küçük sırrıymış. Ama sihri, sadece kendisi için kullanmamaya dikkat etmiş.
Okula giderken, yolda düşen defterini kaldırmasına yardım ettiği arkadaşları olmuş. Bazen sınıfta zor bir soru olduğunda, Pırıltı hafifçe parlayarak ona cesaret vermiş ama cevabı fısıldamamış. Çünkü öğrenmenin en güzel yolunun kendi kendine düşünmek olduğunu biliyormuş.
Bir gün, sınıfta yeni gelen utangaç bir çocuk varmış. Adı Ali’ymiş. Kimseyle konuşmuyor, arka sırada tek başına oturuyormuş. Zeynep önce Pırıltı’ya bakmış. “Ne yapmalıyım?” diye fısıldamış.
Pırıltı, “Sihire gerek yok. Sadece gülümse ve yanına otur,” demiş.
Zeynep yanına gidip, “Ben Zeynep. İstersen teneffüste birlikte oynayabiliriz,” demiş. Ali önce şaşırmış, sonra yavaşça gülümsemiş. “Olur,” demiş. O günden sonra Ali’nin yüzü daha sık gülmeye başlamış.
Zeynep akşam eve döndüğünde, “Bugün yeni bir arkadaş edindim,” demiş annesine. “Sihir kullanmadım ama yine de çok özel hissettim.”
Pırıltı hafifçe fısıldamış: “Çünkü en büyük sihir, kalbinde saklı.”
Zaman geçtikçe Zeynep büyümüş, yeni şeyler öğrenmiş, daha cesur ama aynı zamanda daha düşünceli bir çocuk olmuş. Peri yardımcısı konuşan sihirli eldiven Pırıltı, onun her adımında yanında olmuş. Ama her seferinde, sihri en son çare olarak kullanmışlar. Önce düşünmüş, sonra sormuş, sonra karar vermişler.
Ve böylece, Mavi Göl’ün yanındaki küçük evde, Zeynep’in hayatı, her gün yeni bir masalla dolup taşmış. Çünkü o artık biliyormuş: Gerçek masallar, sadece kitaplarda değil, iyi kalple atılan küçük adımlarda saklıymış.
Gökkuşağı renkli eldiven Pırıltı, bazen gece olunca hafifçe parlayıp Zeynep’e fısıldarmış: “Bugün de güzel bir iş yaptın. İyi ki varsın.”
Zeynep de gözlerini kapatırken mırıldanırmış: “İyi ki sen de varsın, Pırıltı. Birlikte, her günü biraz daha güzel yapabiliriz.”
Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Ve o günden sonra, Mavi Göl’ün kıyısında yürüyen her çocuk, belki de yerde parlayan küçük bir şey görüp eğildiğinde, kalbinde minik bir umut hissedermiş: “Belki benim de bir peri yardımcım vardır.”
Masal burada bitmiş, ama Zeynep’in iyilik dolu hikâyesi kalplerde yaşamaya devam etmiş.
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!