Kral Midas, bir zamanlar yeşil dağlarla çevrili, çiçek kokulu, kuş sesli bir ülkede yaşardı. Ülkesi o kadar güzeldi ki, sabah olduğunda güneş ilk önce bu ülkenin tepelerine gülümser, rüzgâr en önce bu ülkenin çiçeklerini okşardı. Midas’ın sarayı da bu güzel ülkenin tam ortasında, altın gibi parlayan taşlarla yapılmıştı. Ama Midas’ın en sevdiği şey, altın değil, ülkesindeki insanlar ve hayvanlardı.
Kral Midas, gerçekten çok zengindi. Sandıklar dolusu altını, incisi, mücevheri vardı. Fakat o, en değerli hazinesinin dostluk olduğuna inanırdı. Her sabah saraydan çıkar, köylülerin yanına gider, çocuklarla konuşur, yaşlıları dinlerdi. Onun için birinin gülümsemesi, bir kese altından daha kıymetliydi.
Bir gün sarayın yakınındaki ormanda gezerken, büyük bir ağacın dibinde titreyen küçük bir çocuk gördü. Çocuğun saçları yapraklarla karışmış, ayakları çıplak ve çamur içindeydi. Yanında da bembeyaz, incecik bacaklı bir yavru geyik vardı. Geyiğin ayağı kanıyordu.
Midas hemen çocuğun yanına koştu.
“Evlat, sen kimsin? Neden buradasın ve bu yavru geyik neden yaralı?” diye sordu.
Çocuk ürkekçe başını kaldırdı.
“Benim adım Arda, Kralım. Bu geyik benim dostum. Ormanda oyun oynuyorduk. Bir avcının tuzağına bastı, ayağı sıkıştı. Onu kurtardım ama koşacak hâli yok. Köyüm uzak, yardım isteyecek kimsem yok.”
Midas’ın yüreği sızladı. Hemen peleriniyle yavru geyiği sardı.
“Üzülme Arda. Ben Kral Midas’ım. Dostlara yardım etmek benim için bir onurdur. Seni de dostun sayarım, bu geyiği de.”
Arda şaşırmıştı, bir kralın kendisine bu kadar nazik davranacağını hiç düşünmemişti. Midas, Arda’yı ve geyiği saraya götürdü. Sarayın hekimleri geyiğin ayağını sardı, özel otlarla merhem yaptılar. Birkaç gün içinde yavru geyik yeniden zıplamaya başladı. Arda sevinçten havalara uçuyordu.
Günler geçtikçe Midas, Arda ve yavru geyik arasında güçlü bir dostluk oluştu. Midas, Arda’ya saray bahçesindeki çiçeklerin isimlerini, kuşların seslerini ayırt etmeyi, yıldızlara bakmayı öğretiyor Arda ise Midas’a ormanın gizli yollarını, hangi mantarın zehirli olduğunu, hangi böğürtlenin en tatlı olduğunu anlatıyordu.
Bir akşamüstü, gökyüzü turuncu ve pembe renklere boyanmışken, sarayın büyük avlusunda garip bir olay oldu. Gökyüzünden parlak bir ışık süzülüp avludaki en büyük çınar ağacının tepesine kondu. Midas, Arda ve yavru geyik merakla ağacın yanına koştular. Işık yavaşça söndüğünde, çınarın dalında, uzun saçlı, ışıl ışıl kanatları olan bir peri belirdi. Perinin yüzü hem genç hem yaşlı gibiydi gözlerinde hem neşe hem bilgelik vardı.
“Ben Ormanlar Perisi Lyra,” dedi yumuşak ama güçlü bir sesle. “Yıllardır bu ülkeyi izlerim. Kral Midas, senin altın kadar parlak bir kalbin olduğunu duydum. Arda’nın dostluğunu kabul etmen, küçük bir geyiğe gösterdiğin şefkat, beni buraya getirdi.”
Midas hafifçe başını eğdi.
“Dostluk ve merhamet için ödüle gerek yoktur, Peri Lyra. Yaptıklarım, sadece yapmam gerekenlerdi.”
Lyra gülümsedi.
“Ama yine de iyilik karşılıksız kalmaz. Sana bir dilek hakkı veriyorum, Kral Midas. Yalnız dikkat et, dileğin sadece seni değil, tüm ülkeni etkileyebilir. Cesaretle, akılla ve kalbinle karar ver.”
Midas bir an düşündü. Önce “Ülkemde hiç kimse aç kalmasın,” demeyi aklından geçirdi. Sonra “Savaş olmasın,” diye düşündü. Ama bunların hepsi çok önemli ve büyük dileklerdi. Bir an eski günlerini hatırladı vaktiyle, gençken, sadece zengin olmak istediği bir zamanı. O zamanlar altına çok düşkünmüş, sonra anlamış ki altın her şeyi çözmüyor.
Düşünceli bakışlarını Arda’ya ve yavru geyiğe çevirdi. Onların gözlerinde güven ve sevgi vardı. Midas’ın kalbi birden büyük bir cesaretle doldu.
“Peri Lyra,” dedi, “biliyorum, eski zamanlarda altına çok önem verirdim. Ama şimdi anlıyorum ki, gerçek zenginlik dostlukta, cesarette ve iyilikte. Benim dileğim şu: Ülkemde ne zaman biri gerçek bir cesaretle iyilik yaparsa, o kişi, en zor anında görünmez bir yardım alsın. Bu yardım bazen bir dostun eli, bazen beklenmedik bir yol, bazen de bir hayvanın rehberliği olsun. İnsanlar iyilik yaptıkça, iyilik büyüsün.”
Lyra’nın gözleri parladı.
“Bu çok akıllıca bir dilek, Kral Midas. Kendine değil, halkına ve geleceğe dilek diledin. Dileğin kabul oldu. Artık bu ülkede iyilik yapan cesur yürekler, asla yalnız kalmayacak.”
O anda hafif bir rüzgâr esti, çınar ağacının yaprakları ışıl ışıl parladı. Lyra yavaşça gökyüzüne doğru yükselip kayboldu. Ama ağacın dallarında altın yerine, küçük ışık zerreleri kaldı. Midas ve Arda o an anladılar ki, o çınar ağacı artık iyiliğin ağacıydı.
Aradan aylar geçti. Midas, her zamanki gibi halkının arasında dolaşıyor, sorunları dinliyor, elinden geldiğince yardım ediyordu. Arda da büyümeye başlamış, ormanda yaşayan hayvanlarla insanlar arasında bir köprü olmuştu. Yavru geyik artık güçlenmiş, ormanın derinliklerinde özgürce koşup oynuyordu ama her gün mutlaka sarayın bahçesine gelip Arda’yı ziyaret etmeyi de ihmal etmiyordu.
Bir gün, ülkenin en uzak köşesinden kötü bir haber geldi. Dağların arkasındaki eski bir mağarada yaşayan Karanlık Duman adlı uğursuz bir varlık, köylülerin suyunu kirletmeye başlamıştı. Ne zaman biri dereden su içse, anında hasta oluveriyordu. Tarlalar kuruyor, hayvanlar susuzluktan güçsüz düşüyordu.
Midas hemen sarayda bir toplantı yaptı. Askerlerini, bilge kişileri, köylülerin temsilcilerini çağırdı.
“Bu Karanlık Duman, sadece sihirle değil, cesaret ve iyilikle yenilebilir,” dedi. “Ama öncelikle onu bulmak ve ne istediğini anlamak gerek.”
Kimseden ses çıkmadı. Herkes korkuyordu. Çünkü kimse o karanlık mağaraya gitmeye cesaret edemiyordu. Tam o sırada Arda ayağa kalktı.
“Kralım,” dedi kararlı bir sesle, “ben o dağları ve ormanları iyi bilirim. Eğer izin verirsen, Karanlık Duman’ın mağarasına gitmek istiyorum. Yanıma da bana güvenen birkaç kişi alırım. Biliyorum ki, iyilik yapan korkmaz. Lyra’nın büyüsü de iyilerin yanında.”
Midas, Arda’ya baktı. İçinde hem gurur hem endişe vardı.
“Arda, bu tehlikeli bir yolculuk,” dedi. “Ama senin kalbinin ne kadar cesur, yüreğinin ne kadar temiz olduğunu biliyorum. Ben de seninle geleceğim.”
Saray halkı şaşırmıştı. Bir kralın, kendi canını tehlikeye atarak böyle bir yolculuğa çıkması alışılmış bir şey değildi. Ama Midas için halkının sağlığı, kendi canından bile önemliydi.
Ertesi sabah Midas, Arda ve birkaç gönüllü yola çıktılar. Yavru geyik de onların yanındaydı. Ormanlar geçtiler, dik yamaçlara tırmandılar, buz gibi derelerden karşıya atladılar. Yolda, küçük bir kuş sürüsü yollarını kaybettiklerinde onlara doğru yolu gösterdi yıkılmış bir köprüden geçmeleri gerektiğinde, ormandaki dev bir kaplumbağa sırtını köprü gibi suya uzattı. Lyra’nın söylediği gibi, iyilik yapanlara yardım geliyordu.
En sonunda, gökyüzüne kara dumanlar salan, kapkara kayalıklarla çevrili mağaranın önüne ulaştılar. Mağaranın içinden uğultulu bir ses geliyordu. Sanki rüzgâr bağırıyor, gök gürlüyordu.
Midas derin bir nefes aldı.
“Buradan geri dönmek isteyen varsa, şimdi söyleyebilir,” dedi.
Kimse geri adım atmadı. Arda, “Halkımızın suyu için buradayız. Korkmak yerine cesur olmalıyız,” dedi.
Mağaraya girdiklerinde içerde serin, nemli bir hava vardı. Duvarlar is içinde, yerde çatlaklar doluydu. Mağaranın en sonunda, parlayan kırmızı gözleri olan dev gibi gölgemsi bir duman yığını duruyordu. Bu, Karanlık Duman’dı.
“Kim cesaret eder de yuvama gelir?” diye gürledi Duman.
Midas öne çıktı.
“Ben Kral Midas ve yanımda dostum Arda var. Halkımın suyunu neden kirletiyorsun? Ne istiyorsun?”
Duman kahkaha attı.
“İnsanlar ormanı kirletti, ağaçları kesti, derelere çöp attı. Ben de ceza veriyorum. Onlar doğaya kötülük etti, ben de onlara kötülük ederim!”
Arda bir adım öne geçti.
“Hayır!” dedi. “Hepsi kötü değil! Kral Midas, hayvanlara yardım eder. Köylülerden birçoğu, fidan diker, suyu israf etmez. Biz hatalarımızı düzeltmeye hazırız. Senin cezan çok büyük ve haksız. Masum insanlar da hastalanıyor.”
Karanlık Duman, Arda’ya yaklaştı. Gözleri daha bir alevlendi.
“Peki, küçük çocuk,” dedi, “cesaretin gerçekten bu kadar büyük mü? Benden korkmuyor musun?”
Arda titriyordu, ama geri çekilmedi.
“Korkuyorum,” dedi dürüstçe, “ama doğru olanı söylemek için cesur olmak zorundayım. Korkmak normaldir, ama korkuya rağmen iyilik yapmak, gerçek cesarettir.”
O anda çınar ağacının yapraklarından kopan küçük bir ışık zerresi, mağaranın tavanından süzülüp Arda’nın omzuna kondu. Arda bunu görmedi, ama Kalbi bir anda ısındı, sanki görünmez bir dost elini tutuyordu.
Midas da ileri çıktı.
“Karanlık Duman,” dedi, “sana bir anlaşma öneriyorum. Halkıma yardım et, suyu temizle. Biz de ormanları koruyacağımıza, dereleri temiz tutacağımıza, doğayı dostumuz bileceğimize söz verelim. Sen de bu ülkenin kötülük dolu gölgesi olmak yerine, temizleyici bir rüzgâr ol. İstersen sen de dostlarımızdan biri olabilirsin.”
Karanlık Duman, ilk defa şaşırmıştı. Bu kadar cesur ve iyi kalpli sözler duymaya alışık değildi. İnsanların kendine “düşman” diyeceğini sanıyordu, ama onlar ona “dost” olmayı teklif ediyorlardı. Bir süre sessiz kaldı, sonra iç çekti. Gövdesi hafifçe titredi, kırmızı gözleri solgunlaştı.
“Bunca zamandır sadece öfkeliydim,” dedi. “Ama siz beni dinlediniz. Siz gerçekten değişmek istiyorsunuz. Peki öyleyse, ben de değişeceğim.”
Bir anda Karanlık Duman’ın gövdesi incelmeye, gri bir sise dönüşmeye başladı. Sisin içinden berrak, serin bir rüzgâr esti. Mağaranın karanlık taşları parlamaya başladı, derinlerden gelen su sesi berraklaştı. Dışarıdaki nehir, yavaş yavaş temizlenmeye, ışıldamaya başladı.
Artık Karanlık Duman yoktu onun yerine, dağların tepesinde dolaşan, havayı ve suyu temiz tutan bir Dağ Rüzgârı vardı. Bu rüzgâr, ne zaman biri doğaya zarar verse hafifçe uğuldar, ne zaman biri fidan dikse usulca şarkı söyler oldu.
Midas, Arda ve yanındakiler, sevinçle ülkeye geri döndüler. Halk, nehirlerin yeniden berrak aktığını görünce gözlerine inanamadı. Hastalar iyileşmeye başladı, tarlalar yeşerdi, hayvanlar neşeyle su içti.
Kral Midas, büyük meydanda halkına seslendi:
“Bugün anladık ki, cesaret sadece kılıç sallamak değildir. Cesaret korkarken bile doğruyu savunmak, kötülüğe karşı iyilikle cevap vermektir. Arda’nın cesareti, hepimize yol gösterdi. Doğayı koruduğumuz, birbirimize dost olduğumuz sürece bu ülkede iyilik büyümeye devam edecek.”
O günden sonra, ülkede tuhaf ama güzel bir şey fark edildi. Ne zaman biri gerçekten iyi bir şey yapsa mesela yaşlı bir komşunun yükünü taşısa, yaralı bir kuşu iyileştirse, aç bir hayvana yemek verse yanında hep küçük bir yardım beliriveriyordu. Bazen yolunu kaybeden bir çocuğun karşısına yavru geyik çıkıyor, ona yolu gösteriyordu. Bazen karanlıkta kalan birinin başucunda çınar ağacının yapraklarından bir tanesi parlayıveriyordu.
Kral Midas, Arda ve yavru geyik, yıllar boyunca dost kaldılar. Sarayın bahçesinde her akşamüstü oturup güneşin batışını izlediler, yeni fidanlar diktiler, çocuklara dostluğun, cesaretin ve iyiliğin ne kadar güçlü olduğunu anlattılar.
Ve o güzel ülkede, gökyüzü her zaman biraz daha mavi, dereler her zaman biraz daha berrak, insanların yüzü her zaman biraz daha gülümser oldu. Çünkü orada herkes çok iyi biliyordu ki, gerçek zenginlik altın sandıklarda değil, sevgi dolu kalplerde saklıydı.
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!