Güneşli bir ilkbahar sabahıydı. Renkli Çiçekler İlkokulu’nun 1 B sınıfındaki öğrenciler sevinçle sınıfa koşuşturuyordu. Kuşlar cıvıldıyor, pencereden içeri taze çiçek kokuları geliyordu. Öğretmenleri Elif Hanım her zamanki gibi kapıda gülümseyerek onları karşıladı.
“Günaydın çocuklar!” dedi. “Bugün çok özel bir şey yapacağız. Hazır mısınız?”
Çocuklar bir ağızdan “Eveeeet!” diye bağırdı. Herkes merak içindeydi. Elif Öğretmen, masasına koyduğu büyük karton kutuyu açtı. İçinden tahta parçaları, renkli boyalar, fırçalar, ipler ve küçük çiviler çıktı.
“Bugün” dedi öğretmen, “sınıfça kuş yuvaları yapacağız.”
Sınıfta bir uğultu koptu. Ali heyecanla yerinden fırladı: “Gerçekten mi öğretmenim? Yani kuşlar içinde yaşayacak mı?”
“Evet Ali,” diye gülümsedi Elif Öğretmen. “Küçük serçeler, belki güvercinler, belki de minik kumrular. Onlara güvenli bir yuva hazırlayacağız. Böylece hem onlara yardım edeceğiz, hem de doğayı daha iyi tanıyacağız.”
Zeynep parmağını kaldırdı: “Öğretmenim, ama ben hiç yuva yapmadım. Yanlış yaparsam kuşlar üzülür mü?”
Öğretmen başını salladı. “Üzülmezler Zeynep. Çünkü biz elimizden gelenin en iyisini yapacağız. Önemli olan sevgiyle ve dikkatle çalışmak. Hem ben de size adım adım yardım edeceğim.”
Önce herkes sırasına oturdu. Elif Öğretmen tahtaya büyük harflerle “KUŞ YUVASI PROJESİ” yazdı. Hemen altına da şu cümleyi ekledi: “Doğayı sevelim, hayvanları koruyalım.”
“Çocuklar,” dedi, “sizce kuşların yuvaları nasıl olmalı? Kim söylemek ister?”
Mert el kaldırdı: “Sıcak olmalı öğretmenim, çünkü geceleri hava soğuk olur.”
Ayşe atıldı: “Rahat olmalı! İçinde yavru kuşlar olsun, oynasınlar.”
Deniz düşündü: “Tehlikeli hayvanlar ulaşamasın. Mesela kediler tırmanamasın.”
Öğretmen hepsini tahtaya yazdı. “Harika fikirleriniz var. Demek ki yuvalarımız: Sıcak, rahat ve güvenli olmalı. Ayrıca yağmurda ıslanmamalı, güneşte çok kızmamalı. Yani çatılı olmalı.”
Sonra kutudan bir kuş yuvası örneği çıkardı. Küçük, ahşap, önünde yuvarlak bir deliği olan sevimli bir yuvaydı. “Buna benzer yuvalar yapacağız. Ama siz kendi hayal gücünüzü de katabilirsiniz. Renkleri siz seçeceksiniz.”
Öğretmen sınıfı üçer kişilik gruplara ayırdı. Ali, Zeynep ve Mert bir grup, Ayşe, Deniz ve Elif başka bir grup, diğer çocuklar da kendi aralarında gruplar kurdu. Her grubun sırasına küçük tahta parçaları, çivi yerine güvenli özel yapıştırıcılar, renkli boyalar ve fırçalar dağıtıldı.
“Önce,” dedi öğretmen, “tahta parçalarını birleştirip yuvaların gövdesini yapacağız. Sonra çatısını ekleyeceğiz. En son da boyayıp süsleyeceğiz. Ama unutmayın, çok kaplama ve çıkıntı yaparsak kuşlar rahatsız olabilir. Onlar için sade ve güvenli olması önemli.”
Ali tahtaları incelerken, “Ben çatı kısmını yapmak istiyorum,” dedi. Zeynep, “Ben de önündeki deliği çizerim,” diye teklif etti. Mert ise, “Yuvasının içine küçük dallar da koyabiliriz. Yumuşak olsun,” dedi.
Herkes dikkatle çalışmaya başladı. Sınıfta tahtaların hafifçe birbirine sürtme sesi ve çocukların fısıltıları duyuluyordu. Bu sırada pencereden içeri gerçekten birkaç serçe kondu. İnce gagalarıyla camı tıkırdattılar sanki.
Ayşe heyecanla parmağıyla gösterdi: “Bakın! Sanki ne yaptığımızı merak ediyorlar!”
Elif Öğretmen gülümsedi. “Evet, belki de yeni evlerini bekliyorlar.”
Ali’nin grubu yuvalarının gövdesini tamamladı. Ama çatıyı yaparken tahta parçalardan biri yamuk durdu. “Öğretmenim, çatımız eğri oldu galiba,” dedi Ali kaşlarını çatıp.
Öğretmen yanlarına geldi, eğrilmiş parçaya baktı. “Aslında,” dedi, “doğadaki ağaç dalları da çoğu zaman dümdüz değildir. Önemli olan çatının su geçirmemesi. İsterseniz şu parçayı biraz kaydırıp yapıştırırsak daha sağlam olur. Ne dersiniz?”
Çocuklar kabul etti. Birlikte hafifçe düzelttiler. Zeynep, “Ben bu yuvanın önüne minik bir kalp çizebilir miyim?” diye sordu.
“Çizebilirsin,” dedi Elif Öğretmen, “ama çok büyük olmasın ki kuşlar korkmasın. Onlar sadelik severler.”
Diğer gruplar da farklı farklı yuvalar yapıyordu. Ayşe ile Deniz’in yuvasının önüne minik bir çiçek resmi çizildi. Başka bir grup çatıyı gökkuşağı renklerine boyadı. Ancak öğretmen onları uyardı: “Çok parlak ve fosforlu renkler kullanmayalım. Kuşlar doğada gizlenmek ister. Çok dikkat çekici olursa kendilerini güvende hissetmezler.”
Çocuklar hemen daha doğal tonlara geçti: açık yeşiller, kahverengiler, gökyüzü mavileri… Böylece hem hayal güçlerini kullandılar, hem de kuşların ihtiyaçlarını düşünmeyi öğrendiler.
Bir süre sonra sınıfın içinde mis gibi boya ve ahşap kokusu yayıldı. Herkesin elleri hafifçe boyaya bulandı. Mert eline baktı ve güldü: “Bakın, elim ağaç gibi oldu, yeşil yeşil!”
“Bence sen artık ormanın sihirli bekçisisin,” dedi Zeynep. “Ağaçlarla konuşabilirsin.”
Ali de hayal kurmaya başladı: “Ben de kuşların dilini anlıyorum sanki. Yuvayı beğenip beğenmediklerini hemen söylerler.”
Elif Öğretmen, çocukların hayal gücüne bayılıyordu. “Hayal kurmak güzeldir,” dedi. “Belki de gerçekten bir gün kuşları o kadar iyi tanırsınız ki, onların ne istediğini anlayabilirsiniz. Çünkü sevgiyle bakmak bize pek çok şey öğretir.”
Yuvalar yavaş yavaş tamamlandı. Toplamda beş tane kuş yuvası olmuştu. Her biri farklıydı ama hepsi sevgiyle yapılmıştı. Öğretmen, “Şimdi boyaların iyice kurumasını bekleyeceğiz. Öğle teneffüsünden sonra bahçeye inip yuvaları ağaçlara asacağız,” dedi.
Teneffüs zili çaldı. Çocuklar koşup bahçede oynadı, kuşlara dikkatle baktı, hangi ağacın daha yüksek olduğunu, hangisinin daha gölgeli olduğunu inceledi. Bazıları “Bu ağaçta kedi çıkar mı?” diye tartıştı. Çünkü yuvaların güvende olmasını istiyorlardı.
Öğle sonrası, tüm sınıf öğretmenleriyle birlikte bahçeye indi. Gökyüzü masmaviydi, hafif bir rüzgâr esiyordu. Elif Öğretmen, yanına getirdiği merdiveni büyük bir ağacın yanına dayadı. Bu ağaç okul bahçesinin en yaşlı ağacıydı dalları geniş, gövdesi kalındı.
“Bu ağaç,” dedi öğretmen, “uzun yıllardır burada. Pek çok kuşa gölge oldu, istemeden de olsa bazı dallarıyla yuvalarını taşıdı. Bence yuvalarımız için en uygun yerlerden biri burası.”
Ali, Zeynep ve Mert’in yaptığı yuva bu ağacın orta yükseklikteki bir dalına asıldı. Elif Öğretmen ipleri sağlamca bağladı. “İp düğümünü iki kere yapıyoruz ki rüzgârda çözülmesin,” diye de açıkladı. Böylece çocuklara hem dikkatli olmayı, hem de sağlam iş yapmayı öğretti.
Diğer yuvalar, bahçedeki farklı ağaçlara asıldı. Bazıları daha gölgeli yerlere, bazıları güneşi daha çok alan dallara. Böylece farklı kuşların farklı yuvaları seçebilmesi sağlanmış oldu.
Tüm yuvalar asıldıktan sonra çocuklar geriye çekilip hayran hayran baktı. Ayşe fısıldadı: “Sanki ağaçlar renkli kolyeler takmış gibi.”
Deniz ekledi: “Ama bu kolyelerin içinde minik kalpler atacak. Yavru kuşların kalbi.”
Elif Öğretmen, “Şimdi sessizce bir dakika duralım,” dedi. “Etrafı dinleyelim. Belki de kuşlar bize teşekkür ediyordur.”
Herkes bir dakika boyunca sessiz kaldı. Sadece rüzgârın yapraklar arasında çıkardığı hışırtı ve uzaktan gelen kuş cıvıltıları duyuldu. Birden, az önce yuva asılan ağaçlardan birine bir serçe kondu. Kafasını sağa sola çevirerek yeni yuvayı inceledi.
Ali neredeyse bağıracaktı ama son anda kendini tuttu. “Bakın!” diye fısıldadı. Tüm sınıf nefesini tuttu. Küçük serçe, yuvarlak deliğin önüne geldi, içeri kafasını sokup baktı. Sonra minicik kanatlarını çırpıp tekrar dala kondu. Sanki “Fena değil, burası güzel olabilir,” der gibiydi.
Çocukların gözleri parladı. Öğretmen fısıldadı: “Gördünüz mü? Misafirlerimiz gelmeye başladı bile.”
O günden sonra 1 B sınıfının çocukları her teneffüste bahçeye inip yuvaları kontrol etmeye başladı. Bazen içeri girip çıkan kuşları saydılar, bazen ağaçların gölgesinde oturup kuşların seslerini taklit ettiler. Hatta bir gün, bir yuvadan cılız cılız “cik cik” sesleri duyuldu. Bu, yeni doğmuş yavru kuşların sesi olmalıydı.
Zeynep sevinçten ellerini çırptı. “Demek ki yavru kuşlar artık bizim yaptığımız evde yaşıyor!”
Elif Öğretmen, “Siz bu işi sadece eğlenmek için yapmadınız,” dedi. “Kuşlara gerçekten yardım ettiniz. Onlara güvenli bir yuva verdiniz. Böylece doğanın bir parçası olduğunuzu da gösterdiniz. Unutmayın, küçük şeyler bile dünyayı güzelleştirebilir.”
Mert düşünceli bir sesle, “Öğretmenim,” dedi, “büyüyünce orman mühendisi olabilir miyim? Ağaçları ve kuşları koruyayım.”
“Tabii ki olabilirsin,” diye yanıtladı öğretmeni. “İstersen kuş bilimci de olabilirsin, doğa gönüllüsü de. Önemli olan kalbinde doğa sevgisi taşıman.”
Ali, “Ben her yıl yeni yuvalar yapmak istiyorum,” dedi. “Daha çok kuş gelsin.”
“Biz de!” diye bağırdı tüm sınıf.
Böylece o küçük projeyle başlayan yolculuk, çocukların kalbinde kocaman bir doğa sevgisine dönüştü. Okulun bahçesi her geçen gün daha çok kuş cıvıltısıyla doldu. Ağaçlar, sanki çocuklara teşekkür eder gibi daha gür yaprak açtı.
Ve Renkli Çiçekler İlkokulu’nun 1 B sınıfı, kuşların en çok sevdiği sınıf oldu. Çocuklar da, bir yuva yapmanın aslında bir kalbi ısıtmak olduğunu öğrendiler. Bundan sonra gökyüzüne baktıklarında sadece bulutları ve güneşi değil, kendi elleriyle yuva verdikleri minik dostlarını da gördüler.
Ve hepsi, kuş cıvıltılarıyla süslenmiş o güzel bahçede, mutlu ve umutlu günler geçirmeye devam ettiler.
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!