Padişahın Küçük Kızı Hikayesi

Padişahın Küçük Kızı Masalı Oku

Abone Ol google news
Padişahın Küçük Kızı Masalı Oku
Padişahın Küçük Kızı Masalı Oku

Padişahın Kızı ve Keloğlanın Hikayesi

Vaktiyle uzak ülkelerin birinde halkı tarafından sevilen, iyi huylu bir padişah varmış. Bu padişahın birbirinden güzel üç de kızı varmış. Bu kızlar o kadar güzel, o kadar güzelmiş ki, güzellikleri ülkelerinin dışında bile dillere destan imiş, Bu güzel kızları ile övünen padişah kimselere vermeye kıyamazmış. Fakat bir taraftan kızlarının evlenme çağına geldiğini düşünen padişah, en sonunda iyi düşünerek evlendirmeye karar vermiş. Onları karşısına alarak:

-Yavrularım, güzellikleriniz artık bütün dünyada ünlendi. Bununla beraber evlenme yaşına da girdiniz. Sizleri evlendirmek, bu şekilde mutluluğunuzu da görmek istiyorum. Kimi isterseniz sizi onunla evlendireceğim. Söz hakkı sizindir, demiş. Önce büyük kız düşüncesini açıklamış:

– Babacığım ben, büyük vezirin oğlunu istiyorum, demiş. Ortanca kız:

– Ben de küçük vezirin oğlunu beğeniyorum. Müsaade ederseniz onunla evleneyim, demiş. Sıra küçük kıza gelince, o da düşüncesini açıklamış:

– Babacığım, ben de size fikrimi söyleyeceğim, ama reddedersiniz diye açıklayamıyorum. Eğer reddetmeyeceğinizi söylerseniz ben de kiminle evlenmek istediğimi söyleyeceğim. Babasının muvafakat cevabını alan küçük kız fikrini açıklamış:

– Ben, ahırda atlara bakan Keloğlan ile evleneceğim, demiş. Bunu duyan ablalar:

-Bu senin şanına yakışır mı? Hiç Keloğlan ile evlenilir mi? demişlerse de o:

– Benim gönlüm böyle istiyor, siz ne isterseniz, deyin, diye diretmiş. Kardeşleri onunla bir hayli alay etmişler, ama o dediğinden vazgeçmemiş. Düğünleri yapılmış, ablaları vezirlerin oğulları ile evlenmişler. Küçük kız, evlenmeye daha vakit var diye işi savsaklamış, fakat her gün de tavlaya Keloğlan’a gider, ona güzel muamele ederek sarayın en güzel yemeklerini yedirir, ahırda artık ona iş gördürmez, her gün onu mükemmel besler ve istirahat ettirirmiş.

Bir kız, hem bir padişah kızı, ahır sorumlusu Keloğlan’a nasıl âşık olur, dersiniz… Masal bu ya, niye olmasın!.. O zamanlar bu gibi şeyler hep olurmuş. Amaaa, Keloğlan deyip de geçmeyelim… Keloğlan o kadar akıllı, vücutça o kadar sağlam, gösterişli bir delikanlı imiş ki, onun bu güzelliğini giydiği geniş elbiseler örttüğü için, görmek, anlamak mümkün olmazmış. Küçük kızın onu özel olarak beslemesi, giydirip kuşatması, Keloğlanı göze çarpar hâle getirmiş.

Keloğlan çok akıllı bir genç imiş dedik ya!.. Zekâsı da günden güne gelişmiş, konuşmaları ile de padişahın kızını kendisine bağlamakta gecikmemiş. Aslında Keloğlan iyi ve soylu aileden iken, büyücü ve sihirbaz olan anasının bedduası sonucu böyle oluvermiş. Büyücü olan anası ona bir gün kızdığında:

– Asi oğul, yedi yıl tavla uşağı ol, el kapılarında sana Keloğlan, desinler, demiş. Bu duası da kabul olmuş. Ve gel zaman, git zaman  yolu padişahın ahırına düşmüş. Meğer kızın, “Ben Keloğlan’ı isterim” dediği, zaman yedi yılın son günleri imiş.

Ama, kızın ablaları hep küçük kız ile alay ederler, onu görünce gülerler, laf söylemekten çekinmezlermiş. O, bunlara hiç aldırmaz, her gün ahırda Keloğlan ile başbaşa oturmaktan zevk alırmış. Ahırı temizlemekte bazen Keloğlan’a yardım bile edermiş. Yine bir gün tavlaya Keloğlan’ı görmeye gitmiş. Gitmiş ama Keloğlan’ı ahırda bulamamış… “Acaba nereye gitti.. Ne zaman gelir?” diye beklemiş, beklemiş, beklemekten takati kalmamış bir müddet sonra ahırın bir köşesinde uyuya kalmış…

Aradan ne kadar zaman geçti bilinmez… Bir elin yüzünü okşadığını hissederek uyanmış. Gözlerini açtığı zaman karşısında her zaman gördüğünden daha güzel bir delikanlı görünce şaşırmış! Çünkü iyi giysiler ve temiz yüzü ile Keloğlan her zamankinden daha başka, bir prens gibi olunca, hayret ve sevgi ile dolu olarak Keloğlan’a bakmış. Kızın hayretini gören Keloğlan:

– Nihayet hayret ettin güzelim! Bugün benim özgürlüğe kavuştuğum gündür… Yedi yılı tamamladım… Anamın bana olan bedduası artık bitmiştir. Şimdi seninle buradan her yere gidebiliriz, değil mi? demiş. Sözüne devamla:

-Bir zamanlar iyi ve soylu bir adam evladı idim. Anamın bir sözünü tutmamam üzerine bu kötü duruma düştüm. Anam çok gaddar, çok zalim bir kadındır. Üstelikte yaptığı büyü ile her istediğini, istediği şekle sokar… Onun için ondan hep korkarım… Sen beni bu dünyada seven ilk insansın. Benim Keloğlan olarak ahırda yaşamama rağmen beni sevdin, istedin… Şimdi de ben senin kulun, kölen olacağım… Sen beni diledin, ben de seni aldım kabul ettim. Bugünden tezi yok buradan gideceğiz. Seni anamın diyarına götüreceğim, demiş… Kız bu tatlı sözler karşısında sevincinden gözyaşları dökmüş.

Hemen yol hazırlığına başlamışlar. Sabah olunca ahırdan çıkardıkları yel gibi bir ata binmişler. Ertesi gün Keloğlan’ın anasının diyarına varmışlar. iki sevgili kol kola girip Keloğlan’ın anasının konağına girmişler. Kız, babasının sarayı kadar güzel bu konağı görünce, lüks yaşantıda kardeşlerinden geri kalmadığı için çok sevinmiş.

Delikanlı ile kızı beraber gören saray halkı sevinmişler. Keloğlan doğru anasının yanına koşmuş. Anasını bir sedirde bağdaş kurmuş oturur bulmuşlar. Ana, oğlunu yanında, bir kızla görünce öfkesinden kan beynine fırlamış. Gözleri çanaklarından çıkmış bağırmaya başlamış:

– Seni kerata seni! Seni katır seni Bu elin ne olduğu belirsiz kızını neye getirdin? Keloğlan korkudan ne yapacağını şaşırmış.. Bir ara:

-Anacağım, anacağım… Ben onu sana hizmet etsin diye getirdim, diyecek olmuş, ama kötü huylu ana söz dinler mi… Başlamış laf etmeye…ve söylenmeye başlamış:

-Bana hizmet etsin diye bula bula, bu kızı mı buldun… Çabuk götür onu’ Nereden aldın isen oraya götür, diye bağırıp, çağırmaya başlamış… Öfkesinden kabına sığamaz olmuş… Bağıra çağıra dursun. Keloğlan’ın biraz da anasından dem vuralım:

Keloğlan’ın anası o kadar sinirli, o kadar sert ve zalim karakterli imiş ki. Onun bu karakterinden bütün yakınları korktuğu gibi, kasaba halkı bile büyücülükte mahareti sebebiyle ondan çekinirlermiş. Hiç kimse onun dediğini iki etmezmiş, Keloğlan da bu yüzden anasından çok korkar, onun her deyişine sonsuz boyun eğermiş.

Sevgilisinin, kendisi için koskoca padişah babasını terk edip peşinden gelmesine karşılık, onu kendi evinde “Ana, sana hizmet etsin diye getirdim” demeye mecbur kalması hep anasının korkusundan ileri gelmekteydi. O memlekette köle ve hizmetçi çokmuş, ama böyle güzel hizmetçi her zaman mümkün olmazmış. Keloğlan anasına yalvarmış, yakarmış: “Aman etme anacığım. Onu ben nereye götürürüm, müsaade et senin yanında kalsın bu biçare kızcağız.

Birçok yalvarmalardan sonra anası kızın yanında kalmasına müsaade eder olmuş. Kızı yanına hizmetçi almış. Bu olacak şey mi? Ama olmuş… Kız da başa gelen çekilir, deyip sevgilisi uğruna, gördüğü laflara rağmen katlanmaya başlamış. Bir gün anası Keloğlan’ı çağırmış: – Yeter artık bu yaptığın. Sana söz kestiğim buradaki nişanlını tam yedi yıl beklettin… Şimdi cezan bitti. Bu kadar bekletmek olmaz. Yazık değil mi kıza… Düğünü yapalım artık!.. Keloğlan ses çıkarmamış… Ama, anası “sükût ikrar- dan sayılır” demiş ve bir kaç gün sonra da düğün hazırlıklarına başlamış.

Kız, Keloğlan’ın evlendirileceği haberini alınca, ne yapacağını şaşırmış… Meğer şimdiye kadar Keloğlan, memlekette bir nişanlısı olduğunu hiç söylememiş kıza. Ama, Keloğlan daha o zaman anasının zorla nişanlattığı bu kızla evlenmemekte ısrar ettiği için, anası tarafından lanetlenmiş ve o yedi yıllık cezaya katlanmış. Düğün hazırlıkları başlamış… Onların âdetlerine göre, düğün ya bir hafta sürermiş veya üç gün… Sihirbaz kadın, ne olur, ne olmaz işi çabuk tutayım diye düğünü üç gün yapayım diye kararlı imiş. Yoksa işe şeytan karışır, diye acele edermiş. Düğün bütün ihtişamı ile başlamış…

Halk hoş vakit geçirmeye, neşeli yaşamaya başlamış… Derken, son gün gelip çatmış.. Alay düzülmüş. Kızı almaya yola çıkmışlar. Sihirbaz karı, hizmetçisi olan padişah kızını çağırmış:

– Kız, biz gelini almaya gidiyoruz… Sen, biz gelene kadar şu küpü gözyaşı ile dolduracaksın… Doldurmazsan, vay başına geleceklere! demiş… Kız, bir küpün gözyaşı ile nasıl doldurulacağını bir türlü anlayamamış, aklı almamış. Ama, ne yapsın emir bu… Boynunu bükmüş “hayır” diyememiş..

O memleketin âdetlerinden biri de düğün dönüşünde tuzlu su içmekmiş. Gözyaşı da tabii olarak tuzlu olduğu için, misafirlere çok büyük bir ikram olacaktır, diye düşünmüş sihirbaz karı. Bu hareket özellik taşıyacağından dillere destan olacaktır, demiş içinden… Düğün alayı, oğlanın anasının katılması ile hareket etmiş. Az gitmişler dere tepe düz gitmişler, bir zaman sonra oğlan anasına:

-Anacığım, saatimi unuttum. Döneyim alayım, demiş. Anası kızmış:

– Seni kerata seni, getirdiğin hizmetçi kıza sanat öğreteceksin değil mi? demiş. Fakat Keloğlan fazla israr edince: -dön git! diye müsaade etmiş. Keloğlan hemen dönmüş…

Kızın yanına vardığında kızı iki gözü iki çeşme ağlar bulmuş: Ne ağlarsın… Al şuradan biraz tuz, erit suda, bir güzelce süz, doldur küpe; onlar gelince içsinler. Keloğlan, bunu söyledikten sonra, tekrar anasının yanına koşmuş. Kız, oğlanın dediklerini birer birer yapmış… Gelenler bir güzel bu suyu içmiş, gözyaşı diye… Gelgelelim ki, sihirbaz karı durumu anlamış. Bu sefer kızı tekrar yanına çağırmış:

– Kız şimdi de biz gelene kadar şu döşeklere kuş tüyü dolduracaksın!.. Doldurmazsan sonunu kendin düşün, demiş. Kız bu emre de bir şey diyememiş… Boynunu bükmüş. Onlar gide dursun, kızı yine bir düşünce almış. Gözleri iki çeşme tekrar ağlamaya başlamış. Gelin alayı daha epeyce yol aldıktan sonra, oğlan tekrar anasına yalvarmış:

– Anacığım, para kesemi unuttum. Döneyim alayım bari. Anası köpürmüş:

-Seni kerata seni… Gidip hizmetçi kıza hüner mi öğreteceksin?

-Ne hüneri anacığım!.. Ne hüneri! Ben onu sana hizmet etsin diye getirdim.

– Hadi, hadi çabuk git, gel, demiş. Keloğlan anasından izni koparınca, soluğu hemen kızın yanında almış… Bakmış ki kız yine iki gözü iki çeşme ağlamaktadır. Kıza:

-iki gözüm ne ağlarsın… Al şu tüyü, onu yakınca bütün kuşlar grup grup, gelip soyunacaklardır… Sen de döşekleri bir taraftan doldurur, bir taraftan dikersin..olur biter, demiş ve sonra tekrar düğün alayına yetişmek için yola çıkmış. Kokuyu alan bütün kuşlar saf saf, gelip tüylerini bırakmışlar. Kız tüyleri döşeklere doldurmuş, bir taraftan da doldurduklarını dikmiş. öyle ki, bu iş bir an meselesi olmuş.

Göz açıp kapayıncaya kadar bütün yataklar tamamlanmış. Gelin alayı gelini alıp dönmüş gelmiş. Gelin indirilmiş. Akşam olunca hizmetçi kızın on parmağının ucuna on mum yakıp gelin odasının kapısına dikmişler. Fakat oğlan içeri girer girmez geçmiş odanın köşesine, eline bir de kitap alıp okumaya başlamış. Gelinle hiç mi hiç ilgilenmezmiş. Hizmetçi on parmağında on mum ile kapıda ayakta dururmuş… Gelin ise, damat yanına gelecek diye beklermiş.

Fakat damat bir türlü kitaptan başını kaldırmazmış. Gece yarısı geçmiş. Damat yine kitap okumaya devam edermiş… Gelin uykusuzluğa dayanamamış teli duvağı ile yatmış yatağa, mışıl mışıl uykuya dalmış… Bu zamanı bekleyen oğlan kitabı elinden bırakmış, koşmuş kızın yanına… Mumları kızın parmaklarından aldığı gibi fırlatmış, atmış yatağın üstüne. Sonra da kıza:

-Hadi gel benimle beraber, demiş.  İkisi de dışarı çıkıp rüzgâr gibi giden küheylâna bindikleri gibi basmışlar kırbacı, basmışlar kırbacı, bir yel olup uzaklaşmışlar evden. Onlar gitmekte olsun, biz gelelim geline… Gelin dalgın uyumakta iken bütün odayı kırmızı alevler sarmış..

Her tarafı kapkara dumanlar bürümüş.. Bütün konağın hizmetçileri gelini kurtarmaya koşmuşlar, fakat ne mümkün! Odaya girmenin imkânı kalmamıştır artık. Öteye koşmuşlar, beriye koşmuşlar bir türlü gelini kurtaramamışlar. Koskoca konak kısa zaman içinde yanıp kül oluvermiş.. Sihirbaz kadın öfkesinden küplere binmiş, yerinde duramazmış… Koşmuş ablasına:

-Hemen bin şu küpe uç git… O keratayı tut getir. Sakın acıma ona! diye emir vermiş. Büyük abla binmiş küpe bir kara duman olup uçmaya başlamış… Sihirbaz karının ablası uça dursun. Diğer taraftan bizim âşıklar çalakamçı gider dururlarmış. Bir aralık oğlan kıza dönmüş:

– Sevgilim bir takım sesler geliyor kulağıma.. Bir dön de bak! Ben bakarsam bana yakın gelir her şey, demiş. Kız dönmüş, bakmış… Birden ne görsün… Her taraf siyah bir duman tabakası içinde.. Oğlana seslenmiş:

– Kara bir duman arkamızdan geliyor… Keloğlan:

-Korkma! O gelen duman büyük teyzemdir.. Atlatırız, diyerek anasından öğrendiği bir sihri kullanarak, hemen orada bir çiftçi olmuş, kızı da saban yapmış. Başlamış oğlan çift sürmeye… Teyzesi gelince bakmış ki bir çiftçi tarlayı sürüyor. Seslenmiş:

-Hey çiftçi dayı, çiftçi dayı!. Buradan bir oğlanla bir kız geçti, gördün mü?

Çiftçi duymazlıktan gelmiş. O habire işini görmeye çalışır, hayvanını dehler dururmuş. Fakat kadın anlamış onlar olduğunu. İçinden, “Bırak kalsın bu gençler” deyip onları kendi hâline bırakıp oradan uzaklaşmış. Teyzelerini bu şekilde atlatan oğlan ile kız, tekrar yola düzülmüşler. Sihirbaz kadın büyük ablasının boş döndüğünü görünce, tekrar küplere binmiş hırsından… Ablası:

– Yolda kimseleri bulamadım. Yalnız, yolda bir çiftçi tarlasını sürüyordu. Ona sordumsa da bir türlü cevap alamadım, deyince, sihirbaz karı çıkışmış:

– İşte tâ kendisi idi o kerata… Onlara acıdın değil mi? Sonra dönmüş küçük kız kardeşine emir vermiş:

-Haydi sen koş şimdi…Nerede tutarsan tut acıma, getir bana onları! Küçük kız kardeşi de binmiş koca küpe vurmuş kırbacı, yükselmiş havaya. Kara bulut olup uçmuş gitmiş. Çalakamçı, uzaklaşan kız ile oğlan son gayretlerini harcarlarmış. Bir ara oğlan kıza:

– Yine birtakım sesler geliyor kulağıma! Ben bakarsam tez gelir, yetişir bize yine sen bak, demiş. Kız şöyle bir bakmış, “Kara bir bulut geliyor” diye seslenmiş. Oğlan

-Korkma öyle ise, o gelen küçük teyzemdir. Hemen bir duvar yapmış kızı. Kendisi de bir usta olmuş. Başlamış duvarı örmeye… Küçük teyze duvar yapan ustayı görünce, durmuş seslenmiş:

– Duvarcı dayı, duvarcı dayı! Bu yoldan bir oğlan ila bir kız geçti, gördün mü? Duvarcı söyleneni duymazlıktan gelir, habire duvar örmeye çalışırmış. Kadın bakmış ki sorularına cevap bile verilmiyor, atlamış tekrar küpüne dönmüş gitmiş.. Fakat ustanın kim olduğunu da anlamamış değil, içinde bir acıma duygusu bulunduğu için bilmezlikten gelmiş. Sihirbaz kadın küçük kız kardeşinin de eli boş döndüğünü görünce, öfkesinden deliye dönmüş. Deli gibi her tarafa saldırır olmuş.

Hırslı hırslı ve öfkeli bir tavırla seslenmiş etrafındakilere: -Getirin benim büyük küpümü…Bunları bari ben alıp geleyim, cezalarını vereyim. Hemen büyük küpü getirmişler… Koca kadın bir kırbaç vurarak küpü havalandırmış; hızla oradan uzaklaşmış. Bizim gençler kaçmaktan yorgun düşmüş, bir ara, şurada biraz dinlenelim bari demişler. Yorgunlukla oturdukları yerde biraz sonra da uyuyakalmışlar. Ne kadar zaman geçmiş bilinmez… Bir ara kız uyanmış etrafa bakmış bir de ne görsün: Uzaklardan şimşekler çakarak yıldırımlar düşerek koca bir bulut kendilerine doğru gelmektedir.

Kız hemen durumu anlamış… Oğlanı uyandırmış… oğlan manzarayı görünce: – Eyvah! Bu sefer gelen anamdır…Biz ne yapsak o bizi tanıyacaktır,..Artık işimiz Allaha kaldı, bakalım ne gelecek başımıza! demiş. Bulutlar, yıldırımlar, yavaş yavaş yaklaşmakta imiş. o esnada bulutların arasından bir koca kara kartalin fırladığını gören oğlan, bunun anası olduğunu daha hızlı gelmek için bu hâle geldiğini anlamış.

Kız, başına gelecekten korktuğu için ağlar durur, bir taraftan da Allah’a kendilerini bu belâdan kurtarması için yalvarır dururmuş. O esnada uzaklardan üç kişi peyda olmuş. Meğer bunlar günlük nafakalarını avcılıktan çıkaran insanlarmış. O gün de ellerinde okları ile avlanmaya çıkmışlar, uzaklardan iri bir kartalın kendilerine doğru geldiğini görünce, iyi bir av ile karşılaştıkları için çok sevinmişler. Hemen harekete geçmişler. Avcılardan biri, “İlk oku ben atacağım” demiş. İkincisi de, “Sen düşüremezsen ben atarım demiş!” Üçüncüsü ise, “Eh benim de nasibime düşerse ben de üçüncü oku atarım” demiş.. Kartal yakınlaşınca ilk avcı okunu savurmuş. Atılan ok kartalın sağ kanadına isabet ederek onu kırmış.

Kartaldan bir “ah” sesi çıkmış. Kartal yere düşmediği için, kartalın iyice vurulmadığını gören ikinci avcı nişan almış. O da atmış okunu, ama tam isabet ettirememiş.. Kartalın sol kanadını kırmış. Kartalın uçması yavaşlamış, ama kartal yine de uçmasına bağıra bağıra devam edermiş. O üçüncü avcı sıranın kendisine geldiğini görünce, o da “Ya Allah” deyip okunu savurduğu gibi, ok tam kartalın can yerine saplanmış. Kartal büyük bir gürültü ile yere düşmüş. Avcılar koşarak kartalı yüklendikleri gibi oradan uzaklaşırlar.

Bu işler o kadar kısa zamanda olmuştu ki, oğlan ve kız avcılara dur bile diyememişler. Daha önce kız ve oğlan avcıları görmedikleri için bu olup bitenleri anlayamamışlar. Sonradan işi fark etmişler, ama avcılar çoktan oradan uzaklaşıp gitmişler. İşin aslını öğrenemeyen gençler, dönen olaya Allah’ın bir yardımı olarak bakmışlar.

Üç avcının sırtlarında koca bir kartal ile geçtiklerini gören oğlan bir şey diyememiş. Ne de olsa anası olduğu için içi cız etmiş, ama artık elinden bir şey gelemeyeceği için kara bulutun ve oradan fırlayan kartalın birden yok olduğunu görünce, olan mucizeden ötürü Allah’ına dua eder dururmuş. Ortalığın yatışmasından sonra tekrar yola çıkan bizim âşıklar bir kaç gün daha yol aldıktan sonra kızın babasının memleketine gelmişler.

Padişah kızını sağsalim yanında görünce ve yanında güzel, yakışıklı, akıllı delikanlı bulunca çok sevinmiş. Kız başından geçenleri bir bir anlatmış. Şimdi yanındaki delikanlının ahırdaki Keloğlan olduğunu da söyleyince, kız kardeşleri bu sefer kıskanmışlar, ama belli de etmemişler. Artık alay da edemez olmuşlar. Padişah kızına kavuşmanın sevinci ile ülkesinde bir hafta şenlikler yapılmasını emretmiş. Bu bayramdan sonra da gençlerin evlenmelerine müsaade etmiş ve bundan sonra da damadı Keloğlan’ı başvezir yaparak sarayına almış. Artık mutluluğa kavuşan gençler her şeyi unutup saadet içinde yaşamaya bakmışlar.

Çocuk Masalları KısaÇocuk Hikayeleri KısaÇocuk Hikayeleri


Benzer İçerikler

Tahta Çanak Hikâyesi
Tahta Çanak Hikâyesi
Tatarcık ile Aslan
Tatarcık ile Aslan Hikayesi
Herkesi Memnun Edemezsin
Herkesi Memnun Edemezsin Hikayesi
Yağmur Damlaları Masalı
Yağmur Damlaları Hikayesi

Yorumlar

  1. Recep sakar says:

    Çok teşekkür ederim severek okudum. ☺️

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Masal Oku | © 2023, Tüm hakları saklıdır.