Yakut Prens Hikayesi

Yakut Prens

Abone Ol google news
Yakut Prens
Yakut Prens

Yakut Prens

Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde bir dilenci, nehir kıyısında yürüyormuş. Nehir bir anda geri çekilerek ardında bir sürü çamur bırakmış. Dilenci ise çekilen nehirden kalan balıkları toplamak için bakınmış. 

Dilenci: “Yeteri kadar şanslıysam belki bugün en azından iki balık bulurum ya da… ya da belki üç tane.” diye söylenmiş.

Dilenci etrafa bakınırken birden bir şey gözüne ilişmiş: “Vay canına! Bu taş çok büyük ve çok parlak! Bu taşla kaç gün yemek satın alabilirim merak ettim.” 

Dilenci hemen o parlak taşı alarak, şahın mutfağında çalışan arkadaşının yanına koşmuş ve ona: “baksana buna ne kadar eder.” diye sormuş

Arkadaşı: “Ah! Nereden buldun bunu?” 

Dilenci: “Nehir kıyısında buldum. Sen bana çok yardım ettin. Bana daha fazla bedava yemek veremeyeceğini anlıyorum. Sence bu taş bana kaç tane yemek aldırabilir.” 

Arkadaşı: “Taş mı? O bir yakut şaşkın şey! O senin hayatını değiştirebilir. Onu derhal Şaha götür ve beni dinle. Bu yakutun karşılığında, Şah’tan tam iki büyük küp dolusu altın iste.”

Dilenci: “İki büyük küp dolusu mu?” 

Arkadaşı: “Evet! Daha azını kabul etme. Beni anlıyor musun?” 

Dilenci, arkadaşının tavsiyesine uymuş ve Şah’la görüşmeye gitmiş. Şah şoke olmuştu. Hayatında hiç bu kadar büyük bir yakut görmemişti. 

Şah: “Sana bu yakutun karşılığında üç küp altın vereceğim. O kadar yeter mi?” 

Dilenci: “Ohh! Üç küp dolusu altın mı? Efendim hayatımın en güzel günü bugün.”

Dilenci üç küp altınını almış ve gitmiş. 

Şah: “Ehehe! Buna paha biçilemez, bunu 18’inci yaş gününde, kızıma vereceğim. Eminim kızıma büyük bir servet getirecektir. “

Şah, taşı büyük bir sandığın içine koymuş ve büyük bir kilitle kapağını kapatmış. Şah, kızının 18’inci yaş gününde yakutu almak için geri dönmüş. Sandığın kilidini açar açmaz sandığın içinde bir delikanlı olduğunu görünce…

Şah: “Sen de kimsin?”

Yakut Prens: “Efendim, ben… bir prensim.”

Şah: “Gardiyanlar! Hırsız var. Sen benim kıymetli yakutumu çaldın. Onu hemen şimdi bana geri ver.” 

Yakut Prens:  “Efendim, hangi hırsız bir yakut çalar ve ondan sonrada kendini sandığın içine kilitler. Yakutunuz gitti. Doğrusu bu, ben yakutunuzu geri getiremem. Benim adım Yakut Prens ve sizden bunun bana nasıl olduğunu sormamanızı talep ediyorum.” 

Şah: “Yakut Prens mi? Sen bir hırsızsın, bu işler o kadar kolay mı sandın? Ben kıymetli yakutumu kaybediyorum ve sandığımın içinde bir adam buluyorum…”  

Yakut Prens: “Çok doğru, sıkıntınızı anlıyorum efendim. Ama ne olursa olsun nereden geldiğimi size söyleyemem. 

Şah: “Ah! Madem öyle diyorsun, o zaman bana başka bir seçenek bırakmıyorsun. Seni kendi sarayımda bir sandığın içinde bulduğum için ben ne dersem onu yapacaksın. Sen artık benim uşağımsın. “

Yakut Prens: “Emredersiniz.”

Şah, Yakut Prensi idam ettirmek istemiş ama bunu yapamamış. Prensin dingiz gözleri ve sakin sesi, Şahın böyle bir emir vermesini zorlaştırmış. Ama Şah, değerli yakutunu kaybettiği için yine de öfkeliymiş.

Prense tuhaf işler yaptırmış. Mesela bahçıvanlık ve saray temizliği… Ama Prens hiç şikayet etmemiş. Hatta her görevi Prensesin yanına yaklaşmak için bir bahane olarak kullanmış. Prensese umutsuz bir şekilde aşık oluyormuş. 

Şah: “O! O hırsız, hangi cüretle benden çalıyor? Ah! Ben ne yapacağım bu hırsıza? Bir dakika! Aklıma bir fikir geldi. 

Şah, ertesi gün Prensi çağırtmış. Halkın huzurunda

“Dinle! beni, Acamistan denizlerinde bir ejderha yaşar, aylardır bütün gemilerimizi batırıyor. Ticaretimiz çok kötü etkileniyor. Kılıcımı al ve o ejderhayı etkisiz hale getir. Bu bir emirdir.” 

Halk: “Olamaz! Bu delilik.” 

Yakut Prens: “Baş üstüne majesteleri. Ama bana bir flüt lazım. Ejderhayı denizden çıkarıp, ormana çekmek için flüt çalmam gerek.”

Şah: “Tamam ama sana bir faydası olmaz. O karada da denizde olduğu kadar tehlikelidir çünkü.” 

Yakut Prens: “Ama emrinizi ancak bu şekilde yerine getirebilirim efendim. Ben suya ayak değdiremem.” demiş. 

Şah bu teklifi kabul etmiş. Sonrada kendi kendine: “Suya ayak değdiremez misin? Hahahaha! Bu ne biçim bir Prensmiş! Bu ejderha ile savaşmaları için bir sürü savaşçı yolladım ben. Hiç kimse geri dönmedi. O da onlarla aynı kaderi paylaşacak. Hahahaha!” 

Prens kayığını almış ve ormana varmış. Ormanın ortasında büyük ve boş bir yere gitmiş. Ve ejderhayı sudan çağırmak için flüt çalmaya başlamış.

Ejderha yaklaştıkça yer titremiş. Hava ısındıkça Prens, ejderhanın yaklaştığını anlamış. Ejderha bütün gücüyle saldırmış. Ama Prens hızlı bir hareketi ile ejderhayı etkisiz hale getirmiş.

Yakut Prens: “Senin canını bağışlayacağım ama bana söz ver. Bir daha gemileri batırmayacaksın ve bir daha hiç kimseye sorun çıkarmayacaksın.” 

Yakut Prens saraya geri dönmüş. Herkes onu görünce çok şaşırmış. 

Yakut Prens: “Majesteleri, benden istediğiniz şeyi yaptım. Ejderha bir daha geri dönmeyecek.” 

Şah: “Sen gerçekten cesur bir Prenssin. Senden çok etkilendim delikanlı. Ah! Şimdi sana inanıyorum. Senin kim olduğunu ve nereden geldiğini bilmiyorum ama isteğine saygı duyacağım ve bunu sana bir daha sormayacağım. Söyle bana, ne istersin? Benden ne istersen gerçekleşecektir.”

Yakut Prens: “Efendim, ben kızınıza aşık oldum. İzniniz olursa kızınıza evlenme teklifi etmek istiyorum.” 

Şah: “Hahahah! Cesaretin ile beni çoktan ikna ettin zaten. Eğer kızım seninle evlenmeyi isterse, ben rıza gösteririm.” 

Şahın kızı da Prensten aynı derecede etkilenmiş. Onunla evlenmeyi hemen kabul etmiş.

Prenses kibar bir kadınmış. Kocasını çok seviyormuş. İkisi birden krallıklarını iyi yöneterek günlerini geçirmişler. Ama bir soru, sürekli Prensesin kafasını meşgul etmiş. 

Prenses: “Sevgilim, ben senin hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Sen gerçekte kimsin? Lütfen, nereden geldiğini söyle bana.” 

Yakut Prens: “Lütfen bana onu sorma. Onu sana asla söyleyemem. Söylediğim gün beni sonsuza dek kaybedersin.” 

Bu sözler Prensesi çok üzmüş. Prenses, Prensi çok seviyormuş ve onun hakkında her şeyi bilmek istiyormuş. Bir defasında, okyanusun kıyısında otururlarken ona bir daha sormaya çalışmış. Prens, bir kez daha üzülmüş ve Prensesten kendisini zorlamamasını rica etmiş. 

Prenses: “Ama neden? Neden öğrenemiyorum? Lütfen, lütfen anlat bana.” 

Yakut Prens: “Ah! Seni çok sevdiğimi biliyorsun. Senin böyle acı çekmeni seyredemem. İlle de öğreneceksen, o zaman kim olduğumu söyleyeyim. Ben…”

Prenses: “Ah! İmdat! Gardiyanlar! Prensi geri verin bana!” 

Gardiyanlar bütün okyanusu aramışlar ama Prensi asla bulamamışlar. Prenses kendini suçlamış.

Herkes ona bunun onun hatası olmadığını anlatmaya çalışmış. Ama Prenses dinlememiş. 

Prenses: “Hayır! Benim aptalca sorularım yüzünden Prens kayboldu.” 

Prenses bu acıya dayanamamış ve çok hasta olmuş. Bir sürü doktor onu iyileştirmeye gelmiş ama hiçbir faydası olmamış. Şah, kızı için korkuyormuş. Sonra bir hizmetçi, Prensesin odasına garip bir haberle gelmiş. 

Hizmetçi: “Majesteleri! Majesteleri! Olamaz! Dün gece okyanusta bir sürü ışık vardı. Ah! Sanki periler dans ediyordu. Çok güzeldi! 

Prenses: “Çok saçma, peri diye bir şey yoktur. Git buradan!” 

Hizmetçi: “Ama ben onu gördüm! Başına en parlak yakut taşını takmıştı ve sanki eşinizdi…”

Prenses: “Yakut mu dedin sen?”

Hizmetçi: “Perilere inanmadığınızı biliyorum tabi ama…”

Prenses: “Ben perilerle ilgilenmiyorum! Sen beni oraya götür.” 

Prenses ve hizmetçisi o gece, okyanus yakınındaki ormanda çalıların arasına saklanmışlar. Hava kararana kadar orada beklemişler. Sonra bir anda, okyanustan yükselen bazı ışıklar görmüşler. Işıklar aniden güzel perilere ve minik genç delikanlılara dönüşmüş.

Bir süre sonra okyanusun kralı, adamlarıyla birlikte yüzeye çıkmış. Kral, altın bir giysi giyiyormuş ve elinde bir asa varmış. Kısa süre sonra gösteri başlamış.

Periler dans etmişler ve delikanlılar yeteneklerini krala göstermişler. Ama Prenses bunların hiçbiriyle ilgilenmemiş. Onun bakışları, kralın yanında duran adamın üstünde kilitlenmiş.

Prenses, okyanus mavisi o gözleri asla unutamıyormuş. Hayatının aşkı, orada bir heykel gibi duruyormuş. 

Prenses: “Ah! Prensim!” 

Sonra Prenses, çok cesurca bir hareket yapmış. Yüzünü bir peçeyle örtmüş ve saklandığı yerden çıkmış. Perilerin arasında dans etmiş. O kadar güzel hareket etmiş ki oradaki herkesin dili tutulmuş. 

Kral: “Harika! Bu kadar harika bir dans karşılığında, dile bizden ne dilersen. Dileğin kabul olacak.” 

Prenses: “Majesteleri, şey…Ben Şahın kızıyım. Yakut Prensimin karısıyım. Kendisi tahtınızın yanında duruyor. Lütfen, lütfen kocamı bana geri verin. Sizden başka hiçbir şey istemiyorum.” 

Kral, bu isteğe kızmış ve denize geri dönmüş. Prensi de yanında götürmüş. 

Prenses: “Hayır, Durun!” 

Hizmetçi: “Ah! Prenses, şu tarafa bakın.” 

Prenses sahile koşmuş. Gelen onun Prensiymiş, prenses daha ne olduğunu anlayamadan okyanus konuşmaya başlamış. 

Okyanus: “Onu geri alabilirsin ama onu nasıl kaybettiğini unutma sakın! Daha düşünceli ol.” 

Yakut Prens: “Ah! Sevgilim seni kaybettiğime o kadar çok üzüldüm ki anlatamam.” 

Bütün saray halkı, Yakut Prens’in dönüşüne çok sevinmiş. Prenses o günden sonra daha düşünceli olmuş. Kocasına okyanusun altındaki dünyası hakkında hiç soru sormamış.

Onun geri dönmesine seviniyormuş. Prenses, Yakut Prensi çok sevmiş. Birlikte ilelebet mutlu yaşamışlar. 

Andersan MasallarıAnadolu MasallarıHayvan Hikayeleri


Benzer İçerikler

Beş Küçük Bezelye Tanesi
Beş Küçük Bezelye Tanesi Hikayesi
Zengin Çoban Masalı
Zengin Çoban Hikayesi
Tilki ile Fare
Tilki ile Fare Hikayesi
Köpek, Horoz ve Tilki
Köpek, Horoz ve Tilki Hikayesi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Masal Oku | © 2023, Tüm hakları saklıdır.