Çizmeli Kedi Hikayesi

Çizmeli Kedi Masalı

Abone Ol google news

Çizmeli Kedi, akıllı manevraları ve efsanevi maceralarıyla çocukları ve yetişkinleri büyülü bir dünyaya çeker. Bu klasik masal, kurnaz bir kedinin zekası ve cesaretiyle nasıl zorlukların üstesinden geldiğini ve sahibine mutluluk getirdiğini anlatır. Her yaştan okuyucunun hayal gücünü ateşleyen bu hikaye, ahlaki dersler ve eğlenceli anlarla doludur.

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, ben diyeyim uzakta, siz deyin yakında ama çok eski zamanlarda bir değirmenciyle üç oğlu yaşarmış. Az konuşup çok çalışırlar, gül gibi geçinip giderlermiş.

Günlerden bir gün değirmenci hastalanmış. Öyle ki yatağından kalkamaz olmuş. Bu dünyadan göçeceğini anlayan değirmenci, neyi varsa oğulları arasında paylaştırmaya karar vermiş.

Kendisinden sonra oğullarının mal derdine düşüp de aralarında tartışmalarını istemiyormuş. Hemen oğullarını yanına çağırmış. Değirmeni büyük oğluna, eşeğini ortanca oğluna ve kedisini de küçük oğluna bıraktığını açıklamış.

Bir süre sonra da göçüp gitmiş. Çocukları babalarının gidişine çok üzülmüşler. Ama elden ne gelir? Artık her biri kendi başının çaresine bakmak zorundaymış.

En küçük oğlan çok mutsuz ve içten içe babasına kızıyormuş. Ona göre “Bir kedi ne işe yarayabilir ki? Değirmenle eşek öyle mi ya? Onlarla her şey yapılabilir.” diye kendi kendine söyleniyormuş.

O böyle umutsuzluk içinde kıvrana dursun, bizim kedi onun söylediklerini duyunca yerinden kalkarak gence doğru yürümeye başlamış. “Sen öyle sanmaya devam et bakalım.” der gibi genç adama bakıyormuş.

Bir yandan da iki ayağının üzerinde yürümesiyle onu şaşırttığı için kıs kıs gülüyormuş. Genç adam gerçekten de kediyi hayret dolu bakışlarla seyrediyormuş. Kediler dört ayak üzerinde yürürmüş. Böyle yürümek de neyin nesiymiş.

O böyle düşünürken kedi de yanına sokulmuş ve konuşmaya başlamış. Genç delikanlı “Sen bak şuna” demiş. “Şimdi de konuşuyor.” Sonra da gördüklerinin bir rüya olup olmadığını anlamak için kendi koluna bir çimdik atmış.

“Bu ne biçim bir kedi böyle?” demiş.

“Mıyav… Ben senin bildiğin o kedilerden değilim işte. Şimdi şaşkınlığını bir kenara bırak da kulaklarını dört aç ve beni dinle.” demiş ve sözlerine şöyle devam etmiş: “Eğer benim sözümü dinlersen bir gün çok mutlu bir adam olabilirsin. Ama sabır etmesini de bilmelisin.”

Genç adamın ona pek inanası gelmemiş ya neyse…

Başka bir çıkar yol bulamadığı için kedisiyle beraber oradan ayrılmaya karar vermiş. Bir iş bulup çalışmalıymış, yoksa geçimini sağlayamazmış.

Birkaç parça eşyasını da yanına alarak kediyle birlikte yollara düşmüşler. Dağlar, tepeler aşıp, derelerden, köprülerden geçmişler. Sonunda da büyük bir ormana varmışlar.

Genç adam öyle çok yorulmuştu ki neredeyse düşüp bayılacakmış. Bir çınarın gölgesinde uzanacağı sırada kedi, kızgın bir şekilde,

“Hey, ne yapıyorsun, birkaç tane bıldırcın avlasak hiç fena olmaz.” demiş.

Genç adam, kedinin o sözlerine hak vermiş. “Acıkmış olmalı.” diye düşünmüş içinden.

Kendisi de onun gibi çok acıkmıştı. Bir sürü bıldırcın avladıktan sonra genç adam, tam onları pişirecekmiş ki kedi yine seslenmiş:

“Bence onları pişirmekten vazgeç, daha yapacak çok işimiz var.” Genç adam onun sözlerine bir anlam verememişti.

Çizmeli Kedi

Kedi onun konuşmasına fırsat vermeden şöyle demiş: “Biz en yakın kasabaya varıp birkaç bıldırcın satmalıyız.” Genç adam, kedinin bu gerekçesini de haklı bulmuş. Öyle ya, paraları olmadan nasıl geçineceklermiş.

Hemen bıldırcınları bir çuvalın içine koyarak kasabaya varmışlar. Burada kısa zaman içinde yakaladıkları tüm bıldırcınları satmışlar.

Para kazanmak genç adamın çok hoşuna gitmişti. Ellerinde birkaç bıldırcın kalmıştı ki kedi: “Hadi bakalım, gidiyoruz.” demiş.

“Deli misin, daha hepsini satmadık ki! Hem nereye gidiyormuşuz bakalım,” diye çıkışmış genç adam.

“Neeee,” diye bağırmış genç adam. Neymiş o gerekli olan şeyler?

“Bir çift çizme, bir şapka ve bir de pelerin,” diye karşılık vermiş kedi.

Genç adam, kedinin bu isteği karşısında öfkesinden ne diyeceğini bilememiş, sonra yine çıkışmış.

“Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin?” diye bağırmış.

Kedi hiç istifini bozmamış. “Beni dinlemen gerektiğini söylemiştim ama.”

Kedi kendisinden emin bir şekilde şöyle demiş: “Tabii ki bana gerekli olan eşyaları almaya.”

“Kedi sözü dinlemek ha!.. Yani ben bunun dediklerini mi yapacağım şimdi?” diye kendi kendine söylenmiş genç adam.

“Evet dostum, istersen biraz acele edelim.” demiş.

İkisi birlikte kasaba sokaklarını dolaşmaya başlamışlar. Girip çıkmadıkları dükkan sorup sormadıkları tüccar kalmamış. En sonunda bir çift çizme, bir şapka ve bir pelerin almışlar. Tabii bir de kedinin sonradan istediği kılıcı… Kedinin keyfi yerine gelmişti.

Önce çizmelerini giymiş, sonra pelerinini ve tüylü şapkasını… Kılıcı da bir güzel kuşandıktan sonra aynaya bakıp gururla gerinerek, “İşte tam istediğim gibi,” demiş.

Genç adam, onun ne yapacağını çok merak ediyormuş. Kedi arkasına dönüp, “Hadi sen git karnını doyur. Ben dönünceye kadar da burada bekle,” demiş.

Genç adam “Nereye gidiyorsun?” demeye kalmadan kedi, bıldırcınları koyduğu bir çuvalla oradan uzaklaşmış.

Genç adam arkasından bakakalmış. O ülkenin kralı, bıldırcın etini çok severmiş. Bizim Çizmeli Kedi de bunu çok iyi biliyormuş o yüzden “Bir an önce saraya varmalıyım.” diye düşünüyormuş. Koşa koşa gidiyor, adımları biraz yavaşlar gibi olunca, sahibinin kendisini beklediğini hatırlayıp yeniden hızlanıyormuş.

Derelerden, tepelerden, yokuşlardan, düzlüklerden, uzun kısa yollardan geçmiş. Sonunda sarayın büyük kapısının önüne varmış.

Bekçiler şaşkınlıkla bir kediye, bir de üzerindekilere bakmışlar. “Ne tuhaf bir kedi bu böyle,” demişler.

Kedi hemen söze girmiş: “Sevgili kralımıza hediyeler getirdim. Lütfen huzuruna çıkmama izin verin,” demiş.

Bekçiler onun bu isteğine karşı çıkmamışlar. Onu kralın huzuruna götürmüşler. Karşısında bir kediyi, hem de böyle tuhaf görünüşlü bir kediyi gören kral, çok şaşırmış.

Çizmeli Kedi, kralı saygıyla selamladıktan sonra elindeki çuvalı göstererek, hiç beklenmeden söze girmiş.

“Saygıdeğer efendim, ben Karabas Markizi’nin elçisiyim. Şu gördüğünüz çuvaldaki bıldırcınları da size o gönderdi,” demiş.

Kral bıldırcınları görünce çok sevinmiş.

Hizmetçilerine hemen bir kese altın getirmelerini emretmiş. Onu Çizmeli Kediye uzatarak “Efendisine teşekkür ettiğimi söyle,” demiş.

Çizmeli Kedi, nerede nasıl konuşulacağını çok iyi bilirmiş. Bu yüzden durmadan krala övgü dolu sözler söylüyor, bu da kralın çok hoşuna gidiyormuş.

O günden sonra sarayın kapıları Çizmeli Kedi’ye hep açık kalmış. Bizim kedi istediği zaman saraya girip çıkabiliyor, kralla her konuda sohbet edebiliyormuş. Sizin anlayacağınız ikisi iyi birer dost olmuşlar.

Gelelim değirmencinin küçük oğluna… Çizmeli Kedinin dönüşünü dört gözle beklemiş genç adam. Çizmeli Kedi kasabaya döndüğünde beraberinde getirdiği bir kese altını sahibine uzatmış.

Genç adam kesenin ağzını açıp da parıl parıl parlayan altınları görünce birden gözleri kamaşmış.

“Bunları nereden aldın?” diye kekelemiş.

Çizmeli Kedi Hikayesi

“Sevgili kralımızın sana hediyesi,” demiş kedi gülerek.

Genç adam sus pus olmuş, kediyi dinliyormuş. Çizmeli Kedi: “Sen bunları kafana takma, sonra ne olduğunu anlarsın,” demiş.

Günler bir bir geçip gidiyormuş. İşte o günlerden birinde bizim Çizmeli Kedinin aklına yeni bir fikir gelmiş. Kral ve kızı saray yakınlarındaki ırmak kenarında sık sık gezintiye çıkıyorlarmış.

Bu onlar için güzel bir fırsat olabilirmiş. Birden yanında oturan sahibini heyecanla dürtmüş. “Dinle beni, hemen gidiyoruz,” demiş.

Genç adam kedisinin bu ani hareketlerine artık alışmış. Ama yine de “Nere?” diye bağırmaktan kendini alamamış.

“Hadi çabuk, vakit kaybetmemeliyiz, sana her şeyi yolda anlatırım,” demiş.

Yine yollara düşmüşler. Sık ormanlar, dimdik dağlar aşmışlar. Bağlardan, bahçelerden geçmişler. Gide gide sonunda bir ırmağın kenarına varmışlar.

Çizmeli Kedi, sahibini tepeden tırnağa şöyle bir süzmüş. Sonra da, “Hadi, şimdi soyun bakalım.”

Genç adam: “Nasıl yani?” diye haykırmış. “Bunu bana hiç söylememiştin.” Fakat ona bir kere söz vermiş ya… Onun sözünü dinleyecek, dediklerini yapacakmış.

Genç adam elbiselerini çıkarıp hemen ırmağın serin sularına girmiş. Irmağın serin suyunda beklemeye koyulmuş. Bu arada Çizmeli Kedi, sahibinin elbiselerini bir çalılığın arkasına saklamış. O sırada atların nal sesleri duyulmaya başlamış.

“Benim duyduklarımı sen de duydun mu? Kral ve sevgili kızı buraya doğru geliyor olmalı.”

Genç adam hiç konuşmadan yalnızca başını sallamış. Çizmeli Kedi hemen arabanın önüne atlamış ve yardım istemiş. Kral ve prenses, Çizmeli Kedi’yi görünce hem çok sevinmişler hem de çok şaşırmışlar.

Kral, “Dostumun başı dertte galiba,” demiş ve arabacıya arabayı durdurmasını emretmiş. Arabanın penceresinden başını uzatıp, “Senin ne işin var buralarda?” demiş.

Çizmeli Kedi, hiç vakit kaybetmeden anlatmaya başlamış. “Saygıdeğer kralımız, efendimle birlikte sizi ziyarete geliyorduk. Şu güzel ırmağın kenarından geçiyorduk ki, efendim dayanamayıp suya girdi. O ırmakta yüzerken ben de kıyıda oturuyordum. Ama çok talihsiz bir olay yaşadık. Çünkü o anda efendimin elbiseleri çalındı. Lütfen bize yardım edin,” demiş.

Kral bunu öğrenince, saraydan Karabaş Markizi’ne uygun elbiseler getirilmesini emretmiş. Bizim değirmencinin oğlu, saraydan getirilen elbiseleri giyince çok yakışıklı bir delikanlı olmuş.

Kral onu arabasına davet etmiş, onu gören prenses ondan etkilenmiş. Her ikisi de gözlerini birbirinden ayıramamış.

Çizmeli Kedinin istediği sonunda olmuş. Krala en derin saygılarını bildirip hızla oradan uzaklaşmış. Gele gele ırmağın az ötesindeki bir tarlaya gelmiş.

Tarlada köylüler çalışıyormuş. Bir kısmı ekin biçiyor, bir kısmı da biçimleri topluyormuş. İçlerinden birisi kendilerine doğru gelen Çizmeli Kedi’yi görünce irkilmiş.

“Heyyy, şuraya bakın, bu ne biçim bir kedi böyle!” diye haykırmış. Herkes başını kaldırıp Çizmeli Kedi’ye doğru bakmış. Bir başkası,

“İmm… Sakın bu acımasız devin bir oyunu olmasın,”

“Öyle ya, hiç böyle kedi görmüş müydünüz?” demiş ötekisi.

Onlar ne yapacaklarını düşünürken kedi, bir çırpıda yanlarına vararak, “Az sonra buradan yüce kralımız geçecek. Kral size buraların sahibini sorduğunda ‘Karabaş Markizi’nindir’ diyeceksiniz. Yoksa devin elinden çekeceğiniz var,” demiş.

Köylüler hep bir ağızdan, “Demek düşündüğümüz doğruymuş, ne dediyse yapmalıyız. Aksi halde başımıza bir felaket gelebilir,” demişler. Çok geçmeden kralın arabası tarlanın kenarında durmuş.

Kral, arabanın penceresinden köylülere seslenmiş. “Benim sevgili halkım, bu tarlanın sahibi kimdir?” Köylüler hep birlikte cevap vermişler: “Karabaş Markizi’nindir efendimiz.”

Kral, genç adamın yüzüne bakıp gülümsemiş. “Böyle güzel topraklara sahip olduğunuz için kendinizle gurur duymalısınız,” demiş.

Çizmeli Kedi Hikayesi Oku

Yol boyunca alabildiğine uzanan tarlalardan, bağlardan, bahçelerden geçmişler. Geçtikleri her yerde çalışanlar, oraların Karabaş Markizi’ne ait olduğunu söylemişler.

Artık kral, bu genç adamın kızına layık bir eş olabileceğini düşünüyormuş. Günü geldiğinde gönül rahatlığıyla tahtını ona bırakabilirmiş. O böyle düşünürken karşılarında, ormanın tam ortasında bir şato görmüşler. Burası acımasız devin şatosuymuş.

Onlar şatoya doğru yol aladursunlar, bu arada bizim Çizmeli Kedi bakalım neler yapmış? Kedi, kralın arabasının şatoya ne kadar zamanda ulaşacağını önceden hesaplamış. Bu yüzden rüzgar gibi esmiş, şimşek gibi çakmış. Çarçabuk devin şatosuna varmış.

O sırada dev, yere uzanmış güneşleniyormuş. Çizmeli Kedi, cesurca devin karşısına dikilmiş. Dev onun gelişini duymamış bile. Çizmeli Kedi deve seslenmiş: “Hey, sana söylüyorum, duymuyor musun?” demiş. Dev bu sesi duyunca, gözünün tekini hafifçe açmış.

Küçümser bir adayla, “Sen de kimsin?” diye sormuş.

Çizmeli Kedi, “Kim olduğumu görmüyor musun?” diye çıkışmış.

“Görüyorum da, bu tuhaf kılığınla burada ne arıyorsun, onu anlayamadım,” demiş dev.

“Seni merak ettim de, o yüzden geldim,” demiş Çizmeli Kedi.

“Çok güçlü olduğunu söylemişlerdi. Bir de kılıktan kılığa girebildiğini…” Dev biraz duraksamış. Sonra güçlü bir kahkaha patlatmış. Bu öyle güçlü bir kahkahaymış ki yer gök inlemiş. Devin gür sesi dağlara çarpıp geri gelmiş. Kurtlar, kuşlar kaçışmış.

Ayılar inlerine, yılanlar deliklerine girmişler. Hatta kaplumbağalar uzun süre başlarını kabuklarından dışarı çıkartamaz olmuşlar. Sonra dev, kızgın kızgın bakmış Çizmeli Kedi’ye.

“Yoksa benim gücümden bir şüphen mi var?” diye kükremiş.

“Yoo… Yoooo,” demiş çekinerek. “Yalnız nasıl olup da kılıktan kılığa girebildiğini bir türlü aklım almıyor.”

Dev bir kez daha haykırmış: “Nasıl olur da bana inanmazsın sen?”

Kedi birkaç adım geri gitmiş. Sonra da, “O zaman bir ejderha ol da görelim,” demiş.

O böyle der demez, ağzından alevler çıkan bir ejderhaya dönüşüvermiş. Çizmeli Kedi, karşısında böyle bir ejderha görünce biraz ürkmüş. Ama kısa bir süre sonra kendini toparlayıp, “Senin gibi kocaman bir devin ejderha kılığına girmesi çok kolay. Hadi bir fare ol da görelim,” demiş.

Dev yine kükremiş. “Nasıl fare olunurmuş bak da gör,” demiş.

Çizmeli Kedi Oku

Tam o sırada dev, küçücük bir fareye dönüşüvermiş. Şimdi gülme sırası Çizmeli Kedi’deymiş. Dev o kadar akılsızmış ki, kedinin niyetini hiç anlayamamış. Çizmeli Kedi, fare kılığına giren devi kovalayarak pençeleriyle onu bir hamlede yakalayarak yutuvermiş.

Bunu gören şato görevlileri şaşırıp kalmışlar. Ama zalim devden kurtuldukları için çok sevinmişler.

Çizmeli Kedi, bütün çalışanları etrafına toplamış. Onlara, “Bu şato artık efendim Karabaş Markizi’nindir. İsterseniz burada kalıp onun emrinde çalışabilirsiniz,” demiş.

Onlar da Markizi’nin emrinde çalışmayı kabul etmişler. Bu sırada dışarıdan at kişnemeleri duyulmuş.

Çizmeli Kedi hemen koşarak dışarı çıkmış. Kralın geldiğini anlamış ve onu karşılamak için dışarı çıkmış.

Eğilerek, “Saygıdeğer kralım, şu gördüğünüz şato efendim Karabaş Markizi’nindir. Eğer konuğumuz olmayı kabul ederseniz, efendim bundan büyük mutluluk duyacaktır,” demiş.

Kral, büyük bir memnuniyetle bu teklifi kabul etmiş. Çünkü kızını emanet edebileceği birini bulmuş sonunda. Karabaş Markizi’ne dönerek,

“Ben sizin konuğunuz olmaktan onur duyarım. Ama bir şartla. Bundan böyle benim sarayımda yaşamayı kabul ederseniz,” demiş.

Karabaş Markizi, kralın bu sözlerine karşısında çok heyecanlanmış. Kekeleyerek, “Yüce kralım, pek anlayamadım,” demiş. Aslında anlamış ama duyduklarına inanamamış bir türlü.

Emin olmak için bu sözleri kralın ağzından bir kez daha duymak istemiş. Kral, sevgiyle gülümsemiş. “Eğer kızımla evlenirseniz, beni dünyanın en mutlu kralı yapacaksınız,” demiş.

Genç adamın yüreği küt küt atıyormuş. Sevinci o kadar büyükmüş ki, dünyalara sığmazmış. Başını kaldırıp utangaç bir tavırla prensese doğru bakmış. Prenses de, “Hislerini paylaşıyorum,” der gibi ona bakıyormuş.

Bu arada bizim Çizmeli Kedi keyifli keyifli gülümsüyormuş, meraklı bakışlarla iki sevgiliyi izliyormuş. Genç adam, Çizmeli Kedinin onları izlediğini fark etmiş.

Onun kendisi için yaptıklarını hiç unutmayacağına dair söz vermiş kendi kendine. Bir ara Çizmeli Kediyle göz göze gelmişler. Genç adam, en derin teşekkürlerini bildiriyor, kediyse sanki ona mutluluklar diliyormuş.

Gerçekten de genç adam, Çizmeli Kedinin kendisi için yaptıklarını hiç unutmamış. Eskiden bir değirmencinin oğlu olduğunu da… Ölünceye dek hep dost kalmışlar.

Hepsi birlikte çok mutlu bir hayat yaşamışlar. Onların masalı dilden dile dolaşmış. Yedi ülkeyi aşmış. Uzun yıllar geçmiş ama hiç unutulmamış.

Uzun Hikayeler – 9 Yaş Masalları – Uyku Öncesi Masallar

Öğrenmiş olduk, başka eğitici güzel her güne bir masal ile birlikte olmak dileğiyle mutlu günler dileriz.


Benzer İçerikler

İnanmayan Ölçsün
İnanmayan Ölçsün Hikayesi
Tek Gözlü Geyik
Tek Gözlü Geyik Hikayesi
İmdi Dede Masalı
İmdi Dede Hikayesi
Çirkin Prenses
Çirkin Prenses Hikayesi

Yorumlar

  1. Cansu says:

    En sevdiğim masaldır çizmeli kedi. Çok teşekkürler.

  2. Birsel köse says:

    Çok güzel masallar hem dinliyom hem okuyom mütiş😊😊☺🙂🙂☺☺😊😊🤗😍😍😍😍

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Masal Oku | © 2023, Tüm hakları saklıdır.