Keloğlan İle Kardeşleri Hikayesi

Keloğlan İle Kardeşleri Masalı Oku

Abone Ol google news
Keloğlan İle Kardeşleri Masalı
Keloğlan İle Kardeşleri Masalı

Keloğlan ve Kardeşi Hikayesi Oku

Çok eski zamanlarda bir varmış, bir yokmuş. O zaman da şimdiki gibi, masallara başlamadan önce tekerlemeler söylenir, pirelerin berberlik, develerin tellâllık, babaların beşiklerini çocukların salladığı anlatılır, ondan sonra da hikâyeye girilirmiş. Biz de bu tekerlemeleri önceden sayıp dökmüş görünerek, masalımızı öğrenelim. işte bu şekilde babaların beşiklerini çocukların tıngır mıngır salladığı devirlerde, bir karı-koca ile üç de oğlu varmış. Bunlar o kadar kapalı bir hayat sürerlermiş ki dünyada ne olup bittiğinden, oturdukları kasabanın bile nerede olduğundan habersiz, kendi iç âlemleri içinde yuvarlanıp giderlermiş. Bir gün nasılsa akılları başlarına gelmiş, erkek karısına:

-Hatun dünya bambaşka derler! Bizim ise hiçbir şeyden haberimiz yok! Biz öyle gün görmeden, yaşayıp gidiyoruz… Başka bir yeri görüp, bilmedik. Bir ömür böyle sürülmez, biz de artık evimizden çıkalım. Bakalım, şu dünya denilen yerde neler var, onu görelim, demiş. Karı-koca karar verip üç çocuklarını da yanlarına alarak dünyayı görmek için yollara düşmüşler. Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler, neden sonra bir dağın başında şarıl şarıl;

suyu akan bir çeşmenin başına geçip oturmuşlar. Kendileri de çocuklar da çok susamışlar, bu güzel sudan önce kendileri, sonra da çocuklar, kana kana içmişler. Bir ara, çocuklardan en küçüğü görünmez olmuş, merak edip aramışlar, bir de ne görsünler! Küçük çocuk su içerken çeşmenin yalağına düşmemiş mi… Uğraşmışlar, çabalamışlar, çıkaramayınca da, çocuğu yalağın içinde bırakıp tekrar yola koyulmuşlar… Yolda arkada kalan ortanca çocuğu da onlar yetişinceye kadar, bir kurt gelip kapmış götürmüş… Baba ve ana çok üzülmüşler, ama ne yapsınlar… Ellerinden bir şey gelmemiş…

Keloğlan İle Kardeşleri Hikayesi
Keloğlan İle Kardeşleri Hikayesi

Yanlarında kalan tek çocuklarıyla tekrar yollara düşmüşler, önde kendileri arkada çocukları, “Bu dünya acayip yermiş!” diye söylene söylene giderlerken arkalarına bakmışlar ki, koca bir ayı, büyük oğullarını alıp götürmüyor mu!… Ellerinden bu çocukları da giden karı-koca ne etsek, ne yapsak diye telâş içinde sağa sola koşmuşlar, ama çocuğu kurtarmak şöyle dursun, uzakta görünen dev yüzünden kendilerinin de tehlikede olduklarını görünce, ikisi de can kaygısına düşerek her biri ayrı bir tarafa kaçıp sonunda birbirlerini kaybetmişler.

Kadın kimsesiz kalınca bir müddet başına gelenleri düşünüp ağlarken, yanına gelen dev, kadını kaptığı gibi alıp götürmüş.  Uzaklara kaçan adam ise, tek başına kalınca, “Dünya bu mudur!” diye söylene söylene, yoluna devam ederken, yoluna çıkan bir köye girmiş. Orada konaklamaya karar vermiş. Meğer o günlerde köyün muhtarı ölmüş, köylü aralarında yeni muhtar seçmekte anlaşamazmış… Bu yabancıyı görünce, içlerinden biri:
“Hiç birimizin dediği olmasın!. Biz bu yabancıyı muhtar yapalım…Razı mısınız…?” diye sorunca hepsi bir ağızdan:
 “Hay, hay.. Razıyız…” deyince adamı muhtarlık koltuğuna oturtmuşlar. Bazen ümitsizlikler ümit doğurur. Allah büyüktür. Ondan ümit kesilmez, denir. Nitekim de öyle olmuş.

Bir gün ümit kapısı açılmış adama… Yalağa düşen çocuğu köylüler bir tesadüf eseri kurtarmışlar. Ama çocuk durmadan, “Allah’ım, beni muradıma eriştir” diye dua eder dururmuş…
Kurdun kaçırdığı çocuğu da çobanlar kurtarmışlar. Çocuk kurtulur kurtulmaz, gece gündüz ettiği duanın mükâfatını gördüğüne sevinmiş. Meğer o da her zaman, “Allah’ım beni muradıma eriştir” diye yalvarırmış. Üçüncü çocuğa gelince; Ayı çocuğu kapar kapmaz, doğru inine götürmüş. Ayı çocuğu bir güzel besleyip canı gibi bakarmış.

Fakat o çocuk da her gün, “Allah’ım beni muradıma tez saatte eriştir” diye dua edermiş. Bir gün ayı yine yiyecek bulmak için ininden uzaklaşınca, bunu fırsat bilen çocuk, almış başını yollara düşmüş. Bu şekilde aile, dünyayı görmek için yola çıkmış, ama sonunda darmadağın olmuş.  Bir çeşme başına gelen üçüncü çocuk bakmış ki, yalağa düşen küçük kardeşi ile diğer kardeşi çeşme başında değiller mi!. Allah’ın bu lutfuna sevinerek birbirlerine sarılmışlar… Başlarından geçenleri birbirlerine anlatıp dertleşmişler. Bir köye yerleşerek beraberce kalmışlar. Bu köyde onlara herkes, Keloğlan dermiş. Kimse isimlerini bilmediği için adları Keloğlan olarak kalmış.

Zaman dediğin nedir ki… Bir müddet sonra hepsi de büyüyüp koca birer delikanlı olmuşlar, başlarından geçenleri unutmuşlar bile.. Muratlarına ermişler ya!.. Yalnız içlerinde unutmadıkları bir derdi, analarını düşünmeyi hiç unutmadıkları gibi, babaları da karısını hatırından çıkaramaz, “Ah hatunum” diye zaman zaman sızlanır dururmuş. Her kime sordu ise, karısından bir haber alamadığı için dünya ona zindan olurmuş… Gel zaman, git zaman adam bulunduğu köyde çok zengin olmuş… Yaptırdığı mükemmel bir konak dillere destan olacak kadar güzelmiş, Ama ne yapsın ki, yanında karısı ve çocukları olmadığı için bu konak ona zindan olurmuş.

Keloğlan İle Kardeşleri Masalı Oku
Keloğlan İle Kardeşleri Masalı Oku

Devin elinde tutsak olan karımı bana kim sağ getirirse, bu güzel konağımı ona bağışlayacağım!.. demiş. Konak da konakmış yani… Her yer, kapı tokmaklarına kadar her tarafı mücevherlerle süslü, emsalsiz bir şeymiş. Tabii herkesin gözü de bu konakta olduğu için adamın çağrısına hemen koşmuşlar. Babalarının bu çağrısını bir yabancı olarak ve bu adamın da babaları olduğunu bilmeyerek üç Keloğlan da öğrenmiş. O zamana kadar, anasız, babasız, hamisiz kalan bu çocuklara herkes Keloğlan dermiş.

Köylüler küçük Keloğlanların birer delikanlı olduklarını görünce, onlara da ilânı duyurmuşlar. Bu haber üzerine üçü de kılıçlarını bellerine, palalarını ellerine alarak atlarına bindikleri gibi, devi aramaya çıkmışlar. Devi bulmaları kolay olmamış, Çok sıkıntı çekmişler bu aramalarda, ama en sonunda devi öldürüp kadıncağızı kurtarmışlar. Oğlanlar kadıncağızı kurtardıktan sonra bir de ne görsünler!… Kurtardıkları kadın anaları değil mi! Çok sevinerek analarını yanlarına alıp, konağa sahip olmak için doğruca köye gelmişler.

Keloğlanlar analarını muhtarın yanına götürünce, hepsi birden şaşkına dönmüşler!. Çünkü anaları ile muhtarın sarmaş dolaş olduklarını görünce, muhtarın da babaları olduğunu anlamışlar. Hep beraber sevinç içinde birbirlerine sarılıp Tanrıya şükür etmişler. Çocuklar babalarına, kendilerini yalağa düşmede, kurt kapmada, ayıya kaptırmada, analarının devin eline düşmesinde suçlu olduğunu söylemişler, ama neticede her şey gibi bunlar da unutulmuş… Artık bir daha, dünyayı görüp öğrenme hevesine veda etmişler… Tekrar sakin ve mutlu hayatlarına dönmüşler.

Kısa HikayelerKeloğlan Masalları4 Yaş Masalları


Benzer İçerikler

Aslan Postu Giyen Eşek
Aslan Postu Giyen Eşek Hikayesi
Uçan Halı Masalı
Uçan Halı Hikayesi
Aslan İle Kurbağa
Aslan İle Kurbağa Hikaye
Tarihli Giysiler
Talihli Çizmeler Hikayesi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Masal Oku | © 2023, Tüm hakları saklıdır.