Keloğlan ve Prenses Hikayesi

Keloğlan ve Prenses Hikayesi

Abone Ol google news

Prensese aşık olan Keloğlan ona kavuşmak için bilgin Dede’nin kendisine söylediklerini yapan Keloğlan’ın başından geçen olayları konu edinen harika bir keloğlan hikayesi… İyi Okumalar…

Keloğlan ve Prenses Hikayesi
Keloğlan ve Prenses Hikayesi

Keloğlan ve Prenses Hikayesi

Bir varmış bir yokmuş. Annem söyler, babam dinlermiş. Eskiler sayıp söyler, yeniler durup durup dinlermiş. Ben diyeyim uzakta, siz deyin yakında Keloğlan ve annesi yaşarmış. Yaşarmış yaşamasına ama gelin sorun nasıl yaşarmış.

Varları yokları bir iki koyun, bir de çoban köpeği imiş. Keloğlan yaşadığı hayattan çok şikayetçiymiş. Her gün koyunları otlatmaya götürdüğünde sultanlar gibi yaşamanın hayalini kurarmış.

Günler günleri kovalayadursun; Keloğlan, bir gün koyunları otlatırken dünya güzeli bir kız görmüş.

Yanına gidip konuşacak olmuş, halinden utanmış. Almış kavalını eline, başlamış yanık yanık çalmaya. Çilek toplayıp şarkı söyleyen kız, bir süre sonra sesin nereden geldiğini merak edip, etrafına bakınmış. Bir de ne görsün!

Bir ağacın altında başı kel şirin mi şirin bir çoban oturuyor. Muhafızlara, “Siz burada beni bekleyin” diyerek Keloğlan’ın yanına gitmiş.

Keloğlan, kızın güzelliğinden çok etkilenmiş ama utancından başını da yerden kaldıramamış.

Kız elindeki çiçeklerden birazını ona uzatınca, o da utanarak, “Ey dünyalar güzeli kız, nereden gelir nerelere gidersin? Şu garip Keloğlan’ın otlağında ne edersin. “diye sormuş.

Kız da: “Padişahın kızıyım, ablam hastalandığından beri yapayalnız, dertli dertli gezer dururum.” demiş.

Keloğlan’la padişah kızının böyle başlayan arkadaşlıkları daha sonra da devam etmiş.

prensesin adı Şah baran, çok sevdiği ablası Şehnaz’mış. Gelin görün ki Şehnaz sarayın muhafızlarından birine aşık olunca olanlar olmuş.

Bu durum üzerine padişah, muhafızı Hindistan’a sürdürünce, Şehnaz da yataklara düşmüş. Şah baran ise hep ablasıyla ilgilenirmiş.

O günden sonra Keloğlan’ın otlağa her gidişinde eve daha mutlu döndüğünü fark eden annesi bir gün dayanamamış ve oğluna, “Ey oğul, kel oğul, ağzından laf çıkmayan oğul, söyle bakalım, benden ne saklıyorsun.” diye sorunca

Annesine uzun zamandır padişahın kızıyla buluştuğunu ve ona aşık olduğunu anlatmış.

Duyduklarına çok üzülen annesinin elinden nasihat etmekten başka bir şey gelmiyormuş.

Bir gün oğluna, “Kel oğul, keleş oğul, gözü hep yükseklerde oğul! Sen bir garip çobansın. Başına geleceklerden korkmaz mısın?” deyince

“Bak anacığım! İster kel başım kesilsin, ister fakir ocağım yakılsın. Şah baran olmadan, ben bu hayattan zevk alamam.” demiş.

Ne kadar konuştuysa da oğlunu bu aşktan vazgeçiremeyen annesi üzüntüden yataklara düşünce bu duruma çözüm bulmak için Keloğlan köyün bilgin dedesinin yanına gitmiş.

Keloğlan ve Prenses Hikayesi
Keloğlan ve Prenses Hikayesi

Aylardır çektiği sıkıntıyı ve sonunda annesinin üzüntüden hasta olduğunu anlatmış.

Dede, onu dinledikten sonra sakalını sıvazlayıp düşünmeye başlamış. Sonra da, “Kel oğul, keleş oğul, derdi kederi boyundan büyük oğul! Hele sen bugün evine dön, üç gün sonra beni yine bul.” demiş.

Keloğlan çaresizce eve dönmüş, ama o üç gün geçmez olmuş, günler daha bir uzun gelmiş ona. Sonunda dedenin söylediği gün gelip çatmış.

Keloğlan da yine yollara düşmüş. Varmış dedenin yanına. Öpmüş pamuk ellerinden. Umutla bakmış dedenin gözlerine. Dede üç gün boyunca düşünüp sonunda onun derdine bir çare bulabildiğini söylemiş.

Evinin altını üstünü getirip gençliğinde kendi dedesinden kalan haritayı bulmuş. Uzatmış Keloğlan’a ve hemen arkasından eklemiş: “Bak oğul , kel oğul, derdi büyük çaresi tek oğul! Var git Hindistan’a. Haritada gösterilen ağaçları bul ve tam ortasını kaz. Bulduğun şeyi de açmadan bana getir.” demiş.

Keloğlan mutlu bir şekilde evine dönmüş. Gece heyecandan gözüne uyku girmemiş. Sabah olunca Bohçasını hazırlamış, sonrada annesinin elini öperek düşmüş yollara.

Az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Ovaları aşmış yetmemiş, dağları tırmanmış bitmemiş. Günler günleri kovalamış. Sonunda varmış Hindistan’a.

Hindistan kazan, bizim Keloğlan kepçe aramış durmuş haritasındaki ağaçları sonunda bir çölün ortasında iki ağaç bulmuş.

Ağaçların arasını, kazmış durmuş. Ne güç yetermiş buna ne de kuvvet. Ama Keloğlan’ın tek çaresi çukurdan çıkacak olan şeymiş. Hava kararıncaya kadar durmadan toprağı kazmış durmuş.

Tam ümidini kaybetmişken, eline bir şey çarpmış. Sevinç içinde, eline çarpan sert şeyi topraktan çıkarmış. Bir de ne görsün! Elinden biraz daha büyük bir kese çıkmış topraktan. İçindekini çok merak etmiş ama dedenin sözleri aklına gelmiş.

Keseyi aldığı gibi, köyünün yolunu tutmuş ama yorgunluktan hali kalmamıştı. Çaresizce rastladığı köydeki kapılardan birini çalmış.

Ev sahibi onu içeri buyur etmiş, ne de olsa Tanrı misafiri imiş. Bir güzel, yedirip içirmişler, sıcak yatak vermişler.

Keloğlan, korkusundan keseye gözü gibi bakmış. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte ev sahibine teşekkür ederek evden ayrılmış. Az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş: altı ay yaz, altı ay güz gitmiş. Dinlenmek üzere bir ağacın altına oturmuş.

Ellerini açmış, yardım isteyen bir dilenci gelmiş yanına. Dilencinin çok genç olduğunu gören Keloğlan ona, neden dilendiğini sormuş.

Dilenci de yıllar önce ülkesinin birinde Şehnaz adında bir kıza aşık olduğunu söylemiş.

Şehnaz’ın ülkenin padişahının kızı olduğunu, kendisinin de onun yanında muhafız olarak çalıştığını,  ikisi arasındaki sevgiyi fark eden padişahın onu Hindistan’a sürgüne yolladığını anlatmış.

Bunları duyunca Keloğlan’ın kel başında şimşekler çakmış.

“Bak arkadaşım, Şehnaz’la evlenmene yardımcı olabilecek birini tanıyorum. Ben de senin aşık olduğun kızın kardeşi ile evlenebilmek için buralara geldim.” demiş ve eklemiş. “İstersen benimle gel, köydeki bilgin dedeye gidelim. Belki bana yardım ettiği gibi sana da yardım eder.” demiş.

Dilencinin adının Miraç olduğunu öğrenen Keloğlan, yalnız olmadığı ve bilgin dedenin istediğini de bulabildiği için çok sevinçliymiş.

Birlikte yola koyulmuşlar. uzun süren bir yolculuktan sonra köye varmışlar. Hiç zaman kaybetmeden dedenin yanına gitmişler. İkisi de dedenin pamuk ellerinden öpmüşler.

Keloğlan, mutlu bir şekilde keseyi dedeye uzatarak, Miraç’ı tanıtmış. Miraçta dedeye derdini anlatmış.

Dede, önce Keloğlan’a bir soru sormuş. “Kel oğul, keleş oğul, derdi büyük zaferi kendinden büyük oğul! Bana getirdiğin bu kesenin içindekini Miraç’la paylaşmak ister misin?”

Keloğlan durmuş, düşünmüş, dedenin, kendisine zararlı olacak bir teklifte bulunmayacağını düşünerek, “Sen benim için iyi olanı düşünürsün elbet dedeciğim. Neden olmasın ki!” demiş.

Dede de açmış kesenin ağzını, içinden ışıl ışıl parlayan iki taş çıkmış. “Bakın çocuklar bunlar elmas…” demiş.

Keloğlan’la Miraç’ın gözleri parlamıştı. Bilgin Dede, elmaslardan birini Keloğlan’a diğerini Miraç’a uzatmış. “Şimdi senden bu iki tahtayı kırmanı istiyorum.” demiş.

Keloğlan çalışmış çabalamış, uğraşmış durmuş ama nafile, o tahtalar kırılmaz olmuştu.

“Başaramadım dedeciğim.” diyerek tahtaları geri uzatmış.

Aynı tahtaları bu sefer Miraç’a uzatmış. “Şimdi sen dene bakalım evlat,.” demiş.

Miraç da Keloğlan gibi elinden geleni yapmış ama o da bir türlü tahtayı kırmayı başaramayınca, tahtaları geri vermiş.

Dede tahtaları eline almış ve gülümsemiş. “Seyredin şimdi.” diyerek tahtaların ipini çözmüş.

Sonra da önce ilkini ardından ikincisini kırmış. Keloğlan ve Miraç olanlardan bir şey anlamamış.

Dede: “Size anlatmak istediğimi şimdi anladınız mı? Bir düşünün, siz de bu iki tahta gibisiniz.”

Her ikinizin de amacı aynı, eğer birbirinize destek olursanız güçlü olursunuz. Ama tek tek başarıya ulaşamazsınız. Unutmayın, her zaman için birlikten kuvvet doğar.” demiş ve çocukları yolcu etmiş.

Keloğlan ve miraç bu olaydan çok büyük ders almışlar. Birlikte Keloğlan’ın evine gitmişler. Keloğlan, annesine Miraç’ın kim olduğunu, başlarından geçen olayları bir bir anlatmış. Annesi rahat bir nefes almış. Ertesi gün Keloğlan hemen otlağa gitmiş.

Keloğlan ve Prenses Hikayesi
Keloğlan ve Prenses Hikayesi

Şah baran, ablası Şehnaz’ın sevdiğinin başına gelenlerin, Keloğlan’ın da başına geldiğini düşünüyormuş. Keloğlan’ı birden bire karşısında görünce çok mutlu olmuş.

Keloğlan başlamış olan biteni heyecanla anlatmaya. Şah baran ne diyeceğini, ne yapacağını bilememiş. Keloğlan’ın saraya geleceği güne kadar görüşmeme kararı aldıktan sonra ayrılmışlar.

Keloğlan ve Miraç durup, dinlenmeden gecelerini gündüzlerine katarak çalışmışlar.

Sonunda çok güzel ve çok büyük bir saray yaptırmışlar. artık saraya gidecekleri gün gelip, çatmış. O gece her ikisi de heyecandan uyuyamamış.

Ertesi gün saray kıyafetleri içinde Keloğlan’ın annesini de yanlarına alarak, yola koyulmuşlar. Yollar onlara öyle uzun gelmiş ki! Gözlerinde aşılmadık ova, geçilmedik dağ kalmamıştı sanki.

Öğlene doğru saraya vararak, Padişahın huzuruna çıkmışlar. Ziyaretlerinin sebebini söylediklerinde, gelenekler yerini bulmuş. Kahveler pişirilmiş, misafirler ağırlanmış.

Keloğlanın annesi konuşmaya başlamış: “Bakın padişahım, Miraç’ı göstererek. Bu oğlum, Hindistan’ın en zengin tüccarlarından biridir. Bu oğlum da İran’ın en ileri gelenidir. Siz de kabul ederseniz eğer, Allah’ın emri Peygamber efendimizin kavli ile kızlarınızı başımızın tacı, gözümüzün nura, sarayımızın gelinleri yapmak isteriz.”

Padişah karşısında böyle zengin ve asil bir aile görünce kızlarını yanına çağırtmış. Sanki kızlar olanlardan habersizmiş gibi başlarını yere eğmişler. “Siz bilirsiniz devletli babamız.” demişler.

Düğün günü belirlenmiş. Keloğlan ve Miraç mutlulukla saraylarına dönmüşler. İki delikanlı kendilerine akıl hocalığı yapan dedenin yanına gidip onun pamuk ellerini öpmüşler. Sonrada onu saraya çağırıp akıl hocası yapmışlar.

Üç gün sonra düğün alayı yola çıkmış. Kırk gün kırk gece düğün yapılmış. Keloğlan ve Miraç sonunda ermişler muradına. Bilgin Dede sayesinde saraydakiler mutluluk içinde yaşamışlar. Ne de olsa o sarayın akıl hocası Bilgin Dede imiş.

Bu masal da ilginizi çekebilir.

En Güzel MasallarEn Güzel Hikayeler6 Yaş Hikayeleri


Benzer İçerikler

Prenses Rosette Masalı
Prenses Rosette Hikayesi
Getir Cübbemi, Al Semerini!
Getir Cübbemi Al Semerini Hikayesi
Kurşun Asker Masalı
Kurşun Asker Hikayesi
Sonbaharda Ayçiçeği Hikayesi
Sonbaharda Ayçiçeği Hikayesi

Yorumlar

  1. YAREN says:

    gerçekten çok iyi yani ben daha yarısını okumdan kardeşim uyudu ama ben çocuğa bakmadan hepsini okumuşum

  2. Bahri says:

    Çok beğendik. Her gün aktif olarak masal paylaşımı yapıyorsunuz. Çocuklarımıza beğenerek okuyoruz. Bizde masal oku ailesi olmaktan mutluluk duyuyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Masal Oku | © 2023, Tüm hakları saklıdır.