Köroğlu Hikâyesi

Köroğlu Halk Hikayesi

Abone Ol google news
Köroğlu Halk Hikayesi
Köroğlu Halk Hikayesi

Köroğlu Halk Hikayesi

Bir zamanda varmış, bir zamanda yokmuş, bir zamanda bir adam, bir oğlu varmış. Bu adam çıkıp gidiyor padişaha, ırgat oluyor. Günlerden bir gün padişaha gerek olmuş bir yana gitmek, atları getirmek gerek olmuş. İki at. Onun da varmış bir kervan mal, at. Varıyor orada başlıyor aramaya. Tutuyor kuyruklarından, çekip atıyor, çekip atıyor. Geliyor bir iki atlara, tutuyor kuyruklarından, çekiyor, alamıyor. Onlar da boklu, kusurlu. Getiriyor onları padişaha. Padişah da bakıyor, şaşıp kalıyor:
-Ne getirdin sen! Bu kadar yılkım var, sen iki kusurlu tay seçip alıp getirdin. Nerdeydi senin gözün? Ha! ırgatlarını çağırıyor, onun iki gözünü vurup çıkarınız, veriniz bu atları da gitsin! Çıkarıyorlar onun iki gözünü, veriyorlar o atları ona. Gidiyor. Varıyor bir çölün ortasına. Yapıyor bir kulübe, bir de karanlık ahır. Koyuyor atları oraya. Gelip yokluyor, yokluyor bakıyor. Görmüyor helbette.
-Bu olacak kırat, bu da olacak arabat, oğluna diyor:
-Oğlum, bu atlara güzel bak, gün onlara değmesin. Atlar gün alacak. Gün alsalar, iyi at olmaz. Baba kör olunca, oğlunun adını da koyuyorlar Köroğlu. Atlara bakıyor.

Atlar büyüdü, büyük oldu. Öyle de güzel atlar ama görmek gerek. Kazıyorlar bir parça yer. Su veriyorlar. Bir bataklık oldu. Bu bataklıktan da atları sürüp geçiriyor. Biniyor kırata, sürüp atıyor. Dizleri su içinde kırat çıktı, ayakları dibinde toz çıkıyor. Dolanıp geliyor. Baba bakıyor, atın ayağı kupkuru. Ondan sonra arabata biniyor. Sürüp atıyor, dolanıp geliyor. Baba bakıyor, arabatın ayağında azıcık su kalmış.
-Buna bir yıl daha bakmak gerek, diyor baba. Yıldan sonra baktı: bataklığı geçince, ardından toz kopardı, ayağı da kupkuru.
-Şimdi güzel, oğlum, diyor baba, ben ölürsem, bu atlar senin kısmetin. İyi bak bu atlar seni beladan kurtarır. Baba öldü. Bu da kaldı. Başladı yiğitlik göstermeye. Ata binip halkı basıyor işte. Arkadaşı yok. Varıyor bir yere. Bir çoban koyun bakıyor. Binip kırata, vurup deviriyor çobanı, alıyor bir baş koyun, üç çoban, çekip getiriyor şehrin dibine, yanına durduruyor. Orda da bir kasap varmış, koyun, davar kesip et satarmış. Adı Apelet. Onun da oğlu varmış Ayvaz. Anlıyor yıldızcılıktan.
-Apelet Ağa! Koyun alıyor musun?
-Alıyorum. Alıp gel. Ya koyunun pahası ne?

-Yürü, bak bir kere, acınmak olmasın. O gidip bakıyor:
-Yok, senin?
-Benim de,Evden çıktığında bu Köroğlu oğlunu da alıyor. At üstüne binmek istiyor çocuk Kasap bakıyor koyun. Beğeniyor. Dolanıp geliyor:
-Fiyatı ne?
-Onun fiyatı böyle: Koyun senin, ayvaz benim.
-Ey, vay! Ne şakacısınız!
-Öyle şaka işte! Kakıyor ata, göğe uçup gidiyor. Burada başlıyor o söylemeye:
Çıkmış Ayvaz taş üstüne oturur, oturmaz.
Oturur da kendi kendini itirir, itirir.
Bütün dünya, bildirir.
Sensin, Ayvaz, at atlanıp yürüten, yürüten
Sensin Ayvaz yürek yağın eriten
Bütün dünyaya, bildiren.
Dur Ayvaz gidelim Karaman’dan yukarı, yukarı
Gerek oğlan yukarı
Kuzum Ayvaz, gözüm Ayvaz ağlama, ağlama
Ağlayıp da beni yoldan indirme
Gerek oğlan bezdirme
Şirinlik helvası yediririm.
Gerek oğlan yediririm.
Varıyorlar eve. Eğliyorlar atlarını. Giriyorlar eve.
-E! Sana da at var. Çıkıyorlar sema ya. Başlıyorlar uçmaya Ayvaz ile ikisi. Bu da, o da. Gökteki kuşları yere, yerdeki insanları göğe atıyorlar.
-Gördün mü ağam, yiğitliğimi?

-A, yiğitlik sende mi? Yiğitlik atta. At olunca ben de yiğitlik gösteririm. Aferin cambazıma! Ayvaz’ın canı ağrıdı:
-Kırat benim olsa, bende gösterirdim yiğitliğimi!
-Aferin cambazıma! Vereyim sana kıratı, göster. Çıkıp gidiyor kıratla. Uçuyor. Gökteki kuşu yere, yerdeki insanları göğe atıyor. Yorulup duruyor. Geldiler Ayvaz’ı aldılar. At da kaçıp eve geldi.
-Ya, diyor Köroğlu, ya nerde benim sevgili kardeşim? Çıkıp gidiyor aramaya. Vara vara vanyor bir büyük anneye:
-Anne bir şeyler işitmediniz mi
-Ya ne işiteceğiz? Köroğlu’nun arkadaşını tutmuşlar. Asacaklar. Varıyor Köroğlu padişaha:
-Padişahım, veriniz onu bana, ben onu asayım, diyor. Veriyorlar ona onu asmaya, Köroğlu’na. Alıyor burada türkü söylüyor o: Yetiş kırat, yetiş kuzum Gitti namımız, gitti namımız Padişahın eline dökülsün kanımız O da bir iş değil aman Dedi Köroğlu Yetişip geliyor kırat allem kalemle. Kalkıyor alıyor bunların ikisini de. Kalkıyor alıyor bunların ikisini de uçup gidiyor. Padişah da gönderiyor bir Arabı Köroğlu’nun atını çalıp getirmeye. Bunlar oturuyorlar evde. Atları da yayılıyor. Geliyor bir çıplak adam boz üstünde, atıp – atıp geliyor atlara. Kırata ilişemiyor, ilişiyor arabata, biniyor gidiyor. Ayvaz da görüyor:

-Ağa, atımızı çaldılar!
-Korkma kardeşim, bindi kırata, vurup atıyor ardına. Arabat pek kuvvetli, pek yörük olsa da kırat daha ondan kuvvetli. Yetiştim dese, bu çıplak adam durduruyor atı bağlıyor değirmen oluğuna karşı, kendi de giriyor değirmene. Köroğlu’nun da öfkesi çıktı. Yetişip geliyor. Bu da iliştiriyor kıratı da çıkıp gidiyor oraya. Varıyor diyor:
-Buraya adam gelmedi mi?
-Onu görmedim. Belki tepeye çıktı. Bu Arab da değirmene girip kendi üstüne un atıp, unlanıp, değirmenciyi tepeye gönderiyor. Köroğlu çıkıyor tepeye, Bu iniyor aşağıya, doğru biniyor kıratın üstüne, uçup gidiyor. Bu da iniyor orada at yok.
Değirmen oluğuna kuzum
Atımı bağladım, atımı bağladım
Uçurdum elimden derviş kıratımı
Göremedim şu kafirin kendi suratını
O da bir iş değil, aman
Dedi Köroğlu of!
ibrişim kayışından
Yalı gerektir, yalı gerektir
Tavşan ayağından
Halı gerektir
O da bir iş değil, aman
Dedi Köroğlu of! Çıkıp gidiyor Köroğlu. Vara, vara varıyor çobana.
-Ya ne var dünyada?
-Bir şey yok. Ne olacaktı? Köroğlu’nun atımı tutmuşlar. Bakmayı beceremiyorlar.
-Güzel. Ey ağa, diyor, soy koyunu, etini yağını al, bana kursağıyla derisini ver. Verir ona kursağıyla derisini. Alıp ters çeviriyor, başına giyip, çıkıp gidiyor. Geliyor padişaha:
-Padişahım! Ben onun yanında çalışmıştım, ben o ata bakmıştım, çok baktım. Verseler ben ona bakar. O da kim bakacak olursa. Padişahım verin onu bana, ben bakayım.

-E, öyleyse, git.
O başlıyor orada:
İzinle, ey izinle, ey
Düştüm yüzüne, düştüm yüzüne
Eğil kırat öpeyim İki gözünden.
O da bir iş değil, aman
Dedi Köroğlu of!
Kırat hemen sesinden anladı: “çorbacı geldi”, atı başından aldı çıktı:
-Padişahım emir edin ata binmeme.
-Emrim. Biniyor.
-Padişahım emir edin kapıların açılmasına, seyrana çıkayım azcık…
-Emrim. Tak-nak-tak-nak çıkıp gidiyor seyrana çıktıktan sonra bulsun alsın, gök arasına uçup gidiyor. Padişah da diyor: – O bizim yedi yıllık Arabımız var, gönderin onu, yetişir onun ardından. Gönderiyor yedi yıllı Arab’ı onun ardından. O gidiyor. Köroğlu görüyor, Arab yetişecek: “o öldürür beni!”
-E, Nereye gidiyorsun Arab? Dur! Konuşalım. Dururlar. Oturup laflarlar. Alıyor Arab’ı kendine arkadaş. Gelirler eve. Hemen o tarafta onun, Arab’ın ayaklarıyla ellerini bağlıyor bu, Köroğlu… yok… Böyle değil…
-Dur, diyor Köroğlu. Konuşalım. Yedi yıldan beri hapiste duruyorsun, onun için mi yapıyorsun bunu? Tanışalım, arkadaş olalım. Konuşuyorlar, nasihat ediyorlar. Razılaşıp gidiyorlar. Bir yerde hepsi de, üçü de. Ayvaz, Köroğlu, Arap, varıyorlar oradan evlerine, bir yerde oturuyorlar. Sonra bir dönmez yola gidiyor bu Köroğlu, orada bir dul kadınla evleniyor. Çocuğu oluyor. Büyüyor, büyük oluyor. Yavrusuyla güreşiyorlar. Aklıma kalmadı, Bitiriyorum.

Hayvan HikayeleriResimli HikayeDeğişik Masallar


Benzer İçerikler

Mimar Sinanin Mihrimah Sultana Aski
Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultana Aşkı Hikayesi
Yavuz Sultan Selim ve Sah Ismail siiri
Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail Hikayesi
Yardımsever Kirpi Hikâyesi
Yardımsever Kirpi Hikâyesi
Küçük Ayı Hikayesi
Küçük Ayı Hikayesi

Yorumlar

  1. Anonim says:

    biraz kısaltın ama çok güzel

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Masal Oku | © 2023, Tüm hakları saklıdır.