Küçük Prens Hikayesi

kucuk prens hikayesi

Abone Ol google news
Küçük Prens Masalı Oku
Küçük Prens Masalı Oku

Yavaş yavaş kendime geliyordum. Kendimi buruk ve kötü hissediyordum. Gözlerimi ovuşturarak etrafı incelemeyi bekliyordum. Acaba neredeydim diye düşünüyordum. Birden karşımda bana bakan biri olduğunu fark ettim. Dimdik bana bakıyordu. Bende merak uyandırmıştı bu kişi. Sonra bu resmi çizdim. Belki de çizebileceğim en güzel resim olmasına rağmen gerçeklik dünyasında çok daha güzel olduğunu söyleyebilirim. Ancak daha güzel çizememe sebebim erken yaşta beni resim uğraşlarından uzak tutmalarıydı. Büyüklerim yüzünden resim çizememeye başlamıştım.

Bana bakan bu kişinin nereden geldiğini öğrenmek istedim. Ancak bir türlü benim sorularımı duymuyor hep kendi sorularını soruyormuş. Ama sorduğu her soruyu bildiğim için sorun etmiyordum. Dünyayı gezmenin bana faydalarından birisi de bu olmuştu. Sorulan sorulara daha net bir şekilde cevap verebilmem sağlanmıştı.

Sorularından bir tanesi uçağımı görünce onun ne olduğuydu. Ben ise onun gökyüzünde dolaşmamı sağlayan uçağım olduğunu söylemiştim. Onun sayesinde uçtuğumu ancak talihsiz bir kaza yaşadığımı söylemiştim. Karşımdaki küçük prens ise bunu duyunca şu cevabı verdi.

Küçük Prens: Yani sende mi başka gezegenden geliyorsun? Hangi gezegenden geliyorsun?

Bu soruların ardından sonunda onun hakkında bir şeyler kestirebilmiştim. Farklı bir gezegenden geldiğini tahmin ediyordum artık. Küçük prense hemen sorular sormaya başladım. “Yani sen farklı gezegende geliyorsun öyle mi” dedim. Ama soruma sesli bir şekilde yanıt vermedi. Kibar bir şekilde kafasını aşağı yukarı salladı. Bunu yaparken de uçağımı inceliyor, onu merak ediyordu. En sonuna kafasında uçak hakkında düşündüklerini söyledi.

Küçük Prens: Bu uçak dediğin şey ile çok uzaktan geliyor olamazsın, dedi. Uzun süreli bir sessizlikbizi kendimiz ile konuşturmaya iteledi. Arından cebinden koyun çizimimi çıkarttı ve o çizimi incelemeye başladı. Farklı bir gezegenden geldiğini biliyorum ama hangi gezegen olduğunu söylemediği için içten içe merak ediyordum. Merakım sayesinde daha fazla öğrenmek için uğraştım.

Ona şu soruları sordum.

Sen nereden geliyorsun, söylemeyecek misin küçük prens? Sözünü ettiğin gezegenin nerede? Çizdiğim bu koyun fotoğrafını oraya mı götüreceksin?

Öğrenebildiğim tek şey geldiği gezegenin çok büyük olmadığıydı. Ama bunu ben zaten tahmin ediyor gibiydim. Çünkü gezegen deyince sadece güneş sistemindeki gezegenler aklımıza geliyor ama bir sürü gezegen olduğunu biliyordum. Bu gezegenlerin bazıları çok daha büyük iken bazıları ise çok küçüktür. Hatta o kadar küçüktürler ki bir süre sonra kaşifler bu gezegenleri adlandırırken aynı ismi verip sayıyla numaralandırırlar. Asteroid 320, Asteroid 325 gibi isimler verilir. Bu görülmesi zor olan küçük gezegenleri fark etmek geçekten çok zordur. Teleskopla keşfedilmesi bile uzun uğraşlar gerektirirken gökbilimciler bunları araştırmak için epey uğraş gösterirler.

Aslında hangi gezegenden geldiğini bilmesem de kafamda bir tanesini tahmin ediyordum. Bence Asteroid B-612 olmalıydı. Bunun olduğuna dair iyiden iyiye tezlerim vardı. Bu asteroid Türk gökbilimcisi tarafından 1909 tarihinde keşfedildi ve gökbilimci bu keşfini İnternasyonal Astronomi Kongresi’nde kendisini dinleyen insanlara açıkladı. Ama hiç kimse bu garip giysileri yüzünden Türk gökbilimcisine inanmadı. Çünkü büyükler böyle davranıyor. Yaptığı çalışmadan ziyade ciddiye almak için belirli nedenler arıyorlar.

Asteroid B-612 hakkındaki kısımları okuyan ya da dinleyen büyük kişilere yaparım. Büyükler önemli işlerden daha çok şekillere odaklanırlar. Yeni bir arkadaş edinseniz, onunla tanıştığınızı söylediğinizde size önemsiz sorular sorarlar. Babasının ne iş yaptığı, kaç yaşında ya da kaç kardeş birlikte yaşıyorlar gibi sorular sorarlar. Ama hiç sesinin güzel olup olmadığını, beraber eğlenerek oynadığımız oyun olup olmadığını ya da nelerden etkilendiğini sormazlar. Çünkü büyükler böyledir. Kendi sordukları sorular ile başka kişileri tanıyıp öğrendiklerini düşünürler. Ama öyle olmadığı ortadadır.

Büyüklere gördüğünüz bir evi anlatırken tüm özelliklerini saysanız, kapısında güvercinler olduğunu, çatısında pespembe taşlar olduğunu, pencere kenarında çeşitli bitkiler olduğunu, evin çok şirin olduğunu söylerseniz ne kadar harika olduğunu anlamazlar. Ama onlara fiyat bazlı olarak söylerseniz yüz bin dolarlık ev gördüm deseniz işte o zaman hayret içinde olurlar. Merak ederler evi, nerede olduğunu sorarlar.

kucuk prens hikayesi

İşte bu yüzden büyüklere küçük prens çok eğlenceli biriydi, benden koyun istemişti, onlara küçük prensin olduğuna dair kanıt sunarsanız bile sizinle ilgilenmezler inanmazlar. Büyüklere Asteroit B-612 gezegeninden geldiğini söylerseniz sizi ilgiyle dinlerler. Ama büyüklerin bu ortada bulunan zayıflıklarından fayda sağlamak doğru olmaz. Bu yüzden küçüklerin büyüklere karşı biraz anlayış göstermesi, onların bu tavırlarını doğal karşılaması gerekir.

Ama bizim gibi olan şeyleri gerçek bir şekilde görenlerin dış görünüme, şekillere ihtiyaçları yoktur. Küçük prens hikayesi daha farklı bir şekilde başlayabilirdi sizin için. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde küçük bir prens varmış, diyerek söze girebilirdim. Olan bitenleri daha gerçekçi olarak bulan biz bunu çok daha gerçekçi bulurduk.

Her gezegende olduğu gibi Küçük Prens’in geldiği gezegende de yararlı ve güzel çiçekler olduğu gibi kötü ve bulunduğu gezegene zarar veren çiçekler var. Bunları meydana getiren tohumlar gezegenin içinde göremeyeceğimiz şekilde saklanırlar. Derinlerde uyurlar, uyanacakları günü beklerler. Uyanırken korkak bir şekilde yavaş yavaş toprak yüzeyine çıkar. Filiz olarak yeşerir. Ama bu filiz ilerde zararlı bir bitki mi olacak yararlı bir bitki mi olacak o önemlidir. Yararlı bir bitki ise karışılmaz büyümesine müsaade edilirken zararlı bir bitki ise gezegene zarar veriyorsa büyümesine izin verilmez. Küçük Prens’in de gezegeninde böyle bitkiler varmış. Zararlı bitkilerin uzun süre büyümesine müsaade edilince gezegeni patlatabilirmiş. Bu tohumlara baobap tohumları deniliyormuş. Küçük Prens’in gezegeninde her yerde bu tohumlardan varmış. Bu tohumlar toprağın altında uykudalarmış. Gün yüzü görecekleri günü bekliyorlarmış. Filizlendikleri zaman bu filizler sökülmez ise iyice büyür kökleri gezegenin iç kısmına doğru uzanırmış. Küçük Prens’in gezegeni oldukça küçük olduğu için bu kökler gezegeni içeriden patlatabilirmiş. Bu yüzden baobapların temizliğine dikkat edilmesi gerekiyormuş.

Sabah ilk iş kendi kişisel bakımları yaptıktan sonra gezegeninin bakımını yapmaları gerekirmiş. Çünkü bakımı yapmazlarsa gezegen patlayabilirmiş. Her ne kadar sıkıcı bir iş olsa da oldukça kolay bir iş olması bu işleri yapmaktan bıkmamalarını sağlıyormuş. Zaten isteseler de bıkamazlarmış. Çünkü bıkarlarsa gezegenlerini baobap tohumları işgal eder ve gezegeni patlatırlarmış.

Küçük prens bir keresinde güneşin doğuşunu beş kez batışını beş kez izlemiş. Bunu laf arasında bana söylediğinde buradan da soru sorabileceğimi fark ettim. Ona sordum. Güneşin doğuşunu ve batışını mutsuz insanlar izlemeyi sever, sen de mi mutsuzdun?

Küçük prens ise bu soruyu cevaplamamış. Artık sorularımı cevaplamamasına alışmıştım. Ama sorularımı cevaplayacağı zaman gelecek diye düşünüyordum.

Birkaç gün sonra küçük prens hakkında bir bilgi daha öğrenecek gibiydim. Bu sırrın peşini kovalıyordum. Yeniden çizdiğim koyun resimleri sayesinde bunu başarmıştım. Koyunları çizerken bana soru sormuştu.

Küçük Prens: Koyunlar çalıları yiyorlar, acaba çiçekleri de yerler mi, diye sormuştu. Bu soruyu düşündüm. Cevap olarak önlerine gelen her şeyi yerler diye yanıtladım. Bana ise dikenli çiçekleri de mi yiyeceklerini sordu. Yanıt olarak evet dikenli çiçekleri de yiyebileceklerini söyledim. Bu cevaba soruyla karşılık verdi. Dikenlerin ne işe yaradığını, çiçekleri korumaya faydasının olmadığını sordu.

Sorduğu bu sorunun cevabını Küçük prens bilmediği gibi ben de bilmiyordum. Bu cevabı düşünürken uçağımın motoru ile ilgileniyordum. Motora cıvata sıkışmış onu sökmekle uğraşıyordum. Uçağımın bozulmuş olması iyice canımı sıkmaya başlamıştı. Yanımda getirdiğim yemekler ve içme suyum gittikçe azalıyordu. Bu yüzden hızlıca tamir etmeliyim diye düşünüyordum. Durum daha kötüye gitmemesini ümit ediyordum.

Küçük prens tekrardan sordu. Dikenler ne işe yarıyor, diye. Cevap alamayınca ısrarla sormaya devam ediyordu. Bu ise beni iyice geriyordu. Artık bu soruya küçük prensi rahatlatacak bir cevap vermeliyim diye düşündüm. Ona dikenlerin bir işe yaramadığını, bitkiler o dikenleri kızgınlıklarından dolayı taşıdıklarını söyledim.

Bu cevabı alan küçük prens pek tatmin olmamıştı. Uzun bir sessizliğin ardından iyice düşünmüş olmalı ki tekrardan konuşmaya başladı. Kırgın bir sesle şu cümleleri kurdu.

Küçük prens: Sana inanmıyorum. Çünkü çiçekler çok zarif canlılardır, onlar kimseye kızgın olamazlar, saflardır. Hatta dikenleri oldukları için üzülüyor bile olabilirler. Onların farklı canlıları korkuttuğunu düşünürler. Ben ise bu söylediklerini cevapsız bırakırken halen cıvataya motordan çıkarmaya uğraşıyordum. Daha da gerilmiştim, bir türlü çıkmak bilmiyordu.

Küçük prens cevap alamayınca tekrar sohbete girerek şu soruyu sordu.

Küçük prens: Sen gerçekten bu zarif canlıların kızgınlıktan dolayı mı diken taşıdığına inanıyorsun, dedi. Artık cevap vermeliydim. Ona aslında öyle inanmadığımı söyleyip önemli bir işimin olduğunu ona devam etmek için söylediğimi anlattım.

Küçük prens şaşırmıştı. Demek önemli bir işin mi var, dedi. Uzunca süredir birçok çiçekte diken var ama koyunlar çiçeklerde diken olmasına rağmen onları yiyor. Bu dikenlerin koyunun onları yemesine engel olmamasına rağmen neden onları büyütmek için enerji harcadıklarını anlamaya çalışmak önemsiz mi, dedi. Bu evrende bambaşka diyarlarda yetişmediğini bildiğim bir çiçeği ufak bir koyun gizlice yerse ve ben çiçeğimi koruyamazsam bu önemsiz bir şey midir, dedi. Yüzü iyice kızarmıştı.

Küçük Prens Masalı Oku
Küçük Prens Masalı Oku

Konuşmaya devam etti. Bir kişi uzakta farklı gezegenlerde başka hiçbir yerde yetişmeyen bir çiçek olduğuna inanıp onun varlığı ile mutlu olabilirken bir koyun gelip o çiçeği koca bir ısırıkta yok ederse tüm gezegenler o kişi için bitmiş demektir. Çünkü mutluluğunu kaybedecektir. Sen ise tüm bunları önemsiz mi görüyorsun, dedi. Kelimeler boğazında düğümleniyordu daha fazla konuşamayacak hale gelmişti. Gözleri dolmuş, hayal kırıklığı içindeydi.

Hava iyice kararmıştı. Dinlenmek için tamir takımlarını kenara bırakmıştım. Uçağımı tamir etmek o an o kadar önemsiz gelmişti ki, anlatamam. Suyum yok denecek kadar azdı. Epeyce uzaklardan gelmiş bir küçük prens, rahatlamam için yanı başımdaydı. Küçük prens’i kollarıma alarak salladım. Onu rahatlatmak için bir şeyler söylemem gerekiyor diye düşündüm. Ona şu sözleri söyledim.

Çiçeğin için asla endişelenmemelisin, senin için koyuna ağızlık çizeceğim, çiçeğe ise çit çizeceğim, dedim. Gözyaşları içindeydim. Susuzluk iyice canımı sıkıyordu. İkimizde yorulduk. Kumların üstüne oturunca yanına oturdum ben de. Bir müddet sessizlik oldu. Ardından ise şu cümleleri kurdu.

Küçük Prens: Yıldızlar şu an çok güzel gözüküyorlar, çünkü içlerinden birinde bizim göremediğimiz bir çiçek yaşıyor. Elbette diyerek onaylarken kumdan tepecikleri izliyordum. Çöllerde çok ama çok güzeller diye tekrar devam etti konuşmaya. Ben de ona hak vermiştim gerçekten. Çölleri çok severdim zaten, bir kum tepesine oturur sonsuzluğa bakarsın. Hiçbir gürültü olmaz, rahatsız edici bir şey olmaz.

Küçük prens çöllerin çok güzel olduğunu söyledikten sonra içerisinde kuyuları gizlediğini belirtti. Evet diye karşılık verdim. Zaten çölün gizemini önceden biliyordum, küçükken eski bir evde oturuyorduk. Bize evimizde gizemli hazineler olduğu söylenince evim çok daha güzel bir hal aldı. Derinlerinde bir yerde gizli hazine bulunduran bir gizem haline gelmişti.

Küçük Prens’e evlerin, yıldızların ya da bir çölde bulunan gizemli ruhun nereden geldiği bilinmez, dedim. Küçük prens ise beni onaylayarak kendisiyle aynı fikirde olduğum için mutlu olduğunu söyledi. Uyumaya başlamıştı. Uyunca onu kollarıma alarak yürümeye başladım. Biraz duygusallaşmıştım. Sebebini henüz kestiremiyordum. Ellerimde bu dünyada bulunan en narin canlıyı taşıyor gibiydim. Bana çok değerli bir şeyi taşıyormuşum gibi hissettiriyordu. Ay ışığıyla beraber küçük prensi izliyordum. Solgun alnını, rüzgârda titreyen buklelerini kapalı gözlerini seyretmek iyi hissettiriyordu. Bu esnada kendime şunu söyledim. Bu gördüklerimiz sadece şekillerden ibaret, gözlerimiz asıl gerçekleşenleri göremez halde, dedim.

Küçük Prens kucağımdayken ona bakıyordum. Tam da o esnada dudaklarını aralayarak gülümsemeye başladı. Bu gülümsemeyi uzaklardaki çiçeklere borçluydu. Uyurken bile bu çiçeklere karşı sevgi ve şefkat besliyordu. Böyle gülümsemesi tüm her yeri aydınlatıyordu. Kucağımda uyurken yürümeye devam ettim. Yavaş yavaş gün ağarıyordu. Güneş ışıkları öteden gözükmeye başlamıştı. Kuyu bulmuştuk. Küçük Prens şu sözleri söyledi.

Küçük Prens: İnsanlar hiçbir zaman ne istediklerini ne aradıklarını bilmeden trenlere biniyorlar. Endişe içindeler, telaş içindeler. Bu çektikleri endişe ve telaşa değmeyecek hareket sergiliyorlar.

Kuyunun yanına geldik. Sıradan Sahra çölü kuyularından değildi. Sahra çölünde bulunan sıradan kuyulardan değildi bu kuyu. Bir kasabanın ortasında bulunan bir kuyu olmalıydı diye düşünürken etrafta hiçbir kasaba olmadığını gördüm. Kuyunun çıkrığı vardı bu beni şaşırtmıştı. Sahra çölünün sıradan kuyuları kumun içinde açılmış çukurlardan oluşurken bunun öyle olmaması beni iyice şaşırtmıştı.

Ufak prense ne kadar şaşırdığımı söyleyip, düş gördüğümü sandım. Makara, kova, ip her biri hazır bizim suyu çekmemizi bekliyordu. Küçük prens çekmeye başladı. Makara uzun zamandır kullanılmadığından gıcırtı sesi çıkartıyordu. Paslandığı sesinden belliydi.

Küçük prens, kuyuyu uyandırdığımızı bu gıcırtı sesinin ise kuyunun söylediği şarkı olduğunu söyledi. Ben de onun yorulmasını istemediğimden elinden aldım. Ben çevirmeye başladım. Onun için fazla ağır olabileceğini düşünmüştüm. Kovadan suyu çekip kenara indirdim. Makaradan çıkan sesler beynime işlemişti. Hala duyuyor gibiydim. Kovadaki su hala titriyordu, içmemizi bekliyor gibiydi. Küçük prens biraz bu sudan içmek istediğini söyleyip bana su verir misin, dedi.

O an Küçük Prens ne aradığını bulduğunu hissettim. Kovayı ona yaklaştırarak içirmeye başladım. Uzun süreli susuzluğun ardından bu su çok tatlı gelmeye başlamıştı. Şeker gibi hissettiriyordu. Gözleri kapalı bir şekilde suyu içmeye başlamıştı. Onu izlemek halen keyifli geliyordu.  Tüm gecenin ardından hediye olarak sunulmuş gibi hissettiriyordu. Bu su geçmiş günleri, Noel günlerini hatırlatıyordu. Noel’de aldığım hediyeler gibi içimi sımsıcak ediyordu.

Küçük Prens konuşmaya başladı tekrardan. Sizin gezegendeki insanlar birçok gül yetiştirmesine rağmen gözünün önündeki güzellikleri fark edemiyorlar. Aslında aradıkları her şeyi bir gülde ya da bir kâse suda bulabilirler, diye ekledi. Evet diyerek dediklerini onayladım. Gözlerin bu tür güzellikleri göremeyeceğini, kalbinin derinliklerinde bulunan incelikler ile görebileceğini söyledi. Bugün evine döneceğini söyledi en sonunda. Evi ise bu dünyadan, bu çölden, bu kuyudan çok uzakta olduğunu gitmenin çok zor olacağını söyledi. Sesi buruktu. Hüzünlü geliyordu.

Ama işlerin beklediğim gibi gitmeyeceğini az çok tahmin etmeye başlamıştım. Kollarımda sımsıkı tutmama rağmen bir türlü başarılı olamayacağımı hissediyordum. Bunu engelleyemiyordum, çünkü Küçük Prensin bakışları çok ciddi ve uzaklara doğru gidiyordu.

Yanında giderken ona çizdiğim resimleri de götüreceğini söyledi. Koyunu, ağızlığını ve çiti de yanında götüreceğini söyledi. Tüm bunları söylerken gülümsemesi yüzünden eksilmiyordu. Onun korktuğunu hissetmeye başladım. Ona neden korktuğunu sormuştum. Korkarken bile yüzünde gülümseme eksilmiyordu.

Cevap olarak bu gece daha fazla korkacağım, bu gece eve gidiyorum, demişti. Tüm bunları duyunca içimi bir acı kapladı. Bu gülüşü bir daha göremeyeceğimin acısıydı. Tüm bunları düşünmek istemiyordum. Buna dayanamazdım. Koskoca ölün ortasında benim için çok önemliydi.

Ona gülüşünü tekrar duymak istediğimi söyledim. O ise bana acı haberi verdi. Bu gece dünyaya inişinin tam bir senesi oluyormuş. Bu gece tekrar gezegenine gidebilmesi gerekiyormuş. Geçen yıl tam bu gece indiğim için bu gece de gezegeninin dünyamızın üzerinde olacağını söyledi.

Küçük prens ile olan tüm bu olanların bir rüya olmasını istiyordum. Küçük prens eve gitmemeliydi. Ona çok bağlanmıştım. Ona yılan hikayesindeki gezegenine geri dönmemesini söyledim. Ama buna bir cevap vermeyerek en önemli olanları gözler göremez dedi. Su için de aynı şeyin geçerli olduğunu söyledi. Makaradan çıkan gıcırtı ve bana verdiğin o bir yudum su. Tüm bunlar bana müzik sesi gibi geldiler.

Sana yaşadığım yeri göstermek isterim ama yaşadığım yer o kadar küçük ki sana buradan gösteremem, dedi küçük prens. Ama bu durum daha iyi diyebiliriz. Tüm gezegenler arasında benim bir yerlerde olacağımı bileceksin. Ve bir yerlerde dostun olacak bunu bileceksin. Ve sana bir hediyem var diyerek güldü.

Gülüşünü görmek çok güzeldi. Hep gül diye söyledim. Ardından şu sözleri ekledi. Yıldızlar her insana aynı şeyi ifade etmez. Yolda kaybolana yoldaş, bazılarına gökyüzündeki saf ışık, bilim adamları için öğrenme hevesi gibi birçok anlama gelmektedir. Aslında her biri için sessiz, saf birer ışık kaynağıdır. Bir tek sen hariç…

Bunun ne demek olduğunu anlamaya çalışıyordum. Ona sordum ne anlama geliyor diye. O ise şu sözleri söyledi. Geceleri göğe baktığın zaman benim oralarda bir yerlerde olduğumu bileceksin. Bu sana tüm yıldızlardan gülümsediğim anlamına gelecek. Benim sana hediyem bu. Tüm dünyada kimsenin gülen yıldızı yok iken sadece senin olacak. Tüm bunları anlatırken gülümseyerek anlatıyordu.

Üzgün olduğunda, gergin olduğunda, kendini yalnız hissettiğinde, kızgın olduğunda gidip pencereyi açabilecek ve gökyüzüne bakacaksın. Çünkü gökyüzündeki yıldızlar sana gülüyor olacak. Gökyüzüne baktığında hediyem sayesinde seni daha iyi hissettirecekler. Bu durumunu gören arkadaşlarına açıklamak zorunda kalacaksın. Onlara yıldızların seni hep güldürdüğünü söyleyeceksin. Büyük olasılıkla onlar senin deli olduğunu zannedecekler. Sana oyun oynadım diyerek tekrar gülümsemeye başladı.

Tüm bunları söyledikten sonra şu cümleleri ekledi. Ben sana göğe baktığında tüm bu yıldızları değil, sana kahkaha atabilen bir sürü zil hediye etmiş oldum, dedi. Bunu dedikten sonra biraz güldükten sonra ciddileşti. Yanına gitmememi istedi. Ona onu asla bırakmayacağımı hep yanında olacağımı söyledim. Endişelenmeye başlamıştı. Dışarıdan acı çekiyorum gibi gözükecek, ölüyormuşum gibi gözükecek ama aslında öyle olmayacak, tüm bunları görmen sana hiçbir fayda katmayacak dedi. Onu bırakmayacağımı yineledim. Daha da endişelenmişti.

Sana gelmemeni söyleme nedenlerimden birisi de yılan yüzünden. Nankör ve hain hayvanlar olduğundan zevk için insanları ısırabilirler, senin canın incinmemeli dedi. Tüm bunlara rağmen onu asla yalnız bırakmayacağımı söyleyince birden rahatladı. Yılanlar tek bir kere zehirleyebiliyorlar dedi.

Gece olmuştu benden habersiz yola çıkmıştı. Fark etmemiştim, ama anlayınca direkt peşinden koştum. Hızla ilerliyordu. Kendinden çok emin adımlar atıyordu. Gelmemem gerektiğini öldüğünü sanacağımı bu yüzden üzülebileceğimi söylerken aslında ölmeyeceğini de belirtti.

Orası çok uzak olduğundan vücudumu oraya taşıyamayacağını söyledi. Çok ağır olduğunu belirtti. Yavaş yavaş cesareti kırılıyor gibi hissediyordum. Ben de yıldızlara bakacağım, tüm yıldızlar bana su uzatacak, her biri senin gibi dostane biri olacak, dedi. Hiçbir şey diyemedim. Yutkunamıyordum. Kelimeler boğazıma düğümlenmiş, söyleyemiyordum. Sadece sustum.

Çok eğlenceli bir şey olacak, senin sonsuz tane zilin benim ise sonsuz tane su kaynağım olacak, dedi. Bundan sonra o da konuşamıyordu. Sözcükleri boğazına düğümleniyor, sesi titriyordu. Artık doğru yere gelmişti. Bırak tek başıma yapayım diyordu. Ben onu yalnız bırakmayınca yere oturdu.

Küçük prens: Bir çiçeğim var, çok güzel. Bu çiçeğe karşı sorumluluklarım var. Onun kendini koruyabilmesi için sadece dört tane dikeni var. O kadar narin, o kadar masum ki görsen sende çok seversin o çiçeğimi, deyip ayağa kalktı. Ben ise ayağa kalkamadım.

Ayak bileği kısımlarında sarı bir ışık belirdi. Bu ışık, bütün bedenini sarmaşık gibi sardı. Hiç kımıldamadı. Sonra yere düştü. Zemin kum diye hiçbir ses çıkmamıştı.

Bu olaylar yaşandığı günden bugüne dek tamı tamına altı sene geçmişti. O günleri hiç unutmuyorum. Uçağımı tamir edip eve dönmüştüm. Etrafımda bulunan herkes geri döndüğüme çok sevinmişler, her biri öldüğümü zannetmiş. Beni ise üzgün gördüklerinde onlara yorgun olduğumu söyledim. Halbuki içimde kıyamet kopuyordu. Kan ağlıyordu içim. Gün doğarken vücudu kaybolduğu için gezegenine geri dönebildiğine inanmıştım. Artık sorumlu olduğu çiçeğin yanına gitmişti. Geceleri gök yüzüne baktığımda beni oradan mutlu eden milyonlarca parlayan zil var. Her biri oradan bana gülüyor.

Tüm bu olanların yanında beni endişelendiren birkaç olay var tabi. Bu çizdiğim koyun ağızlığına kayış çizmeyi unuttuğumdan o ağızlığı hiç kullanamayacak olması. Belki de bu yüzden çizdiğim koyun oradaki çiçeği yemiştir.

Tüm bunları düşünmek yerine yemediğine inandığım günler de oluyordu. Kesinlikle yememiştir diyordum. Çünkü Küçük prens çiçeği her gece camdan korunağı ile güvene almıştır, diyordum. Koyuna ise göz kulak olmuştur diye düşünürken tüm yıldızlar bana gülüyordu. Ama aniden kötü bir his geliyordu. Herkesin dalgın olabileceğini bu yüzden küçük prensin de dalgın olabileceğini düşünüyordum. O zaman ise bana gülen yıldızlar da hüznü hissediyordum. Bu belirsizlik beni mahvediyordu.

Ortadaki bu belirsizlik büyük bir sır olarak saklanıyor. Benim için bu konu yani göremediğim, bilmediğim bir yerde bulunan bir koyunun oradaki dikenli bir çiçeği yiyip yemediğini bilmek benim için çok önemli bir konu. Bunu büyükler anlayamaz ama. Acaba koyun çiçeği yedi mi? Yemedi mi?

Küçük prensin dünyaya gelip benimle karşılaştığı yeri çizdiğim resim, benim için en hüzün dolu resmim olmuştur. Unutmamak, hatırlamak için çizdim o resmi. Küçük Prensin dünyadan ayrıldığı yer işte bu resimde.

Sizlerde bu resme iyice bakın. Belki bir gün yolunuz Sahra Çölü’ne düşer. Bir de bakarsınız bukleleri olan küçük bir çocuk size geliyor. Gülümsemesi içinizi aydınlatıyorsa bilin ki o kişi Küçük Prens. Lütfen benim yerime o küçük prense çiçeğe ne olduğunu sorun. Olurda cevabını saklamazsa ve söylerse bana lütfen ulaşın.

Küçük Prens Hikayesi Özeti

Gözlerimi ovalayarak uyandım. Neler olduğunu anlamaya çalışıyordum. Karşımda dimdik durarak bana bakan birisi vardı. Bu kişiye hangi soruyu sorarsam sorayım bir türlü cevap vermiyordu. Ama kendisi birçok soru soruyordu. Sorularını cevaplıyordum. Bildiğim sorulardı. Sorularına verdiğim bir cevap sayesinde onun farklı gezegenden geldiğini anlamıştım. Ama detaylı bilgi verdiğimde cevap vermiyordu.

Ona bir koyun resmi çizmiştim. Bu koyun resmini inceliyordu. Bu koyunun çiçekleri de yiyip yemediğini sordu. Ben ise yediğini söyledim. Dikenli çiçekleri de yiyip yemediğini sorunca onu da yediğini söyledim. Bunu söyleyince madem dikenli çiçekleri de yiyebiliyor, o halde neden diken var dedi. Cevabını bilmiyordum. Bu yüzden dikenlerin çiçeklerin kızgınlıklarından dolayı çıktığını söyledim.

Bu cevabı beğenmemişti, onların narin çiçekler olduğunu söylüyordu. Bunlar olurken ben de uçağımı tamir ediyordum. Hava kararmaya başlamıştı. Küçük prens ile yürümeye başlamıştık. Suyumuz azalıyordu. Sohbet ederken uyuya kalmıştı. Kucağıma alıp yürümeye devam ettim. Gün ağarmaya yakın bir kuyu buldum. Küçük prense su içirdim. Çok beğenmişti. Ama korkuyordu. Çünkü o gece bizim gezegenimizden ayrılacaktı.

Ayrılma biçimi farklı olacağını bilmiyordum. Ölecek gibi konuşuyordu. Beden ağır olduğundan onu oraya kolayca götüremezmiş. Bu yüzden korkmamam gerektiğini söylüyordu. Gitme vakti gelmişti. Sessizce yere düştü. Zemin kum diye hiçbir ses çıkmamıştı.

Çok üzgündüm. Uçağımı dönüp evime döndüğümde herkes çok mutluydu. Ben ise yorgunum diyordum, oysaki çok üzgündüm. İçim yanıyordu. Gidişini kabullenememiştim. Artık her üzgün olduğumda yıldızlara bakar onun oralarda bir yerde olduğunu bilirdim. Bana çok şey öğretmişti.

Küçük Prens Hikayesi Hakkında Sorulan Sorular:

  • Küçük Prens Hikayesinin Konusu Nedir?: KüçükPrens Hikayesinin Konusu, uçağıyla çöle düşen bir gezginin, çölde farklı gezegenden gelen küçük prens ile karşılaştıktan sonra onunla geçirdiği vakittir. Küçük prens sayesinde gezgin, birçok şey öğrenir.
  • Küçük Prens Masalının Ana Fikri Nedir?: KüçükPrens Masalının Ana Fikri, olaylara büyükler gibi sadece şekilleriyle bakmamalıyız, her şeyin iç yüzünü de görebilmeliyiz. Bazen göremesek bile öyle olduğuna inanmalıyız. Ayrıca çocuk ruhumuzu hiçbir zaman kaybetmemeliyiz. Büyüdükçe çocuk ruhumuzun eksilmemesi gerekir.
  • Küçük Prens Kitabı Kaç Sayfa?: Küçük prens kitabı okumak isteyen kişiler Küçük Prens kitabı kaç sayfa olduğunu sorabilirler. Bu sonradan basılan kitapların yazı boyutu ve kitap içeriğindeki görsellere göre değişse de yazar tarafından yazılan ilk kitap toplam doksan altı sayfadan oluşur. Küçük prens okumak isteyenler için ideal bir boyuttadır. Sizler de küçüklerinize küçük prens masalı okuyarak onlara bu güzel anlam dolu masalı öğrenmesini sağlayabilirsiniz.
  • Küçük Prensin Anlatmak İstediği Nedir?: Küçük prens ne anlatıyor diyenler için şu sözleri söyleyebiliriz. İnsanlar zamanla çocukluk ruhunu kaybetmekte ve bu kişiler olayların iç yüzünü, iç güzelliğini göremez hale gelmiştir. Bu yüzden her zaman olayların iç yüzünü görmeye çalışmalıyız, şekillere takılı kalmamalıyız.
  • Küçük Prens Masalının Yazarı Kimdir?: Küçük prens masalının yazarı Antoine de Saint-Exupéry’dir. İlk olarak Fransızca olarak yayılan bu masal Dünya Klasiği haline gelerek zamanla şekillenmiştir.
  • Küçük Prens hangi gezegenden gelmiştir?: Küçük prensin geldiği gezegen Türk Astronomu tarafından keşfedilen B-612 gezegeni olduğu söylenir. Tabii ki kurgusal bir ürün olduğu düşünülürse bu bilgi tam olarak belli değildir.
  • Asteroid B612‘yi kim buldu?: Küçük prensin yaşadığı söylenen B-612 gezegenini Türk Astronom kim olduğu tam bilinmemekle beraber, Fatih Gökmen ya da Ahmet Ziya Akbulut olduğu söylenir. Ahmet Ziya Akbulut, birçok iş ile uğraşmıştır. Ressamlık, müzecilik, yazarlık ise bunlardan birkaçıdır. Türk Astronom bu keşfini İnternasyonal Astronomi Kongresi’nde duyurmuştur. Ancak kıyafetleri yüzünden kimse tarafından pek ilgi görmemiştir.

HikayelerHikaye Oku5 Yaş Masalları


Benzer İçerikler

Uçan Sandık
Uçan Sandık Hikayesi
Pinokyo Hikayesi Oku
Pinokyo Hikayesi
Güzel ve Çirkin Hikayesi-Oku
Güzel ve Çirkin Hikayesi
Denizci Sinbad
Denizci Sinbad Hikayesi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Masal Oku | © 2023, Tüm hakları saklıdır.