Uçan Sandık Hikayesi

Uçan Sandık

Abone Ol google news

Çok zengin iyi yürekli bir tüccarın servetinin oğluna kalması ve oğlunun başından geçenleri konu edinen güzel ve akıcı bir masal. iyi okumalar.

Uçan Sandık
Uçan Sandık

Uçan Sandığın Hikayesi

Bir varmış, bir yokmuş evvel zaman içinde güzel bir ülke varmış. O ülkede bulunan büyük bir şehrin içinde güzel bir yol, güzel bir pazar yeri, altından yapılma bir veranda… Bir dakika! Altın bir veranda mı? Hım, burası zengin tüccarın evi varmış.

Eğer bu masalı size anlatmazsam, çok yazık olur. Hayır, bu masal tüccarla ilgili değil ama tüccar, bu masalda epey önemli bir kişi…

Bu tüccarın o kadar çok parası varmış ki, bütün sokağı gümüşlerle kaplayabilirmiş. Ama o, bilge bir adammış ve zeki bir iş adamıymış. Parasını nasıl harcayacağını ve nasıl biriktireceğini iyi bilirmiş. Bu tüccarın Swen adında bir oğlu varmış. Ama Swen, tembel mi tembel bir çocukmuş.

Swen: “Kahvaltı vakti! Teşekkür ederim. Günaydın babacığım.”

Tüccar: “Günaydın oğlum, iyi uyumuşsundur umarım.”

Swen: “Evet, iyi uyudum. Altın çarşaf normal çarşaftan çok daha iyiymiş. Ama o yakut taşları sökmemiz gerekiyor bana batıyorlar.”

Tüccar: “Ah, Swen! Yakutlarla işlemeli altın çarşafa ihtiyacın yok senin.”

Swen: “Ne fark eder ki baba? Biz zenginiz, hatta bugün arkadaşlarım için bir eğlence düzenliyorum. Arkadaşlarımdan birine, büyük bir tekne satın aldım. Bunu kutlamak istiyorlar.”

Tüccar: “Bir arkadaşına bir tekne mi satın aldın? Bunu sana bir eğlence verdirerek mi kutluyorlar? Ne biçim arkadaş bunlar böyle oğlum?”

Swen: “Beni çok seviyorlar. Benim en büyük insan olduğumu düşünüyorlar.”

Tüccar: “Seni, paran için seviyorlar. Herkesi memnun etmeye çalışmaktan vazgeç. Başkaları senin hakkında ne düşünür diye düşünme. Gerçekten sevdiğin şeyi yap.”

Swen: “Eh, ama ben başkalarının beni beğenmesini sağlayan şeyleri yapmayı seviyorum. Öyle olmaz mı?”

Tüccar: “Ah! Ben, seninle, ne yapacağımı hiç bilmiyorum! Her neyse, dinle beni şimdi bak; sana önemli bir şey söylemeliyim. Tavan arasında, eski bir sandık var. Ama bu sandık, sıradan bir sandık değil. Sen, artık büyüyorsun. Yakında, servetim sana kalacak. Bütün bunlar, hepsi senin olacak. Bugün, senden bir söz istiyorum. Ben ölünce, ne olursa olsun, o sandığı kimseye vermeyeceksin. Anladın mı beni?”

Swen: “Eee”

Tüccar: “Bana söz ver Swen!”

Swen: “Evet baba, söz veririm.” demiş.

Aradan yıllar geçmiş. Günün birinde, tüccar hayatını kaybetmiş. Swen, artık yetişkin biriymiş. Babası için üzülüyormuş. Kısa süre sonra, babasının servetini devralacak yaşa gelmiş.

Swen: “Ne? Her şey bana mı miras kaldı?”

“Evet Swen, babanın bütün serveti sana miras kaldı. Yani, babanın bütün serveti artık sana ait oluyor. Onu akıllı kullan olur mu.”

Ama, akıl Swen’i yıllar önce terk etmiş. Gösterişli ve gereksiz bir şekilde, para harcamış. Her gün eğlenceler düzenliyormuş. Evi her gün yeniliyormuş. Her gün farklı görünüyormuş. Evi, en pahalı antikalarla döşüyormuş. Arkadaşları, ondan etkileniyorlarmış.

Bu durum, Swen’i çok mutlu ediyormuş. Bütün arkadaşları, artık Swen’in çok zengin olduğunu ve parasını istediği şeye harcayabileceğini biliyorlarmış. Ama bütün arkadaşları, bir şeyi daha biliyormuş; Swen’in gizli bir yeteneği varmış. Çok iyi öykü ve Masal anlatabiliyormuş.

Swen, hiç kimsenin anlatamadığı öyküleri anlatıyormuş. Dinleyenler, bu öyküler karşısında, adeta büyüleniyormuş.

Arkadaşı: “Öyküler anlatarak bir servet kazanacaksın dostum.”

“Eh, ama zaten servet sahibi değil miyim?”

” E tabi ki ama bu para her zaman var olmayacak değil mi? Harcadığın kadarını kazanman gerekmiyor mu?”

“Ah, eğlencemizi bozma şimdi! Hadi!”

“Tamam öyleyse eğlenelim!”

Bu eğlenceler, birkaç hafta daha devam etmiş. Evet, sadece birkaç hafta. Çünkü para, kısa sürede tükenmiş. Swen, masraflarını karşılamak için antikalarını satmaya başlamış. Ama eğlence düzenlemekten ve dostlarına para harcamaktan vazgeçmemiş.

Sonunda, bir sabah çalışanlarından biri onun yanına gelerek “İflas ettin.” demiş.

Swen: “İmkansız! Biraz daha param kalmış olmalı. Petrik yeni bir araba istedi. Hiç olmazsa onu alabilirim Petrik’e. Olmaz mı?”

“Hayır Swen, bütün para bitti! Sadece üstündeki o bornoz, ayağındaki o terlikler ve bu eski sandık kaldı. Bunları satsan bile fazla para etmezler.”

Swen: “Ah, bütün param tükendi demek, yaşayacak bir evim bile yok. Bir yatağım bile yok. Ah, o da ne! Bir anahtar! Bu boş sandığın bir anahtarı var. Harika! Ha? O da ne! Rüya mı görüyorum? Öldüm mü yoksa?”

Ama bu bir rüya değilmiş. Swen de ölü değilmiş. Bu, sıradan bir sandık değilmiş; bu sihirli bir sandıkmış. Swen’i dağların ve denizlerin üstünden uçurmuş. Sandık, sonunda, bir ülkede yere konmuş.

Swen sandıktan inmiş ve onu bir ağacın altına saklamış. Ardından, pazar yerinde dolaşmış. Orada herkesin üstünde, bornoz ve ayağında terlik varmış. Bu yüzden kimse Swen’den şüphelenmemiş. Bir süre dolaştıktan sonra, bir saraya rastlamış.

Swen: “Vay canına! Ne kadar da büyük bir ev!”

“Ev mi? Ahaha! Sen dünyaya yeni mi geldin? Orası bir ev değil. Orası bir saray! Padişah ve karısı, kızları prensesle birlikte o sarayda yaşarlar.”

“Prenses mi?”

“Evet, tabi ki ama padişah ve karısı, kızlarının üstüne titrerler. Kimsenin onunla kolayca tanışmasına izin vermezler.”

“İyi, onların iznine ihtiyacım var sanki.” diyerek hemen prensesi görmeye gitmiş. Prenses, uyuyormuş. O kadar güzelmiş ki, Swen oracıkta oturup onu seyretmiş. Onu uyurken seyretmek, çok hoşuna gitmiş. Ama, uzun sürmemiş.

Prenses: “Ah! Ne? Kimsin sen?”

Swen: “Hayır, çığlık atmayın! Benim adım Swen! Ben, ben bir meleğim. Evet, aynen öyle. Ben bir, sandık meleğiyim.”

Prenses: “Sandık meleği misin? Nedir bu? Tekerleme mi? Öyle bir şey yoktur.”

Swen: “Ama var! Ben ta kendisiyim ve tam karşınızda duruyorum.”

Prenses: “Bu doğru olsa bile, benim iznim olmadan odama girebileceğini nereden çıkardın? Bu, ne cüret! Kim olduğun umurumda bile değil. Seni tutuklattıracağım.”

Swen: “Hayır! Lütfen, size yalvarırım. Özür dilerim. Haklısınız. Öyle yapmamalıydım, biraz merhamet…”

Prenses: “Kes yalvarmayı! Söyle bana, buraya nasıl tırmandın?”

Swen: “Ah, aa, sandığımla uçtum. Aydan uçtum. Orada güzel şelaleler vardır ve göller. Tıpkı, gözleriniz gibidirler. Düşünceleriniz, deniz kzları gibi yüzüyor gözlerinizde, alnınız, kar kaplı bir dağ yamacı gibi. Sizden gözlerimi alamıyorum. Söyleyin prenses, denizlerin ötesinden güzel bebekler getiren leylekleri biliyor musunuz?

Prenses: “Vay canına, harika öyküler anlatıyorsun. Şaşırdım.”

Swen: “Prenses, benimle evlenir misiniz?”

Prenses: “Ne! Senin ne derdin var? Daha yeni tanıştık!”

Swen: “Birbirimizden hoşlandığımızı sandım.”

Prenses: “Ah, sen benden hoşlanmışsındır. Git artık!”

Swen: “Ama neden evlenemiyorum sizinle? Öykülerimi beğenmediniz mi?”

Prenses: “Hım, evet, beğendim. İstersen iki gün sonra gel de ailemle tanış. Onlar da öykü dinlemeyi çok severler. Babam neşeli şeylerden, annemse ders veren şeylerden hoşlanır. Böyle bir öykü getirirsen ben de seninle evlenirim.”

Swen: “Hah, şimdi oldu. Yakında görüşeceğiz prenses.”

Swen sandığıyla birlikte ormana geri uçmuş. Bütün günü ve geceyi, mükemmel bir öykü yazarak geçirmiş. Daha önce kendini hiç böyle mutlu hissetmemiş. Ne yemiş, ne içmiş ne de uyumuş. Kısa süre sonra padişahla ve karısıyla tanışacağı gün, gelip çatmış.

Swen nezaket ve heyecan içinde saraya girmiş. Prenses, ailesine Sandık Meleği’nden ve anlattığı o mükemmel öykülerden bahsetmiş, padişah ve karısı, daha fazla bekleyememişler.

Swen: “Padişaha ve sevgili karısına en derin saygılarımı sunarım.”

Padişah: “Ooh tamam, tamam, başla bakalım öyküne.

Swen: “Bir zamanlar, kibritler varmış.”

“O, siz burada yenisiniz galiba. Nereden geldiniz?”

“Bizler kibritleriz. Bizler, büyük çam ağacından geliyoruz. Bizler, en zenginden daha zengindik. Bütün bir yıl boyunca yeşil kalmayı başarabildik. Kuşlar dallarımıza konardı ve bize şarkılar söylerdi. Sonra, ormancı geldi ve bizi insanların dünyasına getirmeden edemedi.

“Herkes, bizim ne kadar asil olduğumuzu görmeliydi. Ailemizin asıl direği, bir gemiye dönüştü. Bu gemi, gerekirse dünyayı dolaşabilir. Bizse, insanlara ışık getirelim diye buraya getirildik.”

“Bu aslında üzücü bir hikaye. Aile birbirinden ayrıldı. Olduğunuz kişiyi gerçekten seviyorsanız, niye bizi etkilemeye çalışıyorsunuz?”

“Ah, lütfen bay çakmak Kutusu! Siz, sadece bizi kıskanıyorsunuz. Artık burada olduğumuz için hiç kimsenin sizi kullanmayacağını biliyoruz. Siz yaşlısınız, ateş yakmak için artık size ihtiyaçları yok.”

“Ah, keşke benim de hayatım da bu kadar ilginç olsaydı. Beni en çok kızdıran şey, beni yıkama biçimleri. Beni kaşındırıyor. Buradaki diğerleriyle yaptığım sohbetleri dört gözle bekliyorum.”

“Ya, herkes bizim kadar şanslı değil.”

“Sizin yanışınızı seyretmek çok etkileyici ve güzel bir şey olurdu.”

“Ne? Öyle bir şey deme! Onu söylemek çok berbat bir şey.”

“Siz onu dinlemeyin. Hiç de berbat değil. Biz, çok güzel görünüyoruz.”

“Ben onu kastetmemiştim”

Swen: “Sonra, bir anda odaya bir hizmetçi girmiş. Herkes bir anda susmuş. Hizmetçi, tencereyi ocağın üstüne koymuş ve ateşi yakmak için bir şey aramış. Kibritler, kendilerini seçsin diye umut ediyormuş. Çünkü herkesi etkilemek istiyorlarmış. Ve öyle de olmuş. “

“Hizmetçi, kibrit demetini almış, ve hepsini tek seferde yakmış. Ardından, odunların üstüne atmış. Kibritler de bir anda alev almış ve odunları tutuşturmuş.”

“Artık, bilecekler!” diyerek sonra, yanıp gitmişler. Yani ana fikrimiz:

Prenses: “Etrafındakileri etkilemek için, asla kendini yakma, kendin ol!

Swen: “İşte bu çok doğru.”

Padişah: “Hahaha! Ne güzel bir hikaye bu!”

Karısı: “Şahane, kesinlikle mükemmel. Hayatım, kızımızı evlendirebilirsin.”

Padişah: “Evet, evet tabi ki! Hazırlıklar hemen başlasın, bunu kutlayalım.” demiş ve müthiş bir kutlama olmuş. Bütün şehir, gökteki yıldızlar gibi aydınlanmış.

Swen: “Ah, onları etkilemek için daha fazlasını yapmalıyım. Gökyüzünü ben aydınlatmalıyım.”

Swen, ikinci bir defa düşünmeden, sandığın içine havai fişekler doldurmuş. Ve fişekleri patlatmak için havalanmış. Çok güzelmiş ama bir anda…

Swen: “Ah, hayır! Ah hayır ben ne yaptım! Artık prensesle buluşamam. Ah, onlar haklıydı. Etrafındakileri etkilemek için asla kendini yakma, kendin ol.”

Swen, önemli bir ders almış. Öyküler yazıp bunları başka insanlara anlattığında, gerçekten mutlu olduğunun farkına varmış. Başka hiçbir şey, onu bu kadar mutlu etmiyormuş. Ne para, ne sandık ne de prenses.

Böylece uzaklara gitmiş ve en sevdiği şeyi yapmış. Bundan sonra da adı, Masalcı Swen olmuş.

Değişik MasallarNasrettin Hoca FıkralarıEzop Masalları


Benzer İçerikler

Kral-Keci-Sakal
Kral Keçi Sakal Hikayesi
Panda Pandi Masalı
Panda Pandi Hikayesi
Kıskanç Komşu Masalı
Kıskanç Komşu Hikayesi
Kedi Prenses Masalı
Kedi Prenses Hikayesi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Masal Oku | © 2023, Tüm hakları saklıdır.